Deniz’de bir kaç saatlik uykuyla görevine dönmüştü. Gecenin ardından bir organizasyon yapmalarına gerek yoktu ama misafir bağışçılar vakıftan ayrılana kadar ortalıkta olması gerektiğini düşünmüştü o da. Handan hanım oğlunun geri geldiğini görünce şaşırmıştı, “Bu gün dinlenirsin sanıyordum, izinde değil misin? Buradaki iş sona erdiğine göre artık biraz dinlenebilirsin!” dedi onun yorgun yüzüne bakarak.
“Bu gün de sizi yalnız bırakmayayım, nasılsa dinlenecek vaktim bol olacak!” dedi Hakan dinç görünmeye çalışarak ama annesinin söylediği gibi çok yorgundu aslında. Onca zaman sabahlara kadar içip, uykusuz kalmaya alışık olduğu halde nedense bu defa yorulmuştu sahiden. Annesiyle konuşurken bir taraftan da gözleri Deniz’i bulmaya çalışıyordu. Onu Nimet hanımın yanında görünce annesinin yanından ayrılıp oraya doğru yürüdü. Mücella hanım sabah kalkar kalkmaz aşağı inip Nimet hanımın yanına gelmişti, torunu ile Deniz’in nasıl bir araya geldiklerini ve nişanlandıklarını merak ediyordu. Hakan onların yanına yaklaşınca yanlarındaki kadının bir gece öne tanıştığı Mete’nin annesi olduğunu tanıdı.
Nimet hanım, torununun nişanlısı olduğunu sanan Mücella hanımın söylediklerini dinliyordu. Mücella hanım Deniz’in, Hakan ile nişanlanmış olmasına memnun olduğunu söyleyerek konuya girince, Nimet hanım uzaktan göz göze geldikleri Deniz’in yanlarına gelmesi için işaret etmişti. Hakan’ın anlattıklarından bu kadının bir zamanlar Deniz’i oğluna istemeyen o anne olduğunu biliyordu artık. Hakan’ın bir gece önce Mete’ye Deniz’in nişanlısı olduğunu söylediğini de bildiği için hiç bozuntuya vermiyordu.
“Oğlumla okul arkadaşıydı müstakbel gelininiz!” diyordu Mücella hanım, “Zor bir hayatı vardı zavallının, oğlum hikayesini anlatınca çok üzülmüştüm!”
“Deniz artık bizim kızımız!” dedi Nimet hanım. O sırada yanlarına gelen Deniz, Mücella hanımla Nimet hanımın konuştuğunu görünce huzursuz oldu hemen. Bu kadın kim bilir ne anlatıyordu onun hakkında ama neyse ki Nimet hanım zaten biliyordu Deniz hakkındaki her şeyi.
“Merhaba Denizciğim, seni böyle iyi görmek beni çok mutlu etti, son görüştüğümüzden sonra yani!” dedi Mücella hanım sahte bir gülümsemeyle. Onun eski sevgilisinden bu aileye bahsettiğini sanmadığı için Nimet hanıma onu gelin olarak istemediğine dair yaptıkları konuşmayı anlattığını da düşünmüyordu.
Deniz nazikçe gülümseyip, başını önüne eğdi.
“Mücella hanım sanırım kendi ailesine layık görmediği bir kızı bizim ailemize nasıl layık gördüğümüzü merak ediyor!” dedi Nimet hanım pat diye.
Mücella hanımın gözleri kocaman açılarak ona baktı ve ne diyeceğini bilemedi bir anda. Deniz’de neye uğradığını şaşırmıştı. Nimet hanım bu nişanlılık oyununu biliyor muydu sahiden?
“Duyduğuma göre dün gece oğlunuz davetli olmadığı halde buraya gelip gelinimizi rahatsız etmiş!” diye devam etti Nimet hanım, Mücella hanım ne diyeceğini bilemez halde ona bakmasını sürdürürken.
“O sadece!” diyebildi Mücella hanım, “Eski bir arkadaşını gördüğü için konuşmak istedi sanırım!”
“Torunum öyle anlatmadı maalesef. Bağışçılarımızdan olduğunuz için size nezaket gösteriyorum ama bizim ailemiz böyle bir şeyi asla kabul edemez. Oğlunuz bir kez daha gelinimizi rahatsız etmeye kalkarsa, vakfımızla bağınızı koparmanızı istemek zorunda kalacağım sizden. Biz bu çatıyı kadınların hakkettiği değeri sağlamak için kurmuşken, sizin ailenize layık görmüyor olmanız zaten bağışınıza ihtiyacımız olmadığı anlamına geliyor!”
Deniz başını yerden kaldırmadan dinliyordu Nimet hanımın söylediklerini, Mücella hanımın bocalamasından keyif aldığını itiraf etmek zorundaydı. O gün Mete’nin evine gittiğinde hissettiği şeyi Nimet hanım hiç bir mecburiyeti yokken Mücella hanıma hissettiriyordu şimdi.
Mücella hanım oturduğu yerden kalktı hışımla, sahip olduğu sosyal çevreye rezil olmak ve böyle bir ortamdan uzaklaştırılmak istemediği için öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu.
“Siz beni tamamen yanlış anlamışsınız!” diyebildi, bir Deniz’e, bir de Nimet hanıma bakıp.
