Nimet hanım torunu ve Deniz yüz yüze gelince sorun yaşamadığı için rahatlamıştı. Demek ki Hakan’ın onun peşine düşmesinin nedeni zarar görmüş olması değildi, en azından kayda değer bir zarar görmüş değildi belli ki. Onu görünce gösterdiği şaşkınlık öfke duymadığını göstermişti. Deniz’in mahcubiyetini anlıyordu, onun tavrı da o gece olanlarla ilgili doğruyu söylediğini gösteriyordu. Bir sorun yaşamadıklarına göre ikisinin bir arada çalışmasında sakınca yoktu ona göre, kalanını kendi aralarında halledebilirlerdi. Hakan’ın konuşma boyunca Deniz’e bakıp durduğunu da fark etmişti. Deniz bedenini tamamen Nimet hanıma döndürdüğü için bir kez olsun bakmamıştı Hakan’a. Konuşacakları bitince, Deniz’i vakfa bırakmak için şoförünü çağıracağını söyleyince, Hakan arabayla geldiğini ve onu bırakabileceğini, böylece biraz konuşup, beyin fırtınası yapabileceklerini söyledi.
“Burada da konuşabilirsiniz!” dedi Nimet hanım, “Ben de duymuş olurum!”
“Anneanne, sonuçlandığında zaten sana bilgi vereceğiz, acele etme!” dedi Hakan gülerek. Deniz vakfa onun bırakmasına itiraz etsin diye Nimet hanıma bakıyordu ama Nimet hanım o gecenin kahramanının Hakan olduğunu bilmiyormuş gibi yaptığı için bu bakışlara yanıt vermedi ve torununun teklifini kabul etti.
İkisi de Nimet hanıma veda edip evden çıktılar. Onlar Hakan’ın arabasına doğru yürürlerken Nimet hanım tülün arkasından onları gözetliyordu. Deniz mümkün olduğunca geriden ve başı yerde yürüyor, Hakan ise belli ki arabaya binene kadar bir konuşma başlatmayı düşünmüyor, sadece arkasından gelip gelmediğini hafifçe dönüp kontrol ediyordu.
Deniz onunla dönecek olmaktan oldukça rahatsızdı, o geceden sonra onu farklı yapıda bir kadın sandığı için istemediği şekilde davranacağından korkuyordu. Hakan onun tedirginliğinin farkına vardığı için söze nasıl başlayacağından emin değildi. Anneannesinin evinde tanıdığını belli etmese hatırlamıyor gibi yapabilirdi ama artık belli etmişti bir kere.
“Neden öylece kaçıp gittin?” dedi gözünü yoldan ayırmadan.
“Bu konuda konuşmak istemiyorum!” dedi Deniz başını camdan dışarı çevirmişti, bacaklarını sımsıkı birbirine yapıştırmış iki elini de sımsıkı yumruk yapıp kucağına koymuştu. Hakan onun halini görünce iyice kötü hissetti.
“O bara her zaman gelmiyorsun sanırım!” dedi yine de duramayıp.
Deniz cevap vermedi.
“Bak ben sana zarar vermek istemedim, sandım ki..” dedi ve durdu bir an, ne sandığını söylemesi durumu iyice kötüleştirebilirdi, “Yani sen şeymişsin!” dedi toparlayamadığı için, “Ben bilmiyordum, sen benimle eve gelince düşünemedim öyle! “
Deniz’in ağlamaya başladığını fark edince iyice berbat hissetti kendini ve arabayı park edecek bir yer buldu ve “Lütfen ağlama! Seni sarhoş ettim sanırım, yani başındaki yaradan sonra sen kadehi öyle dikip içince, alışıksın sandım ben! Benim yüzümden mi merkezdesin yoksa?”
O konuştukça Deniz’in aylardır saklayıp, yokmuş gibi davranmaya çalıştığı utancı yeniden tüm şiddetiyle gün yüzüne çıkmıştı. Araba durduğu için bir şey söylemeden kapıyı açıp indi arabadan. Bunların hiç birini duymak istemiyordu. Şimdi tam hayatını yeniden yoluna koyacağına umudu yeşermişken, neden yeniden karşısına çıkmıştı ki. Derya hanımın ona söylediği sözler geldi aklına kalp atışları biraz yavaşladı onları hatırlayınca. Hakan o arabadan iner inmez, koşup yetişmişti yanına.
“Ne olur gitme, özür dilerim. Anneanneme ya da kimseye bundan bahsetmeyeceğim. Endişelenmene gerek yok! Ben günlerce seni aradım sonra.”
“Neden?” dedi Deniz yaşlı gözlerini kaldırıp ona bakarak.
“Ben, bilmiyorum aslında. Kendimi kötü hissettim sanırım. Bir yere otursak konuşsak olmaz mı ya da arabaya geri dönelim. Lütfen!”
“Neden konuşmak zorundayız?”
“Bilmiyorum!” dedi Hakan yine, “Ama konuşmak zorundayız gibi hissediyorum sadece! Sana zarar vermek gibi bir niyetim yok. Baştan başlarız arkadaş oluruz belki, birlikte çalışacağız zaten.”
