Nimet hanım gelmeden ne yapacağını bilemediği için yeniden aradı patronunu Galip bey ve olanları hızlıca anlattı.
“Bekle yaklaştım zaten!” dedi Nimet hanım, Galip beyin kaygılarını o da paylaşmıştı. Belirgin ve çok bir kanaması olmadığına göre kızın durumu ağır değildi herhalde. Nimet hanımın şoförü arabayı onlara mümkün olan en yakın noktaya park etti. Nimet hanım hemen indi ve Galip beyi buldu karanlıkta Deniz henüz kendine gelmemişti. Galip bey Nimet hanım gelince telefonun ışığını yeniden yakıp, kızın yüzünü ve kanayan yeri gösterdi.
“Kucakla arabaya bindirelim, gerekirse eve doktor çağırırız!” dedi yaşlı kadın otoriter bir sesle ve Deniz’i arabaya bindirip eve getirdiler.
“Gencecik daha, bu yaşta nasıl bulaşıyorlar böyle şeylere anlamıyorum!” dedi Nimet hanım. Başlarını belaya sokmaktan çekindiği için aile doktorunu eve çağırıp kızı kontrol etmesini istedi. Basri bey sürekli gelip Nimet hanımı kontrol ettiği için ikiletmeden hemen geldi. Yıllardır aileden biri gibiydi ve Nimet hanımın torunu için ne kadar üzüldüğünü bilen iyi bir sırdaştı.
“Başındaki sadece bir çizik merak etmeyin!” dedi Basri bey, kızın keş olduğunu söyledikleri için damarlarına, göz bebeklerine iyice baktı ama uyuşturucu veya düzenli alkol kullandığına dair bir işaret göremedi, “Kesin bir şey söyleyemem tabi ama bence bu kız müptelaya hiç benzemiyor! Biraz gıdasız kalmış yalnız!”
Nimet hanım şüpheyle baktı doktorun yüzüne, “İyi, bu bizi beladan uzak tutar en azından!” dedi.
Deniz etrafındaki sesleri hafif hafif duymaya başlamıştı artık, düşmenin etkisi ile ağrıları vardı. İnleyerek açtı gözlerini ve kendini yine tanımadığı bir evde bulunca geçen olanları hatırladığı için paniğe kapıldı ve doğrulmaya çalıştı.
Basri bey ona yardım ederek oturttu kanepeye “Dur kızım yavaş!” dedi sakince, “Başını çarpmışsın!”
“Neredeyim ben?” dedi Deniz onlara bakarak.
“İntihar ediyordun seni kurtardık!” dedi Nimet hanım hiç bozuntuya vermeden.
“Neden yaptınız?” diye inledi Deniz.
“Sen neden canına kıymak istedin, gencecik kızsın!” dedi Galip bey, onun yüzünden her yanı acıdığı için kızgındı biraz.
Deniz başını önüne eğdi bir şey söylemedi.
“Aç mısın?” diye sordu Basri bey onların tavrından daha yumuşaktı tavrı, “Bir çorba içsen iyi olur, ne dersin?”
“İstemem, gideyim ben!” dedi Deniz ayağa kalkarak, başı döndü ilk başta ama sonra toparlandı.
Nimet hanım da sesini yumuşattı bu sefer, “Dur kızım, seni yeni kurtardık getirdik buraya, şimdi nasıl bırakalım tekrar, ya yine canına kıymaya kalkarsan ne olacak? “
“Beni kaybedecek bir şeyim yok!” dedi Deniz ağlamaya başladı yeniden. Nimet hanım Galip beyle, Basri beye başıyla çıkmalarını işaret etti, Deniz’i elinden tutup oturttu kanepeye, kendisi de yanına oturdu.
“Bak ben yaşlı bir kadınım. Hayatımın büyük bir kısmı sıkıntılarla geçti ama senin gibi kendime denize atmayı hiç düşünmedim! Belki vardır bir çaresi derdinin!”
“Yok!” dedi Deniz hıçkırarak, “Bırakın beni gideyim!”
“Paraya mı sıkıştın ha? Söyle bana!”
“Hayır!”
“Aşık mısın o zaman?”
Mete’yi hatırladı Deniz ama bir şey söylemedi. Tanımadığı bu insanlara bir şey anlatmak istemiyordu, bir an önce gitmek istiyordu sadece.
“Şimdi seni bırakırsam gider yine canına kıyarsın. Hayatımın kalanını gencecik canı ölüme bırakmanın vicdan azabıyla yaşayamam!” dedi bu kez Nimet hanım otoriter bir sesle, “Ya bu gece kalır bana her şeyi anlatırsın ya da polisi ararım, intihar edeceğini söylerim onlara teslim ederim seni!”
“Ben size ne yaptım?” dedi Deniz polis sözünü duyunca, artık insanların onu hırpalayıp durmasından yorulmuştu.
“Bize değil, kendine yapacaksın, beni suç ortağın mı yapmak istiyorsun? Ne kaybedersin bana anlatsan. Zaten ölmeyi düşünüyorsun. Eninde sonunda kafana koyduğunu yapacaksın. Hiç değilse benim evimden çıktıktan sonra olmaz. Seni tanımıyorum, çevreni tanımıyorum bana anlatsan ne kaybedersin? En çok bir kaç gün daha yaşarsın?”
Deniz şaşkın şaşkın baktı yaşlı kadının yüzüne, Nimet hanım oldukça ciddi gibi görünüyordu.
