Zaten çok zor sevebilen ve hassas bir genç olan Hakan, Arzu ve ailesinin yasını tutarken, bir de nişanlısının hayatında bir başkası daha olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalmıştı. Arzu’nun çocukluğundan beri aşık olduğu ve aralarındaki yaş farkı nedeniyle ailesine açıklayamadığı gizli bir aşığı vardı. Zaten evli olan bu aşığı ile bir geleceği olması mümkün olmadığı için Hakan ile nişanlanmıştı. Böylece iki aşık dikkat çekmeden ilişkilerini arka planda yürütmeyi planlamışlardı. Arzu ve ailesinin ölümünden sonra acısını kontrol edemeyen adam, Arzu’nun ölümünden Hakan’ı sorumlu tuttuğunu söyleyerek onun yakasına yapışmıştı. Arzu ailesi ile tatile çıkmadan önce adama tatili Hakan’ın ona ve ailesine nişan hediyesi olarak sunduğunu söylemişti. Herhangi bir gerçeklik payı olmadığı halde sadece aşığını kıskandırmak için söylediği bu sözler, ölümünün ardından aşığının Hakan’a saldırmasına neden olunca, gerçek ortaya çıkıvermişti. Nimet hanım torunun başına gelen tüm bu olaylar yüzünden çok üzgündü. Hakan bu olayların ardından ailesine ayrı eve çıkmak istediğini söylemiş, ailesi de onun bir bunalımda olduğunu bildiği için makul karşılamışlardı. Biraz yalnız kalıp kafasını toparlayacağını sanmışlardı. Uzun süre sessiz bir hayat süren Hakan’ın bir gece sokakta sarhoş olarak bayılıp kalmasından sonra, gündüzleri işinde gücünde olduğu, geceleri ise sabahlara kadar içip, tek gecelik kadınlarla birlikte olduğu ortaya çıkmıştı. Hakan ile evine gitmek üzere bardan çıkan kadın, kendisi de sarhoş olunca Hakan’ın öldüğünü sanmış paniğe kapılıp polisi aramıştı. Sonunda Hakan’ı sadece çok alkol aldığı ortaya çıkmıştı tabi ama Hakan bu olaydan sonra aslında onların umduğu gibi sakin bir hayat yaşamadığını itiraf etmek zorunda kalmıştı.
Oğullarının alkolik olduğundan endişe eden ailesi onun çok üzerine gidince Nimet hanım araya girip sorumluluğu üzerine almış, Hakan’ı gece gündüz takip ettirmeye başlamıştı. Torununun bütün hayatı gündüz hiç bir şey olmamış gibi işine gitmek, akşamları ise gittiği bir kaç barda kendini kaybedene kadar içip, orada tanıştığı bir kadın olursa onunla eve gitmekti. Kendi arkadaş çevresinden çoktan uzaklaşmıştı, iş yerinde de kimse ile yakınlık kurmuyordu. Zaten sessiz bir insan olduğundan kimse onun içinde yaşadıklarını bilmiyordu. Nimet hanım baştan ailesi gibi onun zamana ihtiyacı olduğunu düşünmüştü ama bu zaman uzadıkça Hakan’ın hayatında gençliğine rağmen hiç bir coşku ya da hayata bağlılık belirtisi yoktu. Kadınlar için kurdukları vakıfta çok güvendiği rehabilitasyon uzmanları vardı. Vakfın yönetiminden sorumlu Derya hanım insan olarak en güvendiği uzmandı. Hakan’ı doğrudan ona götüremediği için ara sıra uğrayıp, torununun durumunu anlatıyor ve ondan akıl alıyordu.
Hakan da tüm sevgilerine rağmen anne ve babasının onu anlamadıklarını düşündüğü için Nimet hanıma daha çok güveniyor. Başı sıkışında ailesi yerine onu arayacağını biliyordu. Sarhoş olup da ailesine hayatının hiç de yolunda gitmediğini itiraf edişinden sonra daha dikkatli davranmaya başlamıştı. Aslında onların sandıkları gibi kendini kaybedene kadar içmiyordu. Kendini kaybetmek için içiyordu ve zaten alkol toleransı düşük olduğu için iki biradan sonra kendini daha rahatlamış ve iyi hissediyordu. Gündüzleri kendini içine kapatarak yaşadıktan sonra gün sonunda her şeye gülebilecek kadar rahatlamak iyi geliyordu. Birlikte olduğu kadınlar Arzu’nun ona yaptıklarından sonra bastırılmış duygularının dışa vurumu değildi. Hiç bir kadının peşinden koşmuyordu. Kadınlar ona geliyorlar, o da rahatlamak için başlayan sohbetin sonunda kendileri razı olduklarından onları alıp eve götürüyordu. Her zaman aralarında bir şey yaşanmıyordu. Bazen sızıyorlar, bazense sadece konuşmaya devam ediyorlardı. Bazı zaman erkeklerle para karşılığı birlikte olan kadınlara da denk geliyordu tabi. Paralarını aldıklarını sürece sohbet etmişler, uyumuşlar onlar için fark etmiyordu. Çoğuna elini bile sürmüyordu zaten. Kendisi de bu döngüden çıkması gerektiğinin farkındaydı aslında ama bunca zamandan sonra insanlarla yeniden iletişim kurma çabasına girmek gözünde büyüdüğünden ne kadar değişeceğini planlasa da aynı hayatı yaşamayı devam ediyordu.
