Mücella hanım ve Mete, Handan hanımın el salladığı yöne dönünce, Deniz’in yanında oturan Hakan’ı gördüler. Hakan annesinin onların masasından çağırdığını ve hepsinin dönüp baktığını görünce Deniz’in kulağına iyice sokulup “Bozuntuya verme sakın!” dedi ve hafifçe kulağına yakın bir yere öpücük kondurup doğruldu. Deniz neye uğradığını şaşırıp ona dönünce, uzanıp elini tuttu ve dudaklarına götürdü. Handan hanım ve masadakiler onun yaptıklarına şaşkın şaşkın bakarken Deniz yine kıpkırmızı olmuştu.
“İçki mi içtin?” dedi korkuyla geçirdikleri geceyi hatırlayarak. Hakan gülümsedi ama bir şey söylemeye fırsat olmadığından annesinin oturduğu masaya doğru yöneldi. Deniz masalarındaki kadınların ona bakışını fark edince iyice kızardı.
“Ben ne olduğundan emin değilim!” diye mırıldandı ama sonra Hakan’ın oturduğu masadakileri görünce anladı neler olduğunu. Yine de Hakan’ın bu beklenmedik yakınlaşma cesareti onu huzursuz etmişti. Onu bu kadar kolay yakınlaşacak biri olarak görmesini istemiyordu kimsenin. Nişanlı olduğunu göstermek istiyorduysa da, yani bu korumak içinse bile o kadar sokulması ve öpmesi şart mıydı ki? Kalbi duracaktı neredeyse.
Mücella hanım şaşkınlığını kontrol edip, başkalarının yanında oğluna özel bir şey sormayacak kadar olgun bir kadın olduğu için bozuntuya vermeden tanıştırdı masadakilerle. Mete, Hakan gelirken annesinin kulağına Deniz’in nişanlısının o olduğunu fısıldamıştı. Mücella hanım, Handan hanım kadar soğukkanlı olmadığından yüzü karmakarışık olmuştu. Mete masalarının başında ayakta duran Hakan’a ters ters bakıyordu. Handan hanım oğluyla bu delikanlı arasında bir tatsızlık olduğunu hissetti ama ona da bir anlam veremedi. Bu tuhaf ortamı daha fazla uzatmamak için izin isteyip kalktı masadan. Hakan’a da ayrılması için işaret etti. Hakan geri döndüğünde Deniz masada değildi. Hem Hakan’ın davranışından utanmış, hem de yemek servisi sona erdiği için bir aksilik var mı diye etrafı dolanmaya karar vermişti. Orkestra yemek faslı sonuna yaklaşınca canlı ve neşeli müzikler çalmaya başlamış, herkes oturduğu yerde eşlik ederek el çırpıyordu. Deniz masada olmayınca, Hakan’da etrafı kolaçan etmeye karar verdi. Masaların arasında dolanıp, eksik bir şey var mı diye bakarken, arkasından Mete’nin “Baksana!” diyen sesini duyunca döndü ve ne söyleyeceğini anlamak için bekledi yüzüne bakıp.
“Sana ne kadar yakın olduğumuzdan bahsetti mi?” dedi pis pis gülerek.
“Bahsetmesi gerekecek kadar önemli mi sanıyorsun kendini?” dedi Hakan, onun hazımsızlığını yüzünde görebiliyordu Mete’nin.
“Peki ya ailesinden bahsetti mi? Annesinden ve geç yaşında edindiği genç sevgilisinden. Sırf o adamın olmak için babası ve onu evden atmasından peki. Tabi önce yıllarca onlardan kira aldığından ve o zamanlar yanında sadece benim olduğumdan bahsetti mi?”
“Artık sana ihtiyacı yok! Ben yanındayım!” dedi Hakan sakin bir sesle ve dönüp masaları kontrol edip, insanlara gülümsemeye devam etti. Başını kaldırdığında Deniz ile göz göze geldiler. O da diğer taraftan Hakan’ın olduğu yere doğru geliyordu. Onun hemen arkasında Mete’yi görünce durdu, bu kez Hakan ona doğru yürüdü ve elini tutup onun geldiği yöne doğru geri götürdü Deniz’i.
“Gerçekten bir baş belası bu adam!” dedi Hakan yürürken.
“Sana bir şey mi söyledi?” dedi Deniz endişeyle. Bir yandan da elini Hakan’ın güçlü elinden kurtarmak için çekiştiriyordu ama Hakan o kadar sıkı tutuyordu ki başaramadı. İkisi birlikte ara kapıdan mutfağa açılan koridora geçtiler. Hakan kapıdan geçince onun elini bıraktı.
“Bu gece onun olduğu yerlere yaklaşmasan iyi olur, kafayı sana takmış, saçmalık yapabilir!” dedi Hakan, “Ya da yanımdan hiç ayrılma, bu daha iyi fikir!”
“Beni korumak zorunda değilsin!” dedi Deniz başını eğerek.
