Ayşe’nin memleketinde olduğu süre boyunca Levent ona karşı hissettiklerinin ne kadar yoğun olduğunu anlama fırsatı buldu. Henüz birinci sınıfın ilk dönemini tamamlamışlardı ama onsuz bir hayat yaşayamayacak kadar özlemişti Ayşe’yi. Onu ürkütmemek için üzerine çok düşmekten çekiniyordu, Ayşe’nin duygularına karşılık vereceğinden henüz hiç emin değildi. Birlikte sadece ders çalışıyorlar ve yürürken de havadan sudan bahsediyorlardı. Ayşe okulunu başarı ile bitirip, babasının onun için verdiği çabaları boşa çıkarmak istemediğinden ve bu nedenle dersten başka bir şeye odaklanmaması gerektiğinden bahsetmişti ama Levent’in onu derslerinden geri bırakmak gibi bir niyeti zaten hiç yoktu. Tam aksine kendisi de onunla çalışınca daha çok motive oluyor, kendi başına olabileceğinden daha çok başarı sağlıyordu.
Elif hanım iki oğlunun bölümlerindeki aynı kızdan hoşlandıklarından habersiz, artık üniversiteli olduklarından etrafından onlara uygun kızlar bakmaya başlamıştı. Gerçi bu zamanda gençlerin ailelerinin uygun gördükleri ile evlenmeyeceklerini biliyordu ama en azından o öneride bulunursa iki oğlundan birinin dikkatini çekecek adaylar bulabilirdi. Üniversite notları önceki yıllarda olduğu gibi ailelerle paylaşılmadığından Berent’in okulu serdiğini ve notlarının düşük olduğunun da farkında değillerdi. Her iki evlatlarının da başından beri gösterdikleri eş başarı ile yollarına devam ettiklerini düşünüyorlardı. Babaları her ikisini de üniversite bitince yurt dışına yüksek lisansa göndermeyi planlıyordu.
Ayşe ailesinden ilk kez bu kadar ayrı kaldığı için onları çok özlemişti. Onun yokluğunda ailesi ağabeyine kız istemeye gitmişlerdi. Yazında düğününü yapmayı planlıyorlardı. Ağabeyi ve kardeşleri ile de arası çok iyi olduğundan o gelir gelmez hemen heyecanla olanı biteni anlatmaya başladılar. Babası kızının aldığı yüksek notlarla gurur duymuştu. Annesi de okutulmamış bir kadın olmasına rağmen Ayşe’nin okumasının ne kadar önemli olduğunu bilen bir kadındı. Kocasının da kendisi gibi hatta daha fazla kızını destekliyor olmasından çok mutluydu. Ayşe’nin anneannesi okumayı çok isteyip, kız çocuk okumaz diye erken yaşta evlendirilince çok içerlemiş, doğurduğu üç oğluna da bir gün kızları olursa hepsini okutacaklarına yemin ettirmişti. Elbette erkek evlatlarının da okumalarına önem veriyorlardı. Bu devirde okumanın önemli olduğunu köylerde hayat ve gelecek azaldığı için çocukların okuyup hayata tutunmaları gerektiğine inanıyorlardı. Sözünü yaptıkları büyük oğulları iki yıllık bir okul bitirmiş, askerliğini de yapıp gelmişti. Evlendikten sonra karısı ile ilçede yaşayacaklardı.
Ayşe bir yandan ailesi ile hasret giderirken geceleri başını yastığa koyunca Levent’i düşündüğünü fark etmişti. Bütün kardeşleri erkek olduğu için erkeklerle de, kızlarla da her zaman iyi anlaşırdı. Levent ile arkadaşlık ederken de bu yüzden hiç başka şey düşünmemiş, rahat hareket etmişti. Levent’te onu huzursuz edecek herhangi bir davranışta bulunmamış, herhangi bir söz etmemişti. Yine de eve geldiğinde onu aklından çıkaramıyor olması arkadaşça bir duygu muydu ? Okula dönmesine bir kaç gün kala içinde duyduğu heyecan ve sevinç de artınca yanakları pembe pembe olmaya başlamıştı.
Otobüse binip onu uğurlamaya gelen anne ve babasına hüzünle el sallarken bir yandan da ertesi gün Levent’i göreceği için kalbi hızlı hızlı atıyordu. Tatilin sona ermesinden önceki gün Levent’te tam olarak onun gibi hissediyordu. İki haftayı onu düşünerek geçirmişti ve gerçekten de çok özlemişti. İki hafta boyunca onu nasıl açılacağını düşünüp durmuştu. Önce onun bir şey hissedip hissetmediğine odaklanmaya karar veriyor, sonra fikrini değiştirip gelir gelmez açılmanın planlarını yapıyordu. Berent ise notlarını yükseltmiş olmanın rahatlığıyla her zaman yaptığı gibi gezmeli, tozmalı bir tatil geçirmişti. Levent bir kaç kez tekrar yapmalarını önerse de, akşam yapacaklarına söz verip, yine dışarıda arkadaş buluşmalarına katılmıştı. Okul açıldığında yine Ayşe’ye takılmayı planladığından notlarının bundan sonra düşmeyeceğinden emindi. Levent nasılsa kendi başının çaresine bakabilirdi.
