Berent ve Levent varlıklı bir ailenin ikiz oğullarıydılar. İkiz olmalarına karşılık ikisinin birbirine zıt karakterleri olması yüzünden aralarında çoğu zaman sürtüşmeler yaşanıyordu. Anneleri Elif hanım iki kardeşin çocukluklarından beri yaşadıkları sürtüşmeleri her zaman tatlılıkla çözerdi. Levent, Berent’e göre daha sakin ve uyumlu olduğundan anneleri araya girdiğinde ilk o ikna olurdu barışmaya. Berent’te annesinin ısrarı sonucu razı olur öpüşür barışırlardı. İki kardeş aralarındaki tatlı sürtüşmelere rağmen ders başarısı konusunda eşittiler. İkisinin her dersten aldığı notlar her zaman yakın ve yüksekti. Bu denk başarı seviyesi üniversite sınavına girdiklerinde de, yakın puanlar ve aynı bölüm tercihini de beraber getirmişti. Babaları Toygar bey başka şehirde okumalarını istemediği için ikisi de aynı şehirdeki bir üniversitenin mimarlık bölümünü tercih etmişlerdi. Elif hanım oğullarının başarısı ile gurur duyuyordu. İkiz erkek çocuğu yetiştirmek gerçekten zor bir işti ama şimdi ikisi de mimar adayı olunca onlarla gurur duyuyordu.
Bölümde ikiz kardeşlerin olması herkesin ilgisini çekiyordu. Tek yumurta ikizi olmamalarına rağmen birbirlerine gerçekten benziyorlardı. Berent, Levent’e göre daha girişken ve havalı olduğu için bölümdeki kızların ilgisini hemen çekmişti. Okula kardeşinin aksine babasının pahalı arabası ve şoförü ile gelmeyi tercih ediyordu. Levent ise zaten çok uzak olmayan okul kampüsüne yürüyor ya da bisikletine biniyordu. Aynı aileden olmalarına rağmen zengin görünen Berent olduğu için herkes onun etrafında toplanmayı tercih ediyordu. Ayşe taşradan gelmişti. Dört çocuklu bir ailenin ikinci evladıydı. Çiftçi olan babası onu bu bölümde okutmak için topraklarının bir kısmını satmıştı. Diğer kardeşleri erkek olduğu için Nazım bey kızının okumasını daha çok önemsiyordu. Ayşe’de babasının bu özenini boşa çıkarmıyor eğitim hayatı boyunca en iyisi olmak için elinden geleni yapıyordu. Bir devlet yurdunda kalıyordu ve bölümdeki bir çok insanın aksine vaktinin çoğunu kütüphanede ders çalışarak geçiriyordu.
Levent onu okula başlamalarından bir ay sonra fark edebilmişti. Hüzünlü ela gözlerinin üzerine düşen kahverengi perçemlerimi çok zarif bir el hareketi ile geriye itiyordu. Sadeydi, kendini gösterme çabasında olmasa da dingin enerjisiyle hemen fark edilebiliyordu. Bütün bölüm peşinde koşarken Ayşe’nin ilgisizliği dikkatini çekmişti Berent’in de, o da kardeşi gibi bu diğerlerinden farklı olduğu hemen anlaşılan güzel kızı beğenmişti.
Ayşe ikisinin ilgisinin de farkında değildi. Ders biter bitmez kütüphaneye gidiyor, oradan da geç olmadan yurda dönüyordu. Herkesle iletişimde olmadığı için çok arkadaşı yoktu. Kendisi gibi sessiz ve kendi halinde olan bir kaç kız diğerlerine yanaşamadıkları için onunla arkadaş olmayı tercih etmişlerdi. Okulun başından itibaren ikizler tarzlarından dolayı farklı arkadaş grupları ile görüşmeye başladılar. Berent üniversite ortamında ilgi görüyor olmaktan çok hoşlanıyordu. Önceki kolejlerinde herkesin ailesi hemen hemen aynı kültür ve varlık düzeyinde olduğundan buradaki kadar öne çıktığı olmuyordu. Bölümün yakışıklı ve zengin çocuğu olmak hoşuna gitmişti. Kardeşinin bu konuda hiç bir zaman rakip olmayacağından emindi. Levent’in onun hoşuna giden tüm bu şeylerle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için insanlar bir süre sonra onların kardeş olduklarını neredeyse unutmuşlardı.
Levent Ayşe’nin her dersin ardından okul kütüphanesine gittiğini fark edince, onunla vakit geçirebilmek için o da kütüphaneye gitmeye başladı. Ayşe kütüphanedeki en ücra masaya geçiyor ve başını hiç kaldırmadan önündekilere odaklanıyordu. Bir kaç gün sonra onunla böyle iletişime geçemeyeceğini anlayınca, başka bir şey denemeye karar verdi. Dersleri iyi olmasına rağmen bölümün en zor derslerinden birini anlamadığını bahane ederek ondan yardım isteyecekti. Berent gözü onda olmasına rağmen çevresine topladığı kalabalık yüzünden Ayşe’nin her dersten sonra çabucak nereye kaybolup gittiğini çözememişti daha.
