Berent hırslı bir yapıya sahipti, notlar sınıf panolarında ilan edildiğinde kardeşinin notlarının hepsinin yüksek olduğunu görünce canı sıkıldı. Evet başkaları tarafından şımartılmayı seviyordu ama kardeşinden geri de kalamazdı. Bunca yıldır başarıları her zaman eşit devam etmişti. Bu nedenle aralarında bir rekabet gerekmemişti ama kendi notları düşük olunca Berent’in gizli rekabetçi tarafı hemen devreye girdi. İkinci sınavlardan önce eksiklerini tamamlayıp, Levent’e yetişmesi gerekiyordu.
Ayşe’nin notları da tıpkı Levent’in notları gibi yüksekti, başarılı hissetmediği tek dersi de Levent’in sayesinde halletmişti. Böylelikle babasının emeklerinin boşa çıkmaması için bir adım daha atmış olduğundan Levent’e minnet duymaya başlamıştı. Aslında hissettiklerinin minnet olduğunu düşünüyordu sadece başlangıçta.
Berent, kardeşini evde de çalışırken görmediği için neler yapıp da böyle yüksek notlar aldığını takibe başladığından onun her dersten sonra kütüphaneye koştuğunu fark etti. İkisinin de evde kendilerine ait gayet konforlu odaları varken neden böyle yaptığını anlayamasa da o da kardeşi gibi kütüphanede çalışmaya karar verdi. Belki orada anlamadığıl yerler için birileri ile yardımlaşarak böyle başarılı olmuştu. Sınav notlarının belli olmasından bir hafta sonra bir şey söylemeden dersten sonra Levent’in peşinden gitti. Levent, Ayşe ile orada görüştüğü için heyecanla içeri girmiş ve Ayşe’nin her zaman çalıştığı masaya yerleşmişti. Arkadaşlıkları ilerlediği için artık ikisi birlikte çalışıyordu. Berent’te sanki tesadüfmüş gibi içeri girip kardeşinin yanına gitti.
“Tesadüfe bak!” dedi fısıldayarak, “Demek kardeşim de kütüphane kurdu olmuş!” dedi ve kitaplarını masaya koyup, Ayşe’nin her zaman oturduğu yere geçip oturdu. Tabi bunu bilerek yapmıyordu. Levent, Ayşe’nin birazdan geleceğini bildiği için Berent’in gelip onların birlikte çalıştıkları masaya oturmasına bozuldu ama bir şey belli etmek istemedi ama sonra kardeşine hayatındaki kızdan bahsetmenin bir sakıncası olmadığına karar verdi. Tam söyleyecekken Ayşe içeri girdi ve Levent’in masasında başkasını görünce sessizce yanlarına gitti ve bir şey demeden yan masaya yerleşti. Levent masada yer olmadığı için onun oraya geçtiğini düşünüp, Berent’e gülümsedi ve kalkıp onun masasına oturdu. İkisi birbirlerine gülümseyip, fısıldaşınca, Berent neye uğradığını şaşırmıştı ama kütüphanede kardeşine bir şey soramayacağı için sessizce önündeki kitaba odaklanmaya çalıştı ama iki saat boyunca yan gözle ikisini izledi. Hallerine bakılırsa samimiyetleri ilerlemiş gibiydi. Levent’in mahcubiyeti henüz sevgili olmadıklarını gösteriyordu ama bakışları duygularını fazla tutamayacağını gösteriyordu. Uzun zamandır takip ettiği kızla Levent’in ne ara bu aşamaya geldiklerini anlayamamıştı ama Levent’ten önce harekete geçerse bir şansı olabileceğine karar verdi. Ayşe ve Levent kalkınca o da hemen kitaplarını toplayıp kalktı. Levent selam verip gidecekken onun da toparlandığını görünce bir şey demedi. Üçü birlikte kütüphaneden çıkınca, “Sınıfın kitap kurtlarının nerede buluştuğu anlaşıldı. Ne yazık ki notlarım iyi gelmediği için ben de bundan sonra size takılacağım!” dedi gülerek.
“Siz kardeş falan mısınız?” dedi Ayşe ikisinin benzerliğine bakıp, daha önce Berent’i fark etmediği, Levent’te onca zamandır ailesinden neredeyse hiç bahsetmediği için bunu düşünmesi için bir neden olmamıştı.
“Ah kardeşim!” dedi Berent gülerek, “Ona bizden hiç bahsetmedin mi? Ben Berent, Levent’in dokuz dakika büyük olan ağabeyiyim!” diyerek Ayşe’ye elini uzattı.
“Dokuz dakika mı?” dedi Ayşe şaşırarak, “İkiz misiniz yani siz?”
Levent gülerek başını salladı.
“Sizi hiç birlikte görmedim, aynı bölümde miyiz yani?”
“Evet” dedi Levent, “Berent ve ben doğduğumuzdan beri neredeyse hiç ayrılmadık!”
“Artık birlikte takılacağımıza göre haydi gelin size bir yemek ısmarlayayım!” diye kardeşinin boynuna elini doladı Berent hemen, hem Ayşe’yi Levent’e bırakmamak, hem de notlarını toparlamak için onlardan ayrılmaya niyeti yoktu.
