Hakan onun titreyen sesi ile söylediklerini dinliyordu sessizce, bu cümlelerin bir yerlerinde Deniz’in olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yoktu.
“Anneannem onlardan biri olduğunu söyledi.” dedi çekinerek “Sanırım bu yüzden nasıl mutlu olabileceklerini ancak sen söyleyebilirsin! Onlara nasıl değerli hissettirebiliriz!”
“Bunun bir etkinlikle mümkün olacağını sanmıyorum ama tabi dertlerini o günlük unutmalarını sağlayabiliriz! Kalanını vakıf hallediyor zaten.”
“Derya hanım önceden neler yapıldığını kısaca özetledi bana, senin söylediklerine bakılırsa anneannem bu etkinlikten olmayacak şeyler bekliyor!”
“Sanırım öyle! Kimsenin bir kaç neşeli şarkıyla kaybettiklerini kazanacağını sanmıyorum. Ancak bu etkinlik ve tabi bu vakıf zaten onların yaşamaya ve yaşatmaya değer olduklarını hissettiriyor fazlasıyla. O yüzden içeriği değil de etkinliğin kendisi faydalı olacaktır. Nimet hanımın da bunu kastettiğini sanıyorum. Biz sadece bir günlük bir eğlence sunacağız onlara. Günlük hayatların katılacak bir renk. Özel bir günde tek başına olmadıkları duygusu.”
“Evet!” dedi Hakan “Sanırım işimiz çok zor değil. Canlı müziğin insanlar üzerinde daha etkili olduğunu biliyorum kendimden. Bir orkestra ve solist ayarlayabiliriz sanırım. Bu tür etkinlerde sahne alan birileri mutlaka vardır.”
“Bu konu hakkında da ne yazık ki hiç bir fikrim yok. Ofiste bilgisayarlar var istersen internetten araştırabiliriz biraz!” dedi Deniz ve salondan çıkıp, boş bir bilgisayarın başına oturdular. Bir kaç saat içinde üç dört orkestra bulmuşlardı, her birine telefon edip görüşmek için randevu verdiler. Üçü de ertesi gün vakıf merkezine gelecekti. Randevu işi de bitince akıllarına yapacak bir şey gelmediği için Deniz kalktı çalıştıkları masadan ve “Bu günlük bu kadar o zaman!” dedi.
“Evet, ben anneanneme yaptıklarımızdan bahsederim, sen de Derya hanıma söylersin sanırım!”
“Evet söylerim!” dedi Deniz yine Hakan’ın yüzüne hiç bakmadan, Hakan’da onu daha fazla zorlamak istemediği için veda edip ayrıldı merkezden. Onun kendini zorlayarak çalıştığını hissetmişti bütün gün. Onula vakit geçirmeyi hiç istemiyordu ve bunun için de haklıydı kendince ama Hakan onu daha yakından tanımak için dayanılmaz bir istek duyuyordu içinde. Kaybettiği nişanlısından sonra ilk kez bir kıza karşı böyle bir ilgisi vardı. O gece olanlar, Deniz’in kim ve ne olduğu önemli değildi onun için. Onun yanında garip bir rahatlık hissediyordu sadece, sanki daha fazla vakit geçirseler, çok daha iyi hissedecekmiş gibi geliyordu. Deniz’in davranışları veya sözlerinin etkisi değildi bunlar, sadece Hakan’ın hisleriydi.
Ertesi gün gruplarla görüşüp her birinden vakıf adına teklif istediler. Hakan’da Deniz gibi fazla sosyal ortamlara dahil olmadığından, vakıftan çıkınca sürekli gittiği bara uğrayıp oradaki barmenle konuşmuştu biraz. Adam Hakan’ı sadece akşamları içerken ve yanında bir kadınla çıkıp giderken sarhoş görmeye alıştığı için akşam üzeri gelip etkinlikte yapılabileceklerle ilgili akıl danışmasına şaşırmıştı. Böyle bir vakfın etkinliğinde yapılacakları bilebilecek son kişinin kendisi olduğunu düşünüyordu ama Hakan’ın samimiyetle sorduğu sorulara, samimiyetle düşüncelerini söyledi. Onun da eşinden şiddet gördükten sonra iki çocuğuyla kalmış bir teyzesi vardı. Uzaklaştırma kararı olmasına rağmen eski eniştesi sürekli onları rahatsız ediyordu. Çocuklar babalarından o kadar korkuyorlardı ki, onun adını duyarken suratları dehşet dolu bir ifadeye bürünüyordu. Ufacık çocukların yüzüne yerleşen bu ifade insanın kalbini gerçekten paramparça ediyordu. Bir insan nasıl olup kendi çocuklarına bu dehşeti yaşatabilirdi. Kuzenlerinin kalan hayatlarında bu dehşetin izlerini ruhlarından nasıl silebileceklerini bilmiyordu. Hakan etkinlik için yardım istemeye gittiği barmenin teyzenin başına gelenleri duyunca iyice kötü hissetti kendini. O nişanlısını kaybettiği için kendini alkole avutuyordu uzun zamandır. Onu seven bir ailesi, istediğini yapıp, istediği yere gidebilecek maddi gücü vardı. Oysa bu insanlar öyle bir çaresizliğin içindeydiler ki, Hakan’ın bunca zamandır sürdürdüğü bu kaybolmuş hayat tarzı onların yaşadıklarının yanında şımarıklık gibi duruyordu. Barmene teşekkür edip, Vakfın telefonunu ve Derya hanımın ismini verdi. Teyzesi ne zaman desteğe ihtiyaç duyarsa Hakan’ın adını verip oraya gidebilirdi. Barmen ile aralarında beklenmedik şekilde gelişen bu tuhaf sohbetten sonra hiç bir şey içmeden bardan ayrıldı ve eve gitti.