Levent, Ayşe kütüphaneye girmeden onu koridorda yakaladığında konuya nasıl gireceğini düşünemediği için karşısına dikilip “Yardıma ihtiyacım var!” deyiverdi. Ayşe aynı bölümde bile olduklarını fark etmediği Levent’i bir anda karşısında görünce şaşkın şaşkın baktı yüzüne ve “Ne konuda?” diye sordu.
Levent kendini toparlayıp derdini anlatınca şaşkınlığı geçmeden “Benim o derste iyi olduğumu nereden çıkardınız ki, benim de yardıma ihtiyacım var!” dedi gülerek.
O konuşurken Levent’in aklından geçen tek düşünce “Ne güzel gülüyor!” olmuştu, “Tamam beraber çalışalım o zaman!” dedi hemen, “Bir elim nesi var, iki elin sesi var!”
Ayşe omuz silkti pek anlamlı gelmediği için ama yine de razı oldu. Levent’in tatlı masumluğundan etkilenmişti o da. Kanlarının kaynadığı yaşlardaydılar ve Ayşe aşkı sadece izlediği filmlerde görmüştü. İkisi birlikte kütüphanede sessizce çalışamayacakları için haftanın iki günü kantinde sessiz bir köşede çalışmaya karar verdiler. Levent için istediğinden fazlasıydı bu başlangıç olarak.
Ertesi gün ders çıkışında ilk çalışmalarını yapmak için birlikte kantine gittiler. Levent hemen ikisine çay alıp getirdi. Aslında önden sohbet edip onu tanımak istiyordu ama Ayşe hemen kitabı defteri çıkarınca bir şey söyleyemedi. Ayşe daha ilk konuda onun bu dersten pek de yardıma ihtiyacı olmadığını anlamıştı. Tam anlamadığı yeri vurgularken, Levent ona konuyu detaylı ve en basit haliyle anlatıveriyordu.
“Yardıma ihtiyacın olduğundan emin misin sen!” diye güldü sonunda kendini tutamayarak.
Levent kendini ele verdiğini anlayınca güldü ama bozuntuya vermeden “Bunlar ilk konular ya, sonrakiler zor onları anlamadım ben!” dedi hemen.
“İyi o zaman, ben başından anlamamıştım. Bu daha çok benim işime yaradı!” dedi yine gülerek.
O sırada etrafına toplananlarla kantine giren Berent, onun için çay almaya giden arkadaşına bakarken bir kenarda karşılıklı gülen kardeşi ve beğendiği kızı görünce bozuldu biraz. Levent ne ara yanaşmıştı bu kıza? Hallerine de bakılırsa güzel vakit geçiriyorlardı ne ara samimi oldularsa?
Ayşe ve Levent ilk gün oyalanmadan ilk konuları halletmişlerdi bile. Çalışmaları sona erince Levent yine çay almak için harekete geçince, Ayşe teşekkür ederek, yurda dönmesi gerektiğini söyledi ve ayrıldı yanından. Levent yine sohbet şansı bulamasa da devam eden günlerde bu konuyu halledebileceğini düşünüp mutlu mesut döndü eve. Bülent arkadaşları ile ailesinden daha çok vakit geçirdiğinden geç geliyordu eve. O geldiğinde Levent çoktan uyuduğundan soramadı bir şey Ayşe hakkında. Bir kere kantinde oturuyor olmaları bir anlam ifade etmeyeceğinden boş verdi o da. En azından kardeşi aracılığı ile onunla takip etmeden tanışması mümkündü şimdi.
Ertesi gün Levent’in Ayşe ile ders randevusu olmasa da onu görmek için dersten sonra kütüphaneye koştu. Ayşe başını kaldırıp onu yakınındaki bir masada görünce gülümsedi elinde olmadan. O da gülümseyerek karşılık verdi, Ayşe toplanıp kalkınca da toplanıp yanına gitti hemen. Ayşe yurda döneceğini söyleyince de, vazgeçmeyip, yurda kadar yürüdü onunla. Ayşe’nin geldiği yeri, ailesini ve kardeşlerini öğrendi yol boyunca. Ertesi gün kantinde buluşup çalışma günleriydi zaten. Böylece sınavlara kadar hemen her gün görüştüler bir şekilde. İlerleyen konularda da bildiğini saklayamayan Levent, Ayşe’nin tüm bilgi eksiklerini tamamlayarak onun da iyi not almasını sağladı.
Bu süre içinde arkadaşlıkları da ilerliyordu. İkisi de birlikte vakit geçirmekten hoşlanıyorlardı. Bülent o günden sonra dersten sonra hemen kütüphaneye koştukları, kantinde oldukları günlerde de ona denk gelmedikleri için ilerleyen arkadaşlıklarının farkında değildi. Gezmeye çalışmaktan çok zaman ayırdığı için ilk sınav notları, Levent’in notları gibi yüksek gelmedi
(devam edecek)