“Teşekkür ederim, ben yurda döneceğim!” dedi Ayşe hemen.
“Ben de onu yurda bırakacağım kardeşim, aç değilim. Teşekkür ederiz!”
“O halde yurda ben bırakayım Ayşe’yi, şoför geldi bekliyor! Sonra da birlikte eve geçeriz kardeşim pne dersin!”
“Yurt uzak değil teşekkür ederim! Siz iki kardeş evinize gidebilirsiniz!” dedi Ayşe nazikçe ve tam dönüp gidecekken, Berent tuttu kolundan.
“Lütfen bu nezaketi göstermeme izin verin!” dedi bir prens edasıyla.
Levent kardeşinin ne yapmaya çalıştığından emin değildi, Ayşe’yi birazcık tanıdıysa bu tavırlardan hoşlanmayacağından emindi. Berent’e dönüp, “Tamam, zorlamap istersen!” dedi kibarca.
“Zorlamıyorum, artık ekip değil miyiz? Ayşe bize de gelebilir ders çalışmak için!” dedi Berent ama Ayşe gülümsemekle yetindi ve Levent’e görüşürüz diyerek dönüp gitti yanlarından. Levent Ayşe ile yürüme şansını kaybettirdiği için Berent’e biraz bozulmuştu ama onun çenesi ile uğraşmak istemediği için bir şey söylemedi ve birlikte şoförün getirdiği arabaya binip eve gittiler. Sonraki günlerde Berent yine peşlerini bırakmadığı için birlikte vakit geçiremediler. Kütüphanede üç kişi çalışmak çok sesli olduğundan kantine geçmeye karar vermişlerdi. Görünüşe göre Berent’in çok fazla eksiği vardı. Levent ona eksik kısımlarını evde anlatabileceğini söylese de, Berent onlarla çalışmakta ısrar ediyordu. Üstelik kantinde çalışırlarken onun peşinde dolaşan tayfası da sürekli yanlarına gelip gittiği için dikkatleri dağılıyordu. Levent Ayşe’nin yakında bu üçlüden ayrılacağının sinyallerini almaya başlamıştı. Onu kaybetmek istemediği için bir an önce duygularından bahsetmesi gerektiğine karar verdi. Eğer ondan bir karşılık alabilirse böylece Berent’e onun kız arkadaşı olduğunu söyler ve yanlarından kolayca uzaklaştırabilirdi. Tabi Ayşe onu ret ederse de acele ettiği için onu kaybedebilirdi.
Ayşe gerçekten de Levent’in tahmin ettiği gibi Berent’ten hiç hoşlanmamıştı. Sürekli zenginliklerini vurgulama çabası onu rahatsız etmişti. Onunla tanışana kadar Levent’in varlıklı bir aileden geldiğinden haberi bile yoktu. Levent o istemediği sürece herhangi bir şey alıp içmiyordu bile, oysa Berent kantinci çocuğun cebine harçlık doldurduğu için garsonmuş gibi sürekli masalarına bir şeyler getirtiyordu. Bu ikramdan faydalanmak isteyen beleşçilerde çevrelerini hiç boş bırakmıyorlardı. Bu arada iki zengin kardeşi yanına alıp kantinde oturan Ayşe, sınıfın diğer kızlarının dikkatini çekmişti. Kimse bu iki kardeşin ne diye bu silik kızın etrafında dolandığına bir anlam veremiyordu. Birini değil ikisini birden istediğine göre silik sandıkları kız kurnaz bir aç gözlüydü.
Levent işlerin iyice sarpa sarmaya başladığını görünce bir an önce onunla konuşmaya karar verdi ama ara tatile kadar Berent onları dakika bırakmadığı için bir türlü fırsat bulamadı. Son sınavların hemen ardından Ayşe ara tatili ailesi ile geçirmek için memleketine gidince, Berent’te kardeşinin peşini bırakmak zorunda kaldı. Bu son çalışma temposuyla notları ilk sınavlara göre yükselmişti ama henüz Levent ve Ayşe kadar iyi değildi.
Levent kardeşinin de Ayşe’den hoşlandığını anlayamadığı için onun sadece not kurtarma peşinde olduğunu düşünüyordu. Ancak neden evde onunla çalışmak yerine illa üçünün takılması gerektiğini düşündüğünü anlayamamıştı. Belki de Ayşe’nin, Levent’ten daha çalışkan olduğunu sandığı içindi. Berent’te tıpkı kardeşi gibi Levent’ten kurtulup, Ayşe ile baş başa kalma yollarını arıyordu. Bu güne değin kızları etkilediği hiç bir yöntem Ayşe üzerinde etkili olmamıştı. Levent ile aralarındaki samimiyet daha çok olduğundan ikisinin sohbetine dahil olamıyordu. Ancak bu süre içerisinde Ayşe ve ailesi hakkında o da bilgi sahibi olmayı başarmıştı. Çifti aileden gelen bu kızın sahip olmadığı onca şeyden neden etkilenmediğini bir türlü çözemiyordu. Levent ile aynı saflık derecesinde oldukları için anlaşıyor olmalıydılar.
(devam edecek)