“Derya hanıma bunun olamayacağını söylerim! Ben zaten bu iş için uygun biri değilim. Kutlamalar hakkında hiç bir fikrim yok.”
“Tamam sorun değil ben sana yardım edeceğim. Aslına bakarsan ben de bu gün anneanneme bu iş için uygun olmadığımı söylemeyi planlıyordum gelmeden ama seni görünce.. Vazgeçtim. O konuya hiç girmeyebiliriz, unutalım gitsin diyeceğim ama en azından o yüzen mi vakıftasın onu söyle bana ne olur?”
Deniz onun evinden çıktıktan sonra kendini sulara bırakmaya çalıştığını anlatmak istemiyordu Hakan’a. O gece onun suçu değildi zaten, nasıl olduğunu bilmiyordu ama sarhoş olmuştu, onu zorla içiremeyeceğine göre hatırlamasa da demek ki isteyerek içmişti onca şeyi. İsteyerek onunla evine gitmişti ve sonrasını da.. Hikayesini sadece Nimet hanım biliyordu, o da torunu ile ilgisini bilmiyordu. Okulunu bitirip, diplomasını almaya bu kadar yaklaşmışken, vakıftan ayrılmak da hiç istemiyordu. Orayı seviyordu ve kendini güvende hissediyordu. Eğer bu adam gerçekten kimseye bir şey söylemezse, hayatını yeniden kurana kadar kalabilirdi. Gözyaşlarını silip Hakan’a baktı, “Tamam!” dedi kısık bir sesle, “Kimseye bahsetmeyeceğine söz verebilir misin?”
“Evet tabi ki kimseye söylemeyeceğim, söylesem zaten anneannemin yanında söylerdim öyle değil mi?”
“Vakıfta kalmak zorundayım bir süre daha, insanların yüzüne bakabilmek istiyorum sadece!”
“Tamam söz veriyorum sen ve benden başka kimse bilmeyecek!” dedi Hakan ellerini kaldırdı teslim oluyor gibi, “Arabaya dönebilir miyiz?”
Deniz başını salladı ve gerisin geri arabanın yanına yürüdüler, Hakan nazikçe kapıyı açıp binmesine yardım etti. Vakfa gelene kadar ikisi de hiç konuşmadılar.
“Ben yarın gelirim burada konuşuruz, olur mu?” dedi Hakan, Deniz inerken. Deniz dönüp başıyla onayladı bir şey söylemeden ve kapıya yürüdü.
Nimet hanım ne yaptıklarını merak ettiği için bir kaç saat sonra aradı torununu, “Ne yaptınız? Konuşabildiniz mi?” dedi merakını gizlemeye çalışarak.
“Yarın gideceğim vakfa, bir telefon gelince, onu hemen bırakmak zorunda kaldım. Henüz bir şey konuşamadık!” dedi Hakan.
“Tamam yarın ararım ben o zaman!” dedi Nimet hanım ama onun doğru söyleyip söylemediğinden emin olamadı, en azından ertesi gün konuşmak için randevulaşmışlardı.
“Anneanne!” dedi Hakan kapatmadan, “Bu kız neden vakıfa gelmiş biliyor musun?”
“Galip onu intihar etmek üzereyken bulmuş!” dedi Nimet hanım sakin bir sesle.
“İntihar mı?”
“Evet bundan beş ay önce sabahın erken saatlerinde kayalıklardan denize atlamaya çalışıyormuş!”
“Nedenini biliyor musun?” dedi Hakan ama canı çok sıkıldığı için sesi berbat çıkmıştı gerçekten.”
“Zor bir hayatı olmuş dedim ya, üst üste gelmiş bazı şeyler ve bir kriz yaşamış! Bu seni niye ilgilendiriyor ki?”
“Merak ettim, yani şey birlikte çalışacağız ya yanlış bir şey söyleyip üzmeyeyim diye. Sen nazik ol deyince sorayım dedim!”
“Kayalıklardan atlamadan önceki gece bir adamla birlikte olmuş, ağır pişmanlık yaşıyor. İlkmiş ama nasıl olduğunu o da tam hatırlamıyor!” dedi Nimet hanım biraz daha konuyu açarak. Hakan bir an için anneannesinin her şeyi bildiğini düşündü ama bunun olması mümkün değildi.
“Zavallı kız!” diyebildi sadece ve kapattı telefonu. Onunla barın kapısında karşılaştıkları anı hatırladı, gerçekten dağılmış ve solgun görünüyordu. Neden onun bir sıkıntısı olduğunu düşünmek yerine alkolik ya da keş olduğunu düşündüğüne anlam veremiyordu. Dengesi bile olmadığı için takılıp, yığılıvermişti. O kadehi öyle diktiğini görmese belki bir sıkıntısı olduğunu çözebilirdi ama ardı ardına kadehleri dikip gülmeye başlayınca başka türlü yorumlamıştı işte. Canına kıymak isteyecek kadar kendini kötü mü hissettirmişti ona.
(devam edecek)