“Bunu bana niye anlatıyorsun?” dedi Deniz ama Hakan aldırmadan devam etti anlatmaya.
“Sonra bir gün ailesi ile bir seyahate çıkacağını söyledi. Yazdı, her yaz ailesi ile farklı yerlerde tatile gidiyorlardı. Onu özleyeceğimi bilerek yolcu ettim. Gittikleri otele gidip ona sürpriz yapmayı düşünüyordum. Ailesi yanında olsa da nişanlı olduğumuz için orada olmam onları rahatsız etmezdi. Ancak onlar otele hiç varamadılar.” diyerek yine derin bir geçirdi Hakan ve bu defa o gözlerini halıya indirdi. Bir süre öyle durduktan sonra bakışlarını kaldırmadan anlatmaya devam etti.
“Bir kaza geçirmişlerdi ve arabalarından hiç biri sağ çıkamadı. Hayatımda yaşadığım en büyük acıydı o. O zamana kadar hiç bir sevdiğimi kaybetmemiştim. Canımı böyle yakacak hiç bir şey yaşamamıştım. O kadar üzgündüm ki, insanın acıdan konuşamayacağını, hatta nefes bile alamayacağını o zaman öğrendim. Günlerce ağladım arkalarından. Bir aile yok olup gitmişti, geleceğim, hayallerim, aşkım onlarla toprağa gömülmüştü. Kalbim yerinde değildi onlar öldüğünden beri. Sonra” dedi ve yine durdu Hakan.
Deniz üzülmüştü duyduklarına, sessizce ona bakıyordu. Neden anlattığını bilmiyordu ama canının nasıl yanmış olabileceğini anlıyordu.
“Sonra!” dedi yeniden Hakan toparlanarak, “Bir gün bir adam yolumu kesti. Arzu’yu toprağa vereli daha bir hafta olmamıştı. Berbat haldeydim, sokaklarda saatlerce yürüyüp acımı bastırmaya çalışıyordum. Kimseyi görmek istemiyordum. Nereye gittiğimi bile düşünmeden öylece yürüyordum sadece!” diyerek ona baktı yeniden, “Senin o gün bana rastladığındaki halin gibi!” diyecek oldu ama Deniz’in yüzüne bakınca vazgeçti bundan. Kendisi de aynı hallere düştüğü halde onun alkolik veya keş olduğunu düşünmüştü aptal gibi, o hâli bildiği halde tanımamıştı bir başkasının yüzünde, onun bağımlılıkları yüzünden para karşılığı birlikte olan bir kadın sanmıştı kolayca. İçkiye alışık olmadığını değil de alkolik olduğu için öyle çabucak dağıldığını ve rahat davrandığını sanmıştı ve hiç düşünmeden alıp eve götürmüştü onu. Kendi keyfine hizmet etsin istemiş, bakire olduğunu fark etmesine rağmen de düşüncelerine başka bir şey getirmemiş, para vermeye uğraşmıştı. İnsan kendi acısını başkasının yüzünde tanıyamıyordu demek ki, öyle yargılı davranıyordu ki, başkalarının acı çekiyor olma ihtimali yerine onu kendi kafasındakilerle yargılayıp, daha da zarar veriyordu. Amacı bu olmasa da aslında Deniz’e son darbeyi vurmuştu o akşam. Galip beye rastlamasa çoktan hayatına son verecek bir insana bakıyordu şimdi. Bunda payı olduğunu hiç bilmeyecek olsa da şimdi düşünmek kendini berbat hissettiriyordu.
Deniz şaşkın şaşkın ona bakıyordu hâlâ, onu sadece basit bir kız olarak gördüğünü sandığı Hakan’ın neden tüm bunları açıkça anlattığından emin değildi ama gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.
“Bir yolu olsa senden özür dilemek isterdim.” dedi Hakan, “O yolumu kesen adam bana Arzu’nun benden gizli yaşadığı aşkı olduğunu söyledi bu arada. Benimle olduğu dönem boyunca kendinden yaşça büyük ve evli olan bu adamla da birlikte olmuştu. Onunla evlenmesi mümkün olmadığından benimle nişanlanmıştı. Zengin, iyi aileden gelen ve çok açık bir enayiydim ben. Adama gittikleri o tatili benim hediye ettiğimi söylediği için adam beni onun katili olmakla suçluyordu. Gizli ilişkisinin ortaya çıkmasından korkmadan sokak ortasında bana saldıracak kadar aşıktı o da beli ki. En azından benden haberi vardı, aldatılan o değil bendim çünkü. Beni değersiz bir rakip olarak görürken, şimdi sevdiği kadını elinden aldığımı düşünüyordu. Kazayı ben yapmıştım sanki. O kadar acı çekiyordu ki o gün beni neredeyse hastanelik etti. Canım duyduklarım yüzünden mi, Arzu’yu kaybettiğim için mi yanıyordu anlayamaz hale gelmiştim yere yığıldığımda. Beni öylece bırakıp gitti sokağın ortasında. Bir süre sonra toparlanıp ayağa kalktığımda ona rastladığımdan da berbat bir ruh halindeydim.”
“Ben gerçekten üzüldüm!” dedi Deniz elinde olmadan.