Deniz’i o gün barın kapısına o halde getiren olayların ne olduğunu merak ediyordu. Onun da böyle bir kocası olduğunu düşündü önce ama sonra evli olsa bakire olamayacağını hatırladı. Sorun bir koca değilse, ailesiydi o halde. Anneannesi onun zor şeyler yaşadığını söylemişti ama detay vermemişti. Sabah erkenden anneannesini arayıp ona kahvaltıya geleceğini haber verdi, gruplarla görüştüklerinin de raporunu verecekti. Nimet hanım torununun bu ziyaret haberinden öyle mutlu oldu ki, yardımcısına hemen onun sevdiği şeyleri hazırlamasını söyledi. Hakan geldiğinde harika bir kahvaltı masası kurulmuştu. Hakan’dan hemen sonra heyecanla arayan Galip bey onun önceki gece bara sadece akşam üzeri uğradığını, barmenle bir kaç saat derin bir sohbet ettikten sonra hiç bir şey içmeden ayrıldığını anlatmıştı. Aylar sonra Hakan ilk kez dün evine sarhoş gitmemişti. Torunu geldiğinden onun sözleri ve davranışlarından bunun nedenini anlayabileceğini umuyordu. Bir gün önce sarhoş olup sızmadığı için uyumakta zorlanan Hakan, yorgun gözükse de gözleri parlayarak sarıldı anneannesine.
“Bütün bunlar benim için mi?” dedi kahvaltı sofrasına bakarak, “Gerçekten çok açım!”
Kahvaltı ederlerken anneannesine önce Deniz ile konuştuklarını ve görüştükleri grupları anlattı. Sohbet devam ederken Nimet hanım onu inceliyor ve neden bunca zaman sonra içmeden eve döndüğünü anlamaya çalışıyor, Hakan da konuyu nasıl Deniz’in vakfa gelmeden önceki hayatına getireceğini bulmaya çalışıyordu.
Kahvelerini içerlerken Nimet hanım “Deniz ile anlaşabildiniz sanırım!” deyince Hakan hemen “Anneanne bu Deniz nasıl bir kız sence, neler yaşamış merak ediyorum!” deyiverdi.
“Zor bir hayatı olmuş” dedi Nimet hanım yine, onun merakının derecesini görmek istiyordu. Bu kız torununun hayatına girdiğinden beri sürekli olumlu gelişmelerin olması tesadüf müydü sadece?
“Tamam oradaki her kadın zor şeyler yaşadıkları için oradalar ama Deniz ne yaşamış onu soruyorum? Koca şiddeti mi? Başka bir şey mi?”
“Bildiğim kadarıyla hiç evlenmemiş!”
“Öyleyse? Aile şiddeti mi, babası mı hırpalıyormuş, ayyaşmış ya da?”
“Hayır, babası hayatı boyu ona arka çıkan tek insanmış”
Hakan anneannesinin yüzüne baktı devam etmesi için ama Nimet hanım “Sen vakıf yetkilisi değilsin, biliyorsun sahip çıktığımız bu insanların gizliliğini korumak zorundayız. Sana Deniz’in hikayesini anlatamam. Belki sen ona sorabilirsin”
“Ona mı? Sence bana anlatır mı?”
“Sanmıyorum. Neden merak ediyorsun ki bunları? Etkinliği düzenleyin yeter.”
“Ben sadece soruyorum, tabi gizlilik konusunda haklısın. Boş ver!” dedi Hakan, anneannesini zorlarsa köşeye sıkışacağını bildiği için uzatmadan müsaade istedi ve ayrıldı yanından. O gün için Deniz ile sözleşmemişlerdi. Gruplardan teklifler gelince Derya hanım haber verecekti. Orkestra dışında ne yapabilecekleri konusunda henüz bir fikirleri yoktu. Hakan anneannesine de sormuş ama o da zaten kendi fikri olmadığı için onlardan yardım istediğini söylemişti.
Eve dönerken bu kadınların hemen hepsinin maddi sıkıntıları olduğu aklına geldi, yılbaşı deyince herkesin aklına piyangolar gelirdi, belki vakıf bağışçılarının desteği ile bu insanlara piyango düzenleyebilirlerdi. Bu nakit olarak kendilerine verilebileceği gibi, varsa çocuklarına eğitim bursu da olabilirdi. Döner dönmez anneannesini arayıp düşüncesini anlattı.
(devam edecek)