Hakan yeniden gözlerini açtığında bir kaç saat daha geçmişti. Yatakta dün gece getirdiği kızı göremeyince, kalkıp banyoya baktı, “Parasını bile almadan gitmiş!” diye mırıldandı kendi kendine ve yatağa döndü. Nevresimler de dahil odanın her yanı berbat koktuğu için önce balkon kapısını araladı. Sonra nevresimleri sökmek için yorganı çekip yere attı yatağın üzerinden. Çarşafın ortasındaki koca kan lekesini görünce hatırladı olanları.
“Bakire misin sen?” diye sormuştu adını bile öğrenemediği kıza, “İlk işin mi bu yoksa?”
“Çalışmıyorum ben okuyorum!” diye yanıtlamıştı yarım yamalak kız. İkisi de çok sarhoş olduğundan aklındaki soruları soracak derman bulamamıştı o an. İçki parası mı çıkarmaya mı karar vermişti.
“Yazık ediyorsun. Ölürsün sen yakında böyle içersen!” demişti galiba.
Kızın kahkahalarla güldüğünü hatırlıyordu, “Ben ağzıma içki sürmem!” diyerek krize girmişti arkasından, sonrasını hatırlamıyordu zaten, “Bari parasını alsaydı” diyerek başını iki yana salladı. Bu kızın hayatını karartan ilk adam olmayı istemezdi hiç. Onun darmadağın olmuş halini hatırladı, içi sızladı.
“İyice kötü oldum ben artık!” diyerek söktüğü çarşafları alıp çamaşır makinasının içine ittirdi, “Kızın halini göre göre içmesine göz yumdum. Yakında ben de alkolik olacağım, ona akıl vereceğime kendime baksaydım!” diye düşündü. Düşündükçe kendini iyice berbat hissettiği için akşam aynı bara yeniden gidip kızı bulmaya karar verdi. Öylece kolundan tutup içeri sokmuş, sarhoş olmasına izin vermişti, sonra da diğerleri gibi diye düşünerek alıp eve getirmişti. Bütün gün evde oyalandıktan sonra akşam yeniden giyinip aynı bara gitti. Garsonlar ona hemen masa açmak isteyince, “Bu gece istemiyorum, dün benimle oturan kızı sormaya geldim!” dedi ama ne garsonlar, ne barmen, ne de diğer müdavinler kızı tanımıyorlardı. Garsonlardan biri “Bir şeyinizi mi çaldı?” dedi merakla. O pejmürde kızı niye aradığına bir anlam verememişti.
“Hayır!” dedi ters ters adama bakıp, çıkıp, barın önünde her akşam çiçek satan kadına sordu. Kadın kızı hiç hatırlamadı bile. Onları içeri girerken görmemişti.
“Belki de pişman olmuştur!” dedi kendi kendine ve ellerini cebine sokup, tekrar barın önüne geldi ama içeri girmeden dönüp bir taksi çevirdi ve eve gitti.
Torununun peşine taktığı adamı arayınca şaşkınlıkla cevap verdi Nimet hanım “Kızı mı arıyor yani sence?”
“Evet efendim içeri girip sorular sordu, dışarıda da bir kaç kişiye sorduktan sonra bara uğramadan eve döndü.”
“Kız bir şeylerini mi çaldı acaba? Takip ettin değil mi kızı evine kadar!”
“Evet ettim!”
“Başını belaya sokacak bu kadınlarla yakında, kim bilir neyi çaldırdı! Kızı da Hakan’ı da gözünden kaçırma. Kızın keş olup olmadığını da öğren, başına bela olmasın sonra!”
“Tamam efendim!” dedi adam ve kapattı telefonu Galip bey.
Nimet hanımın canı giderek daha çok sıkılıyordu torunun haline, “İyice dağıttı kendini!” diyordu. Onu kendi çevrelerinden bir sürü kızla tanıştırmıştı ama Hakan hiç birinin yüzüne bakmıyordu. Kimseyi de hayatına karıştırmadığı için peşine adam takmıştı. Bu kafayla başına bir iş açacağından korkuyordu. Önceki akşam adamı berbat görünen bir kızla barda içip, sonra onu eve götürdüğünü söyleyince rahatsız olmuştu. Kızın bir şeyler çektiğinden şüphelendiğini söylemişti adamı. Zaten yeterince içerken şimdi bir de bu kız yüzünden uyuşturucuya alışırsa çok üzülürdü Nimet hanım. Kızın peşine düştüğüne göre belki de çekecek bir şeyler bulmak istiyor diye düşündüğü için endişelenmişti.
Adamı ertesi gün arayıp kızın evden hiç çıkmadığını söyledi, “Sızıp kaldı herhalde!”
“Ölmüştür belki de!” dedi Nimet hanım, “Son görüştüğü kişinin torunum olduğu ortaya çıkarsa hiç hoş olmaz! Kapısını çal git, adres falan sor!” diye tembihledi Galip beyi.
Galip bey, hanımının söylediği gibi hemen gidip kapıyı çaldı. İçeriden sesler geliyordu ama Deniz kalkıp kapıyı açmadı. O gece olanlardan sonra kendinden o kadar utanıyordu ki, kimsenin yüzüne bakacak, hatta aynada kendi yüzüne bakacak hali bile yoktu. Tuvalete her gidişinde boynundaki morlukları görünce bayılacak gibi oluyordu. Galip bey zile bir kaç kez daha bastı, içeriden sesler gelmesi en azından kızın hayatta olduğunu gösteriyordu. Hava kararıp ışıkları da yanında Nimet hanımı arayıp rapor verdi.
“İyi bari, adamın Hakan’ı takip ediyor değil mi?”
“Evet, onu Hakan beyin peşine taktım merak etmeyin, akşam barın oralarda dolaşmış yine ama eve dönmüş sonra!”
“Kızı mı sormuş?”
“Sanırım, daha çok bakınmış!”
“Tamam gözünü üstlerinden ayırma. bu kız torunumdan bir şey çaldıysa onu da geri alalım sonