“Ben babamın yüz karasıyım?” diye ağlamaya başladı Deniz.
“Kimsenin yüz karası değilsin! Zayıflığı seçme! Kalmış okulunda yarım dönemin, diplomanı almak üzeresin. Babanın tüm çabaları sen ayaklarının üzerinde durabil diyeymiş, sen de başına gelen ilk felakette adamcağızın kan ter içinde kurmaya çalıştığı her şeyi yıkmaya kalkıyorsun. Var say baban hayattaydı ve sen o gece yaptığın hatayı yaptın. Ne yapardı söyle? Öldürür müydü seni?”
Deniz durdu “Hayır!” dedi mırıldanarak, “Babam! Babam beni yargılamazdı bile belki!”
“Derdin ne o zaman, sokaklara düştün, ailenin adını mı kirlettin? Kimsenin bilmediği bir olay, bir hata! Var say şu aşık olduğun çocuğa kandın birlikte oldun ve seni aldattı ayrıldınız? O da olabilirdi. Unut o geceyi, sil kafandan. O beş para etmez arkadaşını, seni aldattığını sanan o şerefsizi, annesini, kendi anneni hepsini unut. Ölüm bir başka yerde başka bir hayata başlamanın kapısıdır. Geldiğimiz yere döneriz, sen de burada yeniden başla. Artık hayatında seni bu noktaya getiren hiç kimse kalmamış zaten. Temiz bir başlangıç için en iyi noktadasın!”
Deniz hayretle Nimet hanımın yüzüne bakıyordu. O sırada yardımcı kadın çalan telefonu Nimet hanıma uzattı. Arayan Galip beydi. Deniz’in anlattığı hikayeyi araştırmış ve onun yalan söylemediğini tespit etmişti.
“Tamam teşekkür ederim!” diyerek telefonu kapatıp yardımcısına uzattı Nimet hanım ve “Derya’yı ara! Bir de taksi çağır!” diye ekledi.
Deniz taksi lafını duyunca, Nimet hanımın onu taksiye bindirip istediği yere göndereceğini düşündü. Eve gidecekti. Bir gün önce vurulan iğnenin etkisi tam geçmediği için aslında hâlâ sakindi. Nimet hanımın düşündüğü gibi gidip kendini bir yerlerden atmayı planlamıyordu. En azından o an için planlamıyordu.
Nimet hanım bir gün önce de konuştuğu Derya hanıma, biriyle geleceklerini söyledi. Sonra Deniz’e bakıp, “Haydi bakalım seni vakıfa götüreceğim şimdi!” diyerek kalktı yerinde. Onun elinden kurtulacağını düşünen Deniz Nimet hanımın az önce anlatırken bahsettiği vakıfa neden gideceklerine bir anlam veremedi. Neden itaat ettiğine anlam veremese de iki gündür ne söylese yapıyordu istemeden.
“Vakıfta senin gibi birine ihtiyacımız var!” dedi Nimet hanım yolda giderlerken, “Ancak önce sen vakıftan yardım alacaksın. Derya seninle ilgilenecek!”
“Bunu neden yapıyorsunuz?” dedi Deniz çaresizce.
“Karşıma çıktın çünkü, artık seni başı boş bırakamam!” dedi Derya hanım, “Tabi torunumun sana istemeden verdiği zararı da telafi etmek istiyorum!” dedi sonra içinden. Ondan kendilerini korumayı planlarken birden bire onu korumaya karar vermişti nedense, “Kötü bir çocuk değilsin!” dedi sonra yüksek sesle.
Derya hanım başına bir çok iş gelmiş kadınları görmeye alışık olduğundan, Deniz’in dağılmış halini görünce hiç yadırgamadı. Nimet hanım sanki çocuğunu okula yazdırmaya getirmiş bir veli gibi, Derya hanıma onunla ilgili planlarını anlattı. Önce toparlanması için ona destek olunacaktı, odalardan biri onundu. Her gün görüşmesi için bir uzman randevusu ayarlanacaktı ki Nimet hanım bunun Derya hanım olmasını tercih ediyordu. Sonra okul işinin halledilmesi gerekiyordu. Yapılabiliyorsa geriye dönük bir rapor alınarak telafi sınavlarına girebilirdi. Yapılamıyorsa okulu yarım dönem daha uzamış olabilirdi. Derya hanımın bu konuyu takip etmesini istiyordu. Galip beyden bu konuda Derya hanıma yardımcı olmasını isteyecekti. Deniz serseme döndüğünden kendisi hakkında söylenilenleri dinliyor ve takip edip anlamaya çalışıyordu. Nimet hanım söyleyeceklerini bitirdikten sonra kalktı ve Deniz’e dönüp, “Ben şimdi gidiyorum bundan sonra muhatabın Derya, yarın uğrarım!” diyerek odadan çıkıp gitti. Deniz bir kez daha yabancı bir ortamda yabancı bir kadınla yüz yüze kalıverdi odanın içinde.
