Annesinin ölüm haberi ve ona kalanlar, hatırlattıkları ve su yüzüne çıkan iç hesaplaşmaları yüzünden Deniz’in kısa süre bocalamasına neden olmuş olsa da kısa süre de kendini toparlayıp kalan hayatının temellerini atmak için harekete geçti. Oradan ayrıldıktan sonra vakfın ve orada yaşatılanların hayatına nasıl katkılar sağladığını daha çok fark etmeye başlamıştı. Artık kendine değer veriyordu, hayatının merkezine kendini koymuştu ve hedeflerine ulaşmak ve babasının hayal ettiği gibi bir hayata sahip olmak için gerekli adımları tek tek atıyordu. Zamanında babası ve onun yaşaması gereken hayatı kendine sağlayacaktı. Çok şey koparılmıştı içinden, en önemlisi de güven duygusuydu, hem kendine hem de başkalarına olan güven eksikliği yüzünden hayatından vazgeçmenin eşiğine gelmişti. Neyse ki ona bir şans daha verilmiş ve doğru yolu bulabilmesi için doğru rehberlerle karşılaşması mümkün olmuştu. En kötüsü gibi görünen son olay onun en iyisine doğru yelken açmasını sağlamıştı. Zaman geçtikte olaylara daha iyi bir bakış açısı ile bakabiliyordu. Her şeyini kaybetmemişti, kendine sahipti, hayat ona istediği her şeyi yeniden sunmaya başlamıştı ve bu kez fırsatları daha iyi değerlendirecekti. Hakan’ın dediği gibi “Yeniden” başlıyordu.
Son sınavları başlamadan kendine küçük bir daire satın aldı. Kirada oturduğu evden biraz daha büyük ve şirin bir evdi burası. Eşyalı bir evde kirada yaşadığından kendine ait bir eşyası yoktu. En temel ihtiyaçları için iki hafta sonu gezdikten sonra eksikleri olsa da kendi evinde yaşayabileceğine karar verdi. Bir ay öncesinden ev sahibine bir ev satın alacağını ve taşınacağını bildirmişti. Mobilyalı stüdyo dairelerin taliplisi çok olduğundan ev sahibi belirli bir süre öngörmeksiniz ne zaman isterse çıkabileceğini söylemişti. Ona yeniden haber verip bir sonraki kira ayı başlamadan ayrılacağını bildirdi. Henüz kirasının üzerini Hakan’ın ödediğinden haberi yoktu tabi, ev sahibi de bir şeyden bahsetmemişti. Son sınavlarına artık kendine ait olan evinden hazırlanmaya başladı. Kendi evinde olma duygusu ona garip bir güven hissettirmişti. Artık hayatta emanet bir yaşam sürüyor duygusundan yavaş yavaş kurtuluyor. Hayattan kaçmak yerine onun içinde ve onunla akmak istiyordu. Bu duygularla kendini iyice vererek çalıştığı tüm sınavlarından başarıyla geçti ve iş sadece diplomayı almaya kaldı. Diplomasını alınca Nimet hanım ve Derya hanıma gidip teşekkür edecekti. Onların iyiliklerini asla unutamazdı. Artık kendini daha iyi hissettiği için orada tanıştığı ve veda bile etmeden ayrıldığı kadınları da ziyaret edebilirdi.
Deniz’in evden ayrıldığından Hakan’ın ancak bir sonraki ay haberi olabildi. Ev sahibi Hakan bir kez daha kira yatırınca ona artık ödeme yapmaması gerektiğini söylemediğini hatırladı. Hakan arada bir yine evin önünden geçiyor olsa da daire hemen dolduğundan içinde yaşayanın Deniz değil de yeni kiracı olduğunu bilmediğinden ev sahibinin söylediklerine çok şaşırdı.
“Nasıl ev aldı?” dedi şaşkınlıkla.
“Mirastan bahsetti, sanırım ailesinden biri ölmüş!” dedi ev sahibi.
“Nereye taşındığını söyledi mi peki size?” diye sordu Hakan üzüntüyle, onun izini böyle kaybedebileceği hiç aklına gelmemişti. Evet ondan uzak duruyordu ama bunu sadece bir süreliğine böyle yapmayı planlıyordu. Onunla yeniden denemek için Deniz’in hayatını kurmasını bekliyordu. Aslında bir ev alacak duruma gelmesi her şeyin daha iyiye gittiğinin göstergesiydi. Önceden planladığı gibi mezuniyetini beklemeye karar verdi. Okul sitesindeki herkese açık akademik takvimden törenin gününü ve saatini öğrenmişti.