Hakan bir şey söylemedi, “Gidip mutfağı kontrol edelim, sonra birlikte döneriz!” diyerek mutfağa doğru yöneldi, Deniz’de mecburen peşinden gitti. Salonda herkes gerçekten eğlenmeye başlamıştı, yemeğin hemen sonrasında herkes masasından orkestraya eşlik ederken şimdi pist olarak ayrılmış yerde gülümseyerek dans eden bir sürü insan vardı. Mutfakta getirilen personelin profesyonelliği sayesinde hiç bir aksilik yaşanmamıştı. İçecek servisi devam edeceği için stokları kontrol edip yeniden salona döndüler ve Hakan onun hemen arkasından yürüyerek, Deniz’i kalktıkları masaya doğru yönlendirdi. Mete’de yeniden ailesinin yanına dönmüştü.
“Ne diye dolaşıyorsun adamın peşinde?” dedi Mücella hanım, oğlunun gerginliğinden rahatsız olmuştu, “Nişanlanmışlar işte! Zaten sana uygun bir kız değildi ki!”
“Nevra mı bana uygundu anne?” dedi Mete ters ters, Mücella hanım da yan masalardan duyulacağından endişe ettiği için sesini çıkarmadı. Onun yüzünden arkadaşı ile arası bozulmuştu. Deniz’in buradaki pozisyonu ve gördüğü ilgi onun da dikkatini çekmişti aslında ama nişanlandığına göre artık yapacak bir şey kalmamıştı, oğlunun onun peşini bırakması gerekiyordu.
Orkestra uzun süre neşeli parçalar çaldıktan sonra herkesin dinlenmesi için daha yavaş dans parçalarına geçti. Bütün parçalar Derya hanım tarafından özenle seçilmişti. Bu yeni yıl gecesi çalan bütün parçalar, aşk, sevgi ve mutluluk üzerine olarak belirlenmişti. Bağışçılardan çift olarak gelenler yavaş yavaş pisti doldurmaya başladılar. Masaya döndüklerinden beri Hakan ve Deniz hiç konuşmamışlardı. İkisi de arada bir kalkıp, etrafı kolaçan edip sonra geri geliyorlardı. Daha doğrusu Deniz her kalktığında Hakan’da peşinden gidiyor, konuşmadan gelip yerlerine oturuyorlardı. Masadaki görevli kadınlar az önce gördükleri samimiyetten sonra gözlerini onlara dikmiş, kendi aralarında konuşup gülüyorlardı. Hiç birinin kötü bir niyeti yoktu, sadece aralarından birinin vakıf kurucusunun ailesinden biriyle yakınlaşması hoşlarına gitmişti. Hepsinin hayatında eksik olan şey aşk ve sevgi olduğu için buradaydılar.
Deniz onların halini görünce, diğer kadınların da bu olanları duyacağını duyup gerildi iyice, ertesi gün herkes gelip ona Hakan ile arasında ne olduğunu soracaktı. Bir şey olmadığını söylese ya da gerçeği anlatsa bile Nimet hanım ve Derya hanımın kulağına gidince ne olacaktı acaba? Ayrıca Mete ile yeniden karşılaşmak eğlenip, iyi vakit geçirmeyi umduğu gecenin bütün tadını kaçırmıştı. Görevi olduğundan kaçıp odasına da gidemiyordu. Mecburen olanı yaşamak zorundaydı şimdi. Hakan’ın bakışları ile arada bir buluşsa da hemen gözlerini kaçırıp, sağına soluna bakmaya başlıyordu.
Hakan’ın canı Mete’nin gelip Deniz’in tadını kaçırmasına üzülmüştü. Ayrıca utamadan kızın bütün özelini tehdit eder gibi anlatmasına da üzülmüştü, tabi Deniz’in bunlar yaşamasına ve bunları yaşadığı için de insanların onun hakkında düşündüklerine de. Mete’den duyduklarını ona söyleyip iyice canını sıkmak istemiyordu, onun da diğer herkes gibi bu gecenin tadını çıkarmaya hakkı vardı. Üstelik en çok emeği de o vermişti. Bir yandan da Mete’yi gözetlediği için onun ayağa kalkıp masalarına geldiğini görünce, hemen kalkıp Deniz’in elinden tuttu ve yine sıkı sıkı tutarak piste kadar götürdü ve onu kendine çekip dans etmeye başladı. Deniz çırpındıkça etrafın dikkatini daha çok çektikleri için bir şey yapamamıştı. Sadece Hakan’ın peşi sıra piste sürüklenirken Mete’nin yanından geçip gittiklerini fark etmişti. Handan hanımın oğlunu pistte Deniz ile görünce Derya hanımın kulağına eğilip, “İyi anlaşıyorlar herhalde?” diye sordu.
“Deniz iyi bir kız!” dedi Derya hanım sorunun altındaki merakı sezerek ve gülümseyerek Hakan ve Deniz’i izledi. Nimet hanımın da hoşuna gitmişti ikisinin dansa kalkması.
“Ben dans etmesini bilmiyorum bunu neden yaptın?” diye mırıldandı Deniz.
“Kendini kasmayı bırakırsan ben halledeceğim! Güven biraz bana, olur mu?” dedi Hakan’da
(devam edecek)