Her akşam içiyor olmasına rağmen onun bir alkolik olmadığını Nimet hanım öğrenmişti. Peşine taktığı adamlar içtiği içkinin markasından, kaç kadeh içtiğine kadar ona rapor etmişlerdi uzun süre, o da Derya hanımla konuşmuştu. Hakan bir alkolik değildi, en azından şimdilik. Hiç bir gece bir önceki geceden daha fazla veya farklı içmiyordu, sadece davranışları daha çok alkol aldığını düşündürüyordu. O kendini rahatlatmak için sarhoş taklidi yapıyordu aslında. Bir süre sonra kendi de sarhoş olduğuna inanıp, rahat davranmaya başlıyordu.
Deniz’i dinlerken, onun bakışları, davranışları ve yaşadıkları Hakan’ı hatırlatmıştı ona biraz. Torununun başına bela olacağını düşünerek sorguladığı kız eğer anlattıkları doğruysa, torunundan daha çok yardıma ihtiyacı olan bir başka yaralıydı.
“Bu çocuklar gencecik yaşlarında bunları neden yaşıyorlar?” diye mırıldandı kendi kendine, “Neden dünya daha iyi bir yer olacağına, daha beter bir yere dönüşüyor giderek?”
Deniz ertesi sabah uyandığında, Nimet hanım çoktan kalkmış, kapının kilidini Deniz fark etmeden açtırmıştı. Deniz bir uyandığı odayı tanıyamayınca, bir akşam önce olanları hatırlamış, ona giydirilen geceliği çıkarıp, üzerini değiştirmiş ve hemen salona gelmişti. Nimet hanım kahvesini içiyordu o geldiğinde.
“Günaydın daha iyi misin?” dedi gülümseyerek.
“Artık gidebilir miyim?” dedi Deniz, dün geceden beri burada alıkonulduğu için misafir edilmiş gibi davranmak istemiyordu.
“Kahvaltı et önce!” dedi Nimet hanım, salondaki masanın üzerinde hazırlanmış bir kahvaltı tepsisi vardı.
“Aç değilim, gitmek istiyorum!”
“Ne yapacaksın gidip kendini bir yerlerden mi atacaksın yine? Karnın tokken belki daha iyi düşünebilirsin!”
“Bu sizi neden ilgilendiriyor, istediğiniz gibi her şeyi dün akşam anlattım size, şimdi bırakın da gideyim!”
“Sana yardım edebilirim!”
“Yardım mı?” dedi Deniz şaşkınlıkla, “Sizden yardım istemedim ki?”
“Biliyorum istemediğini ama istersin belki diye yardım edebileceğimi söylüyorum ben de! Kulak versen iyi olur!”
Deniz bu yaşlı kadınla baş etmenin zor olduğunu anladığı için sıkıntıyla oturdu kanepeye “Peki nasıl yardım etmeyi planlıyorsunuz?” diye sordu.
“Dün sen bana kendini anlattın, bu gün de ben sana kendimi anlatacağım önce! Sen kahvaltını yaparken ben anlatırım, haydi git tepsini getir!”
Deniz kalkıp masanın üzerindeki tepsiyi aldı isteksizce, önündeki sehpanın üzerine koyup Nimet hanımın yüzüne baktı bir an önce anlatması için. Onun iyi bir kadın olduğunu görebiliyordu ama dün akşamdan beri o kadar çok zorlamış ve tedirgin etmişti ki, nereye varmaya çalıştığını anlayamıyordu. Zaten çok yorgundu ve kafası karmakarışıktı. Kendi ile mücadele edecek hali yokken bir de bu kadınla uğraşmak istemiyordu. Hiç bir şeyle uğraşmak istemiyordu. Babasını düşündü gözleri doldu bir an için.
Nimet hanım onu gözlemlemeye devam ederken sakin sakin kendi hikayesini anlatmaya başladı. Berdel olarak verilişi, sonrasında başına gelenler hepsini mümkün olduğunca uzun uzun anlattı. Anlatırken arada bir kendi gözleri de dolduğu için durup çayından koca bir yudum alıyordu. Deniz bilmediği bu evin salonunda, bilmediği bu kadınla ne yaşadıklarını anlamıyordu ama yine de dinliyor, dinledikçe o da üzülüyor ve gözleri doluyordu. Nimet hanım anlatmayı bitirdiğinde, “Sizin de kolay bir hayatınız olmamış!” diye döküldü dudaklarından. Nimet hanım duymak istediğini duyduğu için gülümsedi.
“Haklısın kendimi herhangi bir yerden atmadan kendi şansımı yaratma yolunu seçtim ben! Sense bir kaç hata yaptın diye babanın senin için yaptığı onca fedakarlığı yok sayıp, canına kıymak istiyorsun!”
“Ama ben?”
“Ne olmuş yani güvendiğin insanlar seni aldatmışsa, aklın başında değilken gidip adamın biri ile beraber olmuşsan ne olmuş? Kendini affedemeyecek kadar katı mısın? Hayatın bu kadar kolay vazgeçilecek kadar değersiz mi senin? Daha genceciksin, niye hayata biraz daha şans veremiyorsun?”
(devam edecek)