Deniz hayatı boyunca kendini rahat bırakamamıştı ki şimdi herkesin gözü onlardayken ve bunları nasıl açıklayacağını bilemezken rahat olabilsin. Gülten hanım yüzünden yıllarca diken üzerinde yaşamıştı. Onun bitmek bilmeyen titizliği, kuralları, prensipleri hiç eksilmemişti hayatından. Ondan koptuklarında babası ile ulaştıkları yeni ve özgür hayatlarında rahat ve mutlu olacağını sanmıştı. Güvenmişti yine, Mete’ye, Banu’ya güvenmişti. En güvendiği babası dahi bırakıp gitmişti onu. Şimdi bir dans için bile olsa Hakan’a nasıl güvenecekti. Güvenemezdi çünkü onu kayalıklara sürükleyen o son vuruş zaten onunla geçirdiği gece yüzünden değil miydi? Birden bire Hakan’ın kollarından kurtuldu ve hızlı adımlarla kadınlar tuvaletine kaçıp, bir kabinin içine girdi ve klozetin üzerine oturup ağlamaya başladı. Günlerdir bu gece için hazırlanıyorlardı. Yorgundu. Hakan ile çalışmak onu sürekli diken üzerinde tutmuştu. Şimdi birden bire Mete çıkıp gelmiş, Hakan ise onu daha da gerecek kadar yakınında durmaya çalışıyordu. Onu koruyordu, bunu anlıyordu, biliyordu ama ona niye güvensindi ki? Onu sarhoş etmişti daha önce, ayağı takılıp kolundan tutmuştu bir kere, hepsi hepsi oydu. Hayatının en berbat günlerinden birinin gecesinde olmuştu üstelik tüm bunlar.
“O gece evden hiç çıkmamalıydım belki de!” dedi kendi kendine. O sırada tuvalete giren başkalarının sesi duyulunca gözlerini silip, çıkmaları için beklemeye başladı. İçeri giren iki kadın kendi aralarında konuşuyorlardı.
“Uyanık! Nimet hanımın torununu tavlamış! Allah için yakışıklı çocuk!”
“Buradan bir kız alırlar mı o oğlana! Gönlünü eyleyip bırakır ne olacak! Buraya düşene kader güler mi?”
“Valla beni beğense ben görüşürüm ne olacak ki? Kaybedecek daha neyimiz var? Hiç değilse yakışıklı bir adamla biraz zaman geçirmiş olurum ömrü hayatımda bir daha karşıma çıkmaz bir fırsat olur!”
İşlerini bitirip gülerek çıktılar kadınlar tuvaletten sesleri tanıdık gelse de tam olarak kim olduklarını anlayamamıştı Deniz. Anlasa ne olacaktı tabi. Biraz daha bekleyip kendini toparladıktan sonra çıktı tuvaletten. Bu geceden sonra bir iş kalmayacaktı Hakan’la, Mete gelmemiş olsa bunlara da gerek kalmayacaktı zaten.
“Sakin ol Deniz!” dedi kendi kendine, “Mezun olup gideceksin ve bu insanları bir daha hiç görmeyeceksin. Babanı düşün!”
Hakan bir yandan içeride bir ihtiyaç olursa diye etrafı kolaçan ederken bir yandan salonun kapısında onun geri gelmesini bekliyordu.
“Çok üzerine gittim galiba!” diye kızıyordu kendi kendine, “Kaptırdım sanırım!”
Deniz’in geldiğini görünce gülümsedi hemen ama Deniz yüz ifadesini hiç değiştirmeden geçip gitti yanından. O da peşinden girdi salona yeniden. O nereye giderse beş adım arkasında onu takip ediyordu. İstemediğini biliyordu ama o serserinin gözlerini ayırmadan Deniz’i kolladığının farkındaydı. Mete bir saat daha durduktan sonra Hakan’dan fırsat bulup Deniz’e yaklaşamayacağını anlayınca kalkıp gitti. Nasılsa Deniz’i bulmuştu, yarın gelip onunla konuşabilirdi yeniden ya da vakıftan nasıl ulaşacağını öğrenirdi. Vakıfta onun için ayrılmış bir oda olmadığından annesine orada yaşayan bir arkadaşında kalabileceğini söyleyip kalkmıştı yanlarından. Okul yıllarından tanıdığı bir kaç arkadaşı vardı sahiden. Hakan onun arabasına bindiğine emin olana kadar takip edip salona döndü. Artık Deniz’i takip etmesine gerek kalmamıştı. Biraz nefes alması için ondan uzak durmaya karar verdi ve gecenin kalanında onun gezdiği yerlerin tam tersinde dolandı sadece. Onun güvenini kazanmak istiyordu. Onunla vakit geçirmek hoşuna gitmişti, uzun zaman sonra ilk kez bir kızla yakın olmak istiyordu ama anlaşılan doğru kızla yanlış bir başlangıç yapmışlardı. Handan hanım ona uzaktan el sallayıp, masalarına çağırınca oraya gitti ve oturdu.
“Neler oluyor Allah aşkına?” dedi oğlunun kulağına eğilerek, “Bütün gece kovalamaca oynar gibi bir haliniz vardı! İkinizin arasında bilmemiz gereken bir şey var mı?”