“Bitmedi” diye devam etti Hakan, “Kendime gelmeyi başaramadığım için alkole sığınmaya başladım. Herkesi normale döndüğüme inandırdıktan sonra ki bu altı yedi ay sürdü, her gece sana rastladığım o bara gidip şuurumu kaybedene kadar içtim bir süre. Bir süre sonra bünyem o kadar alıştı ki şuurum kaybolmamaya başladı. Acı değil öfke duyuyordum artık. Önce Arzu’ya ve o adama öfke duyarken, sonra kendime duymaya başlamıştım. İşin en acısı da kalbim aşkı unutamıyordu. Çok canım yanıyordu bu yüzden. Aşkın saçmalık olduğuna kendimi inandırmak için sarhoşken tanıştığım her kadınla birlikte olmaya başladım. Çoğunlukla para karşılığı bu işi yapan kadınlara denk geliyordum ama umurumda değildi. Sana rastladığımda da yaşadığım buydu. Bu yüzden senin de canın yandığı için sokaklarda dolandığın hiç aklıma gelmedi. Sonrasını tekrarlamayım!” diyerek sustu ve Deniz’e baktı.
“Ne söylemem gerekiyor!” dedi Deniz.
“Yeniden başlasak olmaz mı?”
“Neye yeniden?”
“Sanki geçmişte yaşadığımız hiç bir şey olmamış gibi yeniden, sanki o acıları hiç çekmemişiz de, burada bir ay önce tanışmışız ve bir geleceğimiz varmış gibi yeniden”
“Kendini suçlu hissettiğin için mi?” dedi Deniz dudakları titremeye başlamıştı.
“Hayır! Bunu söylemek istemedim. Sana bunları o yüzden anlatmadım! Evet bir çeşit günah çıkarmaydı belki, sana zarar vermek istemediğimi anlatmaya çalıştım. Kendimi suçlu hissettiğim de doğru ama seninle yeniden başlamakla kastettiğim şey bir bedel değil. Sadece ikimiz içinde bir şans belki. Belki yine işler yolunda gitmez ama ben artık o bara gitmiyorum, senden sonra da hiç bir kadını getirmedim evime. Seninle yeniden karşılaştım ve bir aydır gerçekten kendimi iyi hissediyorum. Bana iyi geliyorsun. Gerçekten değer veriyorum sana. Başka hiç bir şeyle ilgisi yok. “
“Benim için iyi şeyler düşünmene sevindim!” dedi Deniz gözlerini silerek, “Başına gelenler için de üzgünüm! Hayatına yeniden başlayabilmen için doğru kişinin ben olduğumu sanmıyorum. Ailene daha uygun arkadaşlar edinmelisin artık bir şeyleri aştığını düşündüğüne göre. Ben de kendi yoluma gitmeliyim. Okulumu bitirip, buradan ayrılacağım. Umarım sen de mutlu olursun!” dedi ve sandalyeden kalkıp, üstünü başını düzeltti eliyle ve kapıya yürüdü.
“Ben sana iyi gelmiyorum anlaşılan!” dedi Hakan hüzünle. Deniz kapıyı açıp çıktı ama daha iki adım atmadan Mete ile burun buruna geldi yeniden.
“Sen kim oluyorsun da annemi küçük düşürmek için nişanlının ailesini kullanıyorsun?” dedi Mete öfkeyle onu görünce, “Buraya bir geleceğimiz olacağına inandığım için gelmiştim. Banu ile birlikte olmam bir hataydı, okuldan sonra onunla da hiç görüşmedim, kimseyle senin gibi olmadığını anladım demeye gelmiştim. Senin sınıf atladığını düşünüp, ailemden ve benden intikam almak isteyecek kadar aşağılık olduğuyla yüzleşmem gerekiyormuş demek!”
Deniz az önce Hakan ile konuştuklarının atlatamadan birden bire Mete’nin saldırgan tavrıyla karşı karşıya gelince neye uğradığını şaşırmış vaziyette kalakaldı kapının önünde.
“Yanıldığımı sanmıştım ama gerçekten tıpkı annen gibi ahlaksız bir kadınsın demek!” dedi Mete tükürür gibi. Deniz’in arkasından fırtına gibi çıkan Hakan’ın savurduğu yumruğun Mete’nin suratının ortasına inişini izledi saniyeler içinde. Mete yerde acıyla burnunu tutarken dışarıdaki insanlar etraflarına doluştular. Mücella hanım kalabalığın içinden fırlayıp geldi oğlunun yanına ve öfkeyle Hakan’a ve Deniz’e baktı. Gecenin yorgunluğunun üzerine sabahtan beri olanlar Deniz’e iyice ağır gelmişti artık dünya etrafında dönmeye başladı ve daha fazla dayanamadığı için bırakıverdi kendini. Hakan onu son anda yakalayıp, kalabalığın içinden kucağında çıkarırken, Nimet hanım ve Handan hanım Mücella hanım ve ailesinin bir an önce vakıftan ayrılması için gerekenlerin yapılması talimatını verdiler. Mücella hanım şikayetçi olacaklarını söyleyerek tehditler savursa da, toparlanıp çıktı kocası ve oğluyla beraber.
(devam edecek)