“Bu kıza bir sakinleştirici yapsan iyi olur, bir şey kullanmıyor anladığım kadarıyla sabaha kadar uyanmasını istemiyorum!” dedi Basri beye, Nimet hanım, sonra Galip beye dönüp, kızın anlattığı her şeyi iyice araştırmasını istedi. Çantasından kimliğinin fotoğrafını çektirdi ve yolladı onu. Basri bey de Deniz’e bir sakinleştirici iğne yaptıktan sonra gitti.
“Ah Hakan!” dedi Nimet hanım kendi kendine, “Senin yüzünden şu girdiğimiz durumlara bak, dramın ortasına düştük. Bakalım doğru mu söylüyor!” dedi sonra ve yardımcısını çağırıp, Gülsen hanımı aramasını istedi.
“Gülsen, Merhaba Nimet ben canım. Geçen gün konuştuğumuzda iki üç kişilik daha yer var diyordun, duruyor mu onlar hâlâ?”
“Duruyor Nimet hanım? Birisini mi göndereceksiniz?”
“Daha belli değil, benden haber bekle, birini boş tut gelen olursa!”
“Tamam efendim merak etmeyin, tutarım!” dedi Gülsen hanım kapattı telefonu. Nimet hanım da son bir kez Deniz’i kontrol ettikten sonra geçti odasına. Yardımcısına kızın odasının kapısını kilitlemesini söyledi. Sakinleştiricinin etkisi sabaha kadar geçmeyecekti ama olur gece uyanıp kaçmaya kalkarsa diye önlem alıyordu.
“Alıkoymaktan şikayet etse bizi yanarız!” diye söylene söylene gitti odasına.
Gerçekten zor bir hayatı olmuştu Nimet hanımın, daha on beş yaşındayken berdel olarak verilmişti kocasının ailesine. Ağabeyi yanlışlıkla kocasının kardeşini vurmuştu. Aslında bir kasıt yoktu ama yine de kan bedeli istemişlerdi. Ağabeyi ile de görümcesi evlenmişti. Ağa evinde el bebek gül bebek büyüyen Nimet hanım bir anda hiç ummadığı şekilde gelin gidince bütün dünyası başına yıkılmıştı. O on beş yaşındayken kocası otuz yaşını çoktan geçmişti. Daha önceden evlenip, eşini kaybetmiş, üç tanede çocuğu vardı. Yani daha kendisi büyümeden hem kocaya gitmiş, hem de kardeşi olacak yaşta üç çocukla ilgilenmek zorunda kalmıştı. Çocuklar küçük oldukları ve annelerini özledikleri için Nimet hanıma yapmadıkları eziyeti bırakmamışlar, kocası da çocuklar şikayet ettikçe onu hırpalamıştı. Babalarının onları dinleyip, üvey annelerini tartakladığını gören çocuklar kantarın topuzunu iyice kaçırıp, kan kusturmuşlardı Nimet hanıma. Kendisi de hamile kalıp ilk çocuğunu doğurduktan sonra kocası dayağı kesmişti. Üç oğlan da büyüdükleri için yatılı okullara gönderilince ancak rahat edebilmişti. Tatillerde gelen çocuklar işlerine devam etseler de büyüdükçe onlar da akıllanmış, Nimet hanımı yavaş yavaş kabullenmeye başlamışlardı. Bu arada Nimet hanım da ikisi erkek üç çocuk dünyaya getirmişti. Kocasının dayağı kesildikten sonra bu defa kayınvalidesi ile sorunlar başlamıştı. Görümcesi ile ağabeyinin evlilikleri başta geçimli olsa da sonraları araları kötü olmaya başlamıştı. Ağabeyi karısına aslında başkasını sevdiğini ve onunla mecburen evlenmek zorunda kaldığını söyleyince araları iyice gerilmiş, görümcesi her geldiğinde ağabeyinden ve Nimet hanımın ailesinden şikayet ettikçe, o da hırsını Nimet hanımdan almaya başlamıştı. Hem evladını kaybetmiş, hem evladının katili aileye kızını gelin vermiş ve mutsuzluğunu seyretmek zorunda kalmıştı. Başlarda çocukların ve kocasının derdinden kayınvalidesinin farkına bile varamayan Nimet hanımın çilesi kocası altmış beş yaşında ölene kadar sürmüştü. Kocasının ölümünden sonra epeyce bir miras kalmıştı ama bu kez de üvey çocukları onun payını eksiltme peşine düşmüşlerdi. Onlara göre pay annelerine aitti. Babaları onunla mecburen evlenmişti. İlk eşini resmi nikahla alan kocası, Nimet hanımı imam nikahı ile aldığı için yasal bir hak iddia edemiyordu. Aileden zengin olsa da, onca yılını verdiği koca evinden böyle muamele görmek zoruna gittiği için görümcesi ile konuşmuş, o da ağabeyi ile mutsuz bir evlilik yaşadığı için ondan yana durmamıştı. İlk eşten olma yeğenlerini haklı bulmuşlardı. Ağabeyi görümcesini resmi nikahla aldığı için onun öyle bir sorunu olmayacaktı. Kendi çocukları kocası öldüğünde küçük olduklarından annelerinin arkasında duramamışlardı o zamanlar ama neyse ki kocasının ailesi çocukların paylarını kabul ediyordu. Onlar kocasının nüfusuna kayıt edildiklerinden yasal varistiler. Yaşları küçük olduğundan mirasın vekaleti yine Nimet hanımdaydı. Kendisi ve memleketindeki kadınların neredeyse yarısından fazlası koca veya baba evinde fiziki veya duygusal eziyet gördüklerinden kendi ailesinden ve kocasından kalan mirasın bir kısmıyla sığınma evi benzeri bir ev açmıştı. Başlarda yasal bir yer değildi açtığı yer, kaçıp kendin, kurtarmak isteyen kızları saklıyorlardı. Kendi çocukları büyüyüp annelerini destekleyince, bir vakıfa dönüştürüp, yasal statü kazandırmışlardı. Nimet hanım kadın yurdu adı altında, kadınlara sahip çıkıyorlar, onlara eğitimler verip, meslek kazanmalarına ya da tek başlarına ayakta durmalarına yardım ediyorlardı. Oğulları, gelinleri, kızı ve damadı vakıfa sahip çıkmışlardı. Sonradan üvey çocuklarından biri de onlara destek olmaya karar vermişti.