Sınavlarını verdikten sonra Deniz kendini yeni evinin düzenlenmesine verdi. Artık kendine ait kira gelirleri de olduğundan, hayatını ve evini istediği gibi düzenleyebilirdi. Çok eşyaya ihtiyacı olmadığı için evi doldurmayı düşünmüyordu. Gülten hanımın evinde, öyle diyordu çünkü annesine kira ödedikleri bir ev gerçekte onların evi hiç olmamıştı, her yer süs eşyası dolu olduğundan toz almaktan nefret eder hale gelmişti. Tozla uğraşmak istediği için en az ve konforlu eşyayı seçti kendi evine. Mobilyaların tamamı tozunu göstermesin diye beyazdı. Mavi kadife kumaşlı salon takımına uygun küçük lacivert bir halı almıştı. Ev yüksek katta olduğundan kalın ve çok katmanlı perdeler istememişti. Gökyüzünü ve dışarıyı görmeyi seviyordu. Az perde katmanları evi daha aydınlık yapıyordu. O kadar mutlu hissediyordu ki bu seçimleri yaparken, hayatında daha önce kendi için hiç bu kadar seçim yapmadığını fark etmişti. Her şeye kendi karar verebiliyordu artık. Kimseyi idare etmek, alttan almak, mahcup olmak, minnet duymak zorunda değildi. Diploma töreni için gidip kendine sade bir elbise satın aldı. Bu bile kendi başına gidip, istediği gibi aldığı, ilk elbiseydi. Başkalarının elbise ve ayakkabılarını giymek zorunda değildi artık. Bundan gocunduğu için değil, muhtaç olmamak için bunları düşünüyordu. Hayatında her şeyin kıtlık içinde olduğunu, sahip olduğu çok az şeyi sürekli kaybetme korkusuyla korumaya çalıştığını fark etmişti. O korumaya çalıştıkça fazlası ellerinden kayıp gitmişti oysa. Korktuğu ne varsa gelmişti başına. Başlarda hırslanıp annesinin mirasına ihtiyacı olmadığını söylemişti kendine. Ondan gelen hiç bir şeyi istemediğini düşünmüştü ama sonradan bunun hakkı olanı elinin tersiyle itmek olduğunu düşünebilmişti neyse ki. Yıllarca ondan esirgenen ona geri verildiğinde, elinin tersi ile itmenin kime ne faydası vardı. Hiç bir şeyi telafi edemeyecek olsa da bu onun hakkıydı. Hakkı olanı almamak, kendi kul hakkına girmek değil miydi? Ona verilen en değerli şeyi canına kıyma aşamasından buralara gelmişti. Nimet hanım intiharın kendi kul hakkına girmek olduğunu söylemişti. Çok düşünmüştü onunla konuşmaları üzerine.
Babasının onunla gurur duyacağını düşünerek göz yaşları içinde hazırlandı mezuniyet törenine. Diğer herkes gibi ailesi yanında olamayacaktı ama babası gökyüzünden ona gülümseyecekti mutlaka, o da diplomasını kaldırıp gösterecekti ona. Kendi başına da olsa bir yemeğe gidecekti, törenden sonra bir tabak da babasına söyleyip, güzel bir yemek yiyecek ve eve dönecekti sonra. Sınıf arkadaşlarının büyük bir kısmı önceki sene mezun olduğundan alt sınıftan fazla tanıdığı yoktu zaten.
Tören için yerlerini aldıklarında herkes sandalyelerde kendi ailelerine bakınıp mutlulukla el sallıyordu. Törenden önce bir çok fotoğraf çekilmişti arkadaş ve ailelerle ama Deniz bunların hiç birine dahil değildi. Yine de bir kenardan gülümseyerek izlemişti herkesi. Bu güne ait babası ile bir pozu olmasa da, o babası da o kalabalığın içinde diye hayal etmişti. Diplomaları almak için tören yerlerine geçtiklerinde kalabalığa bakmadı bile.
Her öğrenci ismi okununca gidip okul yöneticilerinin elinden mezuniyet belgesini alıyordu ve öğrencinin ailesi veya onu kutlamaya gelenlerin alkışları ile bütün salon alkışa devam ediyordu. Onun adı okuduğunda “Baba!” dedi sevgiyle ve gözleri dolarak belgesini verecek okul yöneticisinin yanına yürüdü. O sırada salonda yükselen gür bir erkek sesi bravo diye bağırdı ve ona eşlik eden bir kaç alkış sesinden sonra tüm salon alkışlamaya başladı. Deniz böyle bir şey beklemediği için o sesin nereden geldiğini anlamak için bakana kadar salon alkışa başladığından bir şey göremedi ve rastgele birilerinin bunu yapmış olabileceğini düşünerek belgesini aldı ve kalabalığı selamlayarak yerine geçti.
(devam edecek)