Derya hanım bir gün önce hazırlanan odasına götürdü onu. Burası tek kişilik karyola, yanında bir komodin, bir gardırop, bir çalışma masası ve kendi banyosu olan bir odaydı. Denizin yanında hiç bir eşyası olmadığı için birden bire bu odaya nasıl adapte olacağını bilemedi.
“Eve gitmem gerek!” dedi Derya hanıma, “Eşyalarımı almalıyım herhalde değil mi?”
“Ben ayarlarım!” dedi Derya hanım gülümseyerek, “Şimdilik fazla eşyaya ihtiyacın olmayacak, banyoda kişisel bakım için gerekli şeyleri bulacaksın, yatağın üzerinde senin için bir pijama var. Yarın almak istediğin başka şeyler varsa biriyle gönderirim evden alman için!”
“Bakın ben Nimet hanımı da sizi de tanımıyorum! Niyetin iyi olduğunun farkındayım ama burada kalmak istediğimden de emin değilim. Şimdi gitsem ve bu konuyu düşünsem daha iyi olur o yüzden!”
“Tabi!” dedi Derya hanım, “Ancak beni Nimet hanıma karşı mahcup etmemelisiniz, burada gerçekten güzel şeyler yapıyoruz ve her desteğe ihtiyacımız var! Bu gün katlanabilirseniz en azından yarın Derya hanım geldiğinde kendiniz onunla konuşursunuz!”
Derya hanımın sakin nezaketi durdurmuştu Deniz’i bir kez daha, başıyla onayladı.
“Birazdan yemek saati başlayacak, oda sizin için tamamsa birlikte yemekhaneye gidelim, hem çalışanlar, hem de misafirlerimizle tanışın!” diyerek bu kez alıp onu yemekhaneye götürdü. Herkes Derya hanımın yanında rengi solmuş, yorgun yüzlü bir kadın olduğunda onun yeni kişi olduğunu biliyordu artık. Burada kendilerine sıcak bir yuva bulmuş ve güvende hissettiklerinden yeni gelenlere karşı da bir empati geliştirmişlerdi. Her gelen kendini dostlar arasında hissettirmek adetti. Derya hanımla Deniz içeri girer girmez bütün yüzler gülümsedi önce, sonra onlar bir masaya oturunca sırayla gelip “Merhaba!” demeye başladılar, her gelen hakkında Derya hanım kısa hikayeler anlatıyordu. Deniz kendi halini unutmuş, bu kadınların hikayelerini dinliyordu. Her birinin başına olmadık şeyler gelmişti, onun gibi genç olan bir kaç kadın vardı, diğerleri orta yaşı biraz geçmişlerdi. Her “Merhaba” diyen, ayrılırken, buraya gelebildiği için ne kadar şanslı olduğunu anlayacağını söylüyordu. Kocası veya babası tarafından şiddet görenler, aile için tacize maruz kalanlar, sokağa atılanlar her bir kadının hikayesi farklıydı. Onların hikayelerini duydukça Nimet hanımın söylediği sözler geliyordu aklına. Gerçekten canına kıymaya değer miydi yaşadıkları? Bütün bu insanların başlarına gelenlerden sonra böyle bir yerde birbirlerine sarılmalarından etkilenmişti. Anlatılanlara odaklandığı için ne yediğini de çok fark etmedi ama midesi epeyce dolmuştu. Kendini o kadar yorgun hissediyordu ki bedenini zor ayakta tutuyordu. Derya hanım birlikte çaylarını içtikten sonra dinlenmesi için onu odasına götürdü yeniden. Saat yedi gibi akşam yemeği yeniyordu ve yeniden gelecekti. O zamana kadar odasına dinlenebilirdi. Çekmecesinde okumak isterse bir kaç kitap bulacaktı. Bütün gece sakinleştiricinin etkisi ile uyumuş olmasına rağmen Derya hanım çıkınca kendini yatağın üzerine bıraktı ve yeniden derin bir uykuya daldı.
Rüyasında annesini gördü, tam olarak hatırlamıyordu ama genç sevgilisi yanındaydı ve nedense onlarla aynı evde yaşadığını görmüştü. Annesi her zaman yaptığı gibi ona bağırıp duruyor, o genç adamın da babası olduğunu söylüyordu sürekli. Kan ter içinde uyandı ve yeniden uykuya dalıp, rüyanın içinde kalmamak için Derya hanımın söylediği kitapları bulmak için çekmeceyi açtı. Üstteki kitabı ne olduğuna bile bakmadan açıp okumaya başladı ama daha beş dakika geçmeden yeniden uykuya daldı ve kitap düştü elinden. Bu defa da pek çok rüya gördü ama Derya hanım yeniden odaya gelene kadar uyanmadı. Kalkıp kapıyı açtığında çok uyumaktan sersemlemişti bu defa. Öğlen şuursuzca yedikleri henüz midesinde gibi hissettiğinden yemeğe inmek istemediğini söyledi. Derya hanım da itiraz etmedi çay içmek isterse diye ona bir termos yollayacaktı.
On beş dakika geçmeden bir kadın elinde bir çay termosu ve fincanı bırakıp gitti.
(devam edecek)