Hakan Nimet hanımın kızından olan torunuydu. Yüzlerine belli etmese de torunları arasından en çok onu severdi. Kızı ile daha yakın olduklarından büyürken en çok Hakan’a eşlik etmişti. Sevgi dolu, nazik ve naif bir çocuk oldu Hakan her zaman. Ailesinin desteği ile iyi de bir eğitim aldı. Arkadaş çevresinden bir kıza aşık olup evlenmek isteyince de ailesi karşı çıkmadı hemen nişanlandılar. Aslında Nimet hanım bu nişanın çok erken olduğunu düşünüyor olsa da, ailesinin söz hakkı olduğunu düşünüp karışmamıştı. Arzu iyi bir kızdı, ailesi de iyi bir aileydi ama pek torununa göre değildi ona göre. Hakan’ı kıskanıyor, baskın olmaya çalışarak zor durumlarda bırakıyordu. Zaten naif olan Hakan’da hayatında ilk defa aşık olduğu için o ne dese yapıyor, onu yüzünü güldürmek için deyim yerindeyse kendini parçalıyordu. Nimet hanım aşkın başlarında böyle şeyleri göremeyen torununun sonradan mutsuz olacağına inanıyordu. Arzu hayatı boyu Hakan’ı yoracak bir karaktere sahipti. Yine de kızı ve damadı onayladığı, torunu da çok aşık olduğunu düşündüğü için sözlerini kendisine sakladı ve destekledi.
Hakan’ın daha önce lise de bir kızdan hoşlanıp, kızın önce ona yüz verip, sonra başkası ile olmaya başlaması yüzünden çocuğun günlerce kederinden heba olduğunu biliyordu. O kızdan sonra başka kimseye yaklaşmaya cesaret edemeyen Hakan ancak üniversite bittikten sonra ilk defa Arzu’ya yoğun duygular beslemeye başlamıştı. Aslında aynı kaybetme korkusuyla Arzu’yu elinden kaçırmamak için nişanlanmak için acele ediyordu. Bu defa aşık olduğu kızı kaybetmeden evlenmek istiyordu. Sanıyordu ki aşk öyle sonsuza kadar canlı ve ayakta kalacak. Nimet hanım hayatı boyunca hiç aşkı tatmamıştı ama iki insanın bir aşkı yaşatıp yaşatamayacağını anlayacak kadar hayat tecrübesi vardı. Çok şükür çocuklarının hiç biri mutsuz evlilikler yapmamıştı. Hepsi aklı başından insanlara denk gelmişler, gerek eşleri, gerekse aileleri ile saygı sevgi çerçevesinde devam etmişlerdi. Tabi Nimet hanımın çocuklarını iyi yetiştirmesinin de etkisi büyüktü. Kocası öldükten sonra onların yetişmesi ve eğitimleri ile ilgili kimseye söz hakkı vermemişti. Ne kocası ne de kendisi gibi olmalarını istemediği için her şeyleri özellikle vicdanlı düzgün insanlar olarak yetişmeleri için çok özen göstermişti. Onlar da annelerinin yüzünü kara çıkarmamışlar, onu üzecek hiç bir şey yapmamış ve konuşmamışlardı.
Hakan ve Arzu’nun aşkları Nimet hanımın korktuğu seviyelere gelmeden daha vahim bir sonla noktalanmıştı. Arzu ailesi ile çıktığı bir seyahatten dönerken babasının kullandığı arabanın kaza yapması sonucu hayata veda etmişti. Bu kaza Hakan ve aile üzerinde şok etkisi yapmış, müstakbel gelinleri ve dünürlerini kaybettikleri bu kazanın etkilerini uzun süre atlatamamışlardı. Nimet hanım da en az onlar kadar sarsılmıştı. Arzu ve torununun mutlu olamayacaklarına inanmıştı ama onun ailesi ile birlikte böyle erkenden hayattan ayrılıp gitmesi yüreğine köz gibi oturmuştu.
(devam edecek)