Okulun açıldığı ilk gün ders başlamadan önce Levent bölümün kapısında Ayşe’yi görebilmek için etrafına bakınıp duruyordu. Berent derse daha on dakika olduğundan onu özleyen tayfası ile kantinde çay ısmarlıyordu.
Ayşe koridorun ucundan görünür görünmez Levent heyecanla el salladı sonra bu kadar heyecanlı görünmenin aptalca olduğunu düşünüp utandı biraz. Ayşe’de onu fark edince çok heyecanlanmış ama heyecandan donup kaldığı için çok istese de onun gösterdiği coşkuyu sergileyememişti. Sınıfın önünde bir araya geldiklerinde ise heyecanları daha da arttığından birbirlerine gülümseyip durmuşlar, ders başlama saati geldiği için de içeri girmişlerdi. Artık derslerde de yan yana oturduklarından Levent ders boyunca yan gözle onu izleyip durmuştu. Dersin başlamasına bir kaç dakika kala gelen Berent ikisinin yan yana oturduklarını görmüş ama o kısım dolduğunda başka bir yere oturmak zorunda kalmıştı. Ders sona erer ermez de onları kaçırmamak için yakın olduğu sınıfın kapısına gidip onların gelmesini bekledi.
Levent daha ilk günden kardeşinin onları yine kapıda beklediğini görünce şaşırdı biraz. Henüz dersler bile yeni başlamışken ne diye üçünün takılıp ders çalışmaları gerektiğini anlayamamıştı. Ayşe’nin her zaman ki gibi kütüphaneye gitmek isteyeceğini biliyordu ama en azından kısa kalıp sonrasında yurda yürürken sohbet edebilerdi. Berent peşlerinden ayrılmazsa yine konuşamadan ertesi günü beklemeleri gerekiyordu. Ayşe ile konuşmadan kardeşine bir şey söylemek istemediği için mecburen yine üçü birlikte kütüphaneye gittiler. Bu defa Ayşe’de, Berent’in ilk günden onlara takılmasını hiç istememişti ama mecburen o da sessiz kaldı. Levent ile Ayşe aynı masaya oturunca Berent orada yer kalmadığı için yine yan masalarına geçti. Levent onun başı kitabında olduğu bir sırada, geçen yaz okuduğu kitabın arasında kuruttuğu papatyayı çıkarıp masanın üzerine koyunca, Ayşe bunun kendisi için olduğunu hemen anladı ve gözlerini kaldırıp Levent’e baktı. Levent ilk defa onun gözlerinde duygularını görebildi böylece. Ayşe utanıp başını eğdi yeniden ve bir şey söylemeden papatyayı masanın üzerinden alıp kendi kitabının arasına koydu. Bu aralarındaki duygularına dair ilk sözsüz iletişimdi ve ikisi içinde çok etkileyici bir an olmuştu. Berent başını kaldırıp onlara baktığında çiçek çoktan Ayşe’nin kitap sayfaları arasına yerleştiğinden hiç bir şey fark etmedi.
Kütüphane çıkışında Berent yine onların yürümesine izin vermese de, artık ikisi de birbirlerindeki kıvılcımı hissettikleri için daha mutlu ayrıldılar. Ertesi gün Levent aynı masada çalışırken hafifçe Ayşe’nin masanın üzerinde duran eline dokununca, Ayşe elinde olmadan gülümsedi. Levent’in yüzünde oluşan gülümseme onunkinin iki katıydı. Berent yine o anı kaçırdığı için olan biteni anlamadı. Ertesi gün yine hafifçe dokunup ve Ayşe’nin hesap yaptığı kağıda küçük bir papatya çizdi Levent. Devam eden günlerde bu sözsüz iletişimi kendi aralarında ilerletmeye başladılar ve nihayet iki hafta sonra Levent kütüphaneden çıktıklarında kardeşine Ayşe ile bir şey konuşmaları gerektiğini söyleyerek ondan kurtulmayı başardı. Berent bu iki haftada olanların farkına bile varmadığı için ikisinin ne diye onu bırakıp ayrıldıklarına bir anlam veremedi. Bozulsa da sesini çıkaramadığı için eve tek başına döndü. Ayşe, Levent’in kardeşine söylediklerinden sonra artık onunla konuşacağını anladığı için kıpkırmızı olmuştu. Uzun zaman sonra ilk defa yan yana yürüyorlardı. Okuldan çıkıp biraz uzaklaştıktan sonra Levent, Ayşe’yi kolundan tutup durdurdu ve “Sanırım artık kalbimin nasıl attığını gizlemek zorunda değilim!” dedi utangaç bir tavırla ve Ayşe’nin elini alıp kalbinin üzerine koydu.
(devam edecek)