“Size bir şey anlatmak istemiyorum!” dedi yeniden.
Nimet hanım iç çekerek kalktı ve Galip beye seslendi, “Nasıl istersen o zaman! Galip! Polisi ara alsınlar bu kızı buradan!”
Galip bey içeri girip şaşkın şaşkın baktı Nimet hanımın yüzüne, “Ne bakıyorsun? İntihara meyilli kızı sokağa mı salayım şimdi, katil miyiz biz! Ara gelip alsınlar, salıyorsa onlar salsın! Uyuşturucu falan çektiyse başımızı belaya sokmasın!” diye Deniz’e imada bulundu Nimet hanım.
“Polisi aramanıza gerek yok, uyuşturucu falan kullanmıyorum ben! Bırakın gideyim!” dedi Deniz yalvarır gibi yeniden ama Nimet hanım direnince “Tamam anlatacağım!” dedi çaresizce.
“Her şeyi anlatacaksın? Önce kimsin, necisin onu söyle! Galip otur! Sen de dinle!” Galip bey de mecburen geçip oturdu, karşı koltuğa. Nimet hanım evdeki hizmetçiye yemek getirmesini söyledi Deniz’e.
Deniz ortasında kaldığı bu tuhaf durumdan kurtulmak için “Adım Deniz, üniversite son sınıfta okuyorum. Bir ailem yok. Babamı yeni kaybettim o yüzden çok üzgünüm, canıma bu yüzden kıymak istedim!” dedi özetle
“Babasıyla konuşuyordu kenarda!” dedi Galip bey başını sallayarak, “Utanmaktan bahsediyordu! Ona layık olmamaktan!”
“Duydunuz mu siz?” dedi Deniz hayrete.
“Başın sağ olsun!” dedi Nimet hanım, “Öğrencisin demek son sınıfa kadar gelmişsin, baban öldü diye mi canına kıyacaktın yani? “
“Evet!” dedi Deniz başını öne eğip, “Şimdi gidebilir miyim?”
“Hayır!” dedi Nimet hanım yine otoriter sesiyle, “Neye utandığını söyle önce! O boynundaki morluklarla bir ilgisi var mı?”
Deniz utançla elini boynuna götürdü, Nimet hanım kızın torunun evinde bir gece geçirdiğini bildiği için boynundaki morlukları fark etmişti hemen.
“Bunu neden yapıyorsunuz bana?” diye inledi Deniz, “Size ne benim hayatımdan!”
“Kızım bize ne olur mu? Hayatın kalmayacak seni bırakırsak, anlat ki varsa yapabileceğimiz bir şey yardım edelim!” dedi Galip bey üzüntüyle.
“Anlat belki anlatırken sen kendin bir çıkış bulursun, polisi arayacağım yoksa?” dedi Nimet hanım yeniden, kızın yeniden intihara kalkışıp, torununun başını belaya sokmasını istemiyordu. Canı da sıkılmıştı gencecik haline. Gereksiz merhamete kapılır söylediklerini doğru dinleyemezse diye Galip beyi de göndermiyordu yanından. O sırada sıcak çorba ile ayran geldiği için Deniz’in yemesine izin verdiler.
“Anlatırsam beni bırakacak mısınız?” dedi Deniz çorbayı onların zoruyla içtikten sonra, sinirleri zaten bozuk olduğu için yanaklarından sürekli yaşlar iniyordu.
“Anlat sen hele!” dedi Nimet hanım.
Deniz başını hiç kaldırmadan, annesi ve babasından başlayarak her şeyi günah çıkarıyor gibi anlattı tek tek. Anlatırken etrafındakileri iyice unuttuğu için, bazen durup hıçkıra hıçkıra ağladı, bazen bağırdı ama başını hiç kaldırmadı yerden. Nimet hanım onun tırnaklarının etrafındaki derileri yoluşunu izledi sıkıntıyla. Deniz’in hikayesi sona erdiğinde Galip beyin göğsüne koca bir fil oturmuş gibi hissediyordu. Nimet hanım da hiç beklemediği bu hikayeye ne diyeceğini şaşırmıştı. Zavallı kızın başına gelmedik kalmamıştı. Deniz her şey anlatırken, Hakan’ın olduğu kısmı da hatırladığı kadar anlatmıştı. Aldığı son ve en ağır darbeydi o söylediğine göre ve ne yaşadığını oraya nasıl gittiğini, adamın kim olduğunu hatırlamıyordu. Galip bey çaresizce Nimet hanıma baktı.
“Tamam teşekkür ederim!” dedi Nimet hanım, sonra hizmetçisini çağırdı ve Deniz’i misafir odasına götürmesini söyledi, “Bu gece dinlen! Sabah konuşacağız!” dedi sonra.
“Her şeyi anlattım bırakın artık gideyim!” dedi Deniz ayağa kalkarak, her şeyi yeniden hatırlamak ve anlatmak onu iyice sersemletmişti, bu yabancı insanlara bunca şeyi sebepsiz yere anlatmak zoruna kaldığı için iyice berbat hissediyordu. Başı döndüğü için uzun süre ayakta kalamadı ve kanepeye yığılıp kaldı.
Basri bey Nimet hanım bir şey söylemediği için henüz gitmemiş, misafir odasında bekliyordu. Deniz yığılınca onu geri çağırdılar.
(devam edecek)