“Umarım öyledir!” dedi Nimet hanım bakışlarını hiç kaçırmadan ve Mücella hanım başka bir şey söyleyemediği için dönüp ayrıldı yanlarından. Hakan o yerinden kalktığı anda varmıştı yanlarından, hışımla uzaklaştığını görünce anneannesinin haddini bildirdiğini anladı hemen.
“Hakan!” dedi Nimet hanım onu görünce gülümseyerek, “Biz de nişanınızdan bahsediyorduk!”
“Anneanne !” dedi Hakan oyun bozanlık eden bir çocuk gibi, “Az önce sanırım bu meseleyi hallettin!”
“Nişanlın biraz gerildi sanırım, onu al çıkar salondan da biraz toparlansın!” diye yanıtladı Nimet hanım ve koltuğundan kalkıp, bir grup misafirin yanına yöneldi. Deniz başını kaldırıp onun arkasından baktı ama bir şey diyemedi.
“Ne oldu bilmiyorum ama anneannemin şamarını yediği belliydi o kadının!” dedi Hakan, “Haydi gel dışarıda konuşalım!”
“O biliyor mu?” dedi Deniz endişeli bir sesle.
“Gel konuşmamız gerekiyor zaten!” dedi Hakan ve onu kolundan tutup salondan çıkardı ve bir gün önce konuştukları sessiz toplantı salonuna götürdü yeniden ve oradaki bir sandalyeye oturtup, kendisi de karşısına geçti.
“Konuşacak bir şey olduğunu sanmıyorum, görevimiz sona erdi zaten. Nimet hanımın bilmesini hiç istemiyordum. Yüzüne nasıl bakacağım?”
Hakan derin bir iç geçirdi ve uzanıp elini tutmak istedi Deniz’in ama bu hareket Deniz’i tedirgin edince sandalyesini bir adım daha uzağa çekti Hakan.
“O gece aramızda geçenleri unutup, baştan başlamak istiyorum seninle!” dedi yumuşak bir sesle.
“Neye başlamak? Kendimi yeterince kötü hissediyorum zaten.”
“Beni güvenilmez bulduğunu biliyorum. Başından her ne geçtiyse benim için önemi yok. Aslında anneannemi çok sıkıştırdım ama bana senin hakkında hiç bir şey anlatmadı. Şu kadın ve oğlu da hiç önemli değil. İnan ben senden çok daha fazla hata yaptım hayatım boyunca. Alkolik olmanın eşiğinde yaşadım başıma gelenleri atlatamadığım için ama o gün sana rastladıktan sonra hayatımda bir şeyler değişiyor sanırım.”
Deniz anlamaz gözlerle baktı Hakan’ın yüzüne.
“Karşılaşmamız senin için kötü bir hatıra olsa da ben bunun nedensiz olmadığını düşünmeye başladım açıkçası.”
Hayatı darmadağın olmuş, kendini neredeyse kaybetmişken Hakan’la karşılaştığı geceden sonra bulmuştu Nimet hanım ve vakfı Deniz. Sığınacak bir yeri, onu koruyacak insanlar, altında mutlu olmaya başladığı bir çatısı olduğunu hissetmeye başlamıştı. Okula yeniden dönmüş, ayaklarının üzerinde durması için inanılmaz bir destek görmüştü. Nimet hanımın Mete’nin annesine bu sabah söylediklerini kimse onun için yapmazdı. Tüm bunların içinde Hakan vardı bir şekilde gerçekten. O gün hiç dışarı çıkmamış olsa ya da ona rastlamamış olsa şimdi hayatının bu kadar düzene girmiş olacağını hiç sanmıyordu. Parasızdı, çaresizdi, bitmiş haldeydi, ayakta kalmak için tutunacak hiç bir dalı kalmamıştı. Kendini hep değersiz hissetmişti. Ona sevgi ve koruma sunan son kalesi babasını kaybetmişti. Tam her şey iyi olacak derken hep bir uçuruma yuvarlanmak zorunda kalmıştı. Kendi ayakları ile bir kayalıktan yuvarlanmak istediğinde ise kurtarılmıştı, üstelik Hakan’ın ailesi tarafından. Gerçekten o gece ona takılıp düşmesi onunla o barın içine girmesi sadece tesadüf müydü? Bunlar bir tesadüf olmasa bile Hakan’ı güvenilir yapar mıydı?
Hakan onun yüzündeki karmaşayı izliyordu sessizce, aklından yüzlerce şey geçtiğini ve kendi içinde cevaplar aradığını görebiliyordu.
“Bir zamanlar gerçekten bir nişanlım vardı!” dedi onun soru dolu yüzüne bakarak, “Lisede başarısız bir duygusal ilişki yaşadıktan sonra onun hayatımın aşkı olduğunu sanmıştım. Üniversitedeydim o yıllarda, hayatı toz pembe görüyordum. Yaşadığım duygular beni sonsuza kadar mutlu kılacak gibiydi. Hayatımın onunla daima çok güzel olduğuna inandırmıştım kendimi. Ailem henüz erken olduğunu söylese de onları dinlemiyordum. Ben vazgeçmeyince onlarda ikna oldular ve biz nişanlandık. Evlenmek için ikimizin de mezun olmasını beklemeye karar vermiştik. Ne istese yapıyor, nereye derse gidiyordum. Onu mutlu edince ben de mutlu oluyordum.”
(devam edecek)