“Neyi bileceksin Handan?” dedi Nimet hanım, o gürültüde bile kızının torununa söylediklerini duymuştu, “İki genç insan onlar!”
Handan hanım şaşkın bir yüzle baktı annesine, “Onu mu soruyorum anne? Birlikte iş yapıyorlar?” dedi meraklı görünmemeye çalışarak.
“Ona niye öyle sokulduğunu sormuyor musun?” dedi Nimet hanım torununa göz kırparak. Hakan’da güldü elinde olmadan.
“Ne sokulması, ha o öpücüğü mü söylüyorsun. Yok canım Hakan’ın özel hayatına karışacak değilim bu yaştan sonra!” dedi Handan hanım ve dönüp yan masadaki kadınlarla konuşmaya başladı kendini kurtarmak için.
“Anneanne, sen biliyorsun onun hikayesini!” dedi Hakan ve Mete’nin gelişi başlayıp, o ana kadar olan biteni anlattı anneannesine fısıltıyla. Nimet hanım Mete’nin o gece orada olmasına şaşırdı epeyce, “Dünya amma da küçük!” diye mırıldandı, “Sen niye bu kızı korumaya aldın bu kadar onu söyle önce?” dedi Hakan’ın yüzüne bakarak, “Suçluluk mu duyuyorsun yoksa?”
Hakan anneannesinin gözlerine bakıp anladı onun her şeyi bildiğini ve kıpkırmızı oldu birden, “Ben ona zarar vermek istemedim! Sana anlattı mı?”
“Anlattığında sen olduğunu bilmiyordum, o da bilmiyordu!” dedi Nimet hanım, “Onun hikayesini sana anlatamam ama bu ikinizin ortak hikayesi olduğu için söylüyorum. Senin evinden çıktıktan sonra kayalıklara gitmişti o gün. Galip onu kurtarmasaydı şu an burada bile olmazdı! Eğer suçluluk duyuyorsan kızı rahat bırak, senin değil onun hayata dönmesi için uğraşıyoruz. Yok suçluluk değil de başka bir duygu varsa işin içinde, o zaman onu korkutmadan kazanmanın bir yolunu bulsan iyi olur, çünkü sana güvendiğini hiç sanmıyorum!”
Hakan sıkıntıyla arkasına yaslandı. Anneannesi doğru söylüyordu. Eğer onunla yakınlaşmak istiyorsa bir yolunu bulup güvenini kazanması gerekiyordu ve tabi o gece için de kendini affettirmeliydi. O kadehleri öyle dikerken onun bunca şey başına gelmiş yorgun bir yürek olduğunu nereden bilebilirdi ki? Tabi barın içine kendi sokmamış olsaydı da kapıdan onu alıp bir eczaneye götürseydi her şey başka türlü olabilirdi belki ama acı içindeki birine son kötü vuruşu yapmak berbat hissettiriyordu. Hele ki o biri Deniz’se.
Herkes halinden memnun olduğu ve kendilerine ait bir mekanda olduklarından eğlence geç saatlere kadar devam etti. Deniz ve Hakan son misafir de salondan ayrılana kadar görevleri sona ermedi. Onlar çıktıktan sonra misafir personelin gönderilmesi ve nöbetçi personel ile salonun temizlenmesi işi için kaldılar. İşleri bittiğinde günün ilk ışıkları doğmak üzereydi ve ikisi de ayakta zor duruyorlardı.
Her şey tamamlanınca Deniz gözlerini zorla açık tutmaya çalışıyordu artık. Işıkları kapanan salonun önünde ikisinden başka kimse kalmamıştı. Nihayet geceyi atlatmışlar ve kendi sakin hayatına dönme zamanı geri gelmişti. Yakın zamanda sınavları olduğundan bir kaç gün dinlenip yeniden ders çalışmaya odaklanması gerekiyordu. Yarından sonra Hakan hakkında ona sorulacak sorulara da bir cevap bulması gerekiyordu.
Yorgun bir sesle “İyi geceler!” dedi Hakan’a ve odasına gitmek için yürümeye başladı.
“Her şey güzel oldu, teşekkür ederim!” diye seslendi Hakan arkasından ama Deniz arkasını dönmeden elini kaldırıp salladı ve merdivenlerden çıkıp gözden kayboldu. Odasına girdi ve üzerini bile çıkarmadan kendini yatağın üzerine atıverdi.
Hakan’ın vakıfta bir odası olmadığı için garaja gidip arabasını buldu ve uyumamaya çalışarak eve döndü, bir duş aldı. Anneannesinin söylediklerini düşünerek yatağa uzandı ve derin bir uykuya daldı o da. Bir kaç saatlik uykusu boyunca Deniz’i gördü rüyasında, vakıfta misafirler kalmaya devam ettiği için görevlerinin bitmediğini düşünüp, giyindi ve yeniden vakfa döndü. Herkes geceden yorgun düştüğü için vakıfta da gün geç başlamıştı. Misafirler için kadınların yemekhanesinde masalar ayrılmış, günlük kahvaltılardan onlara da ikram edilmişti. Nimet hanım ertesi gün kahvaltısı için özel bir hazırlık yapılmasını uygun bulmamıştı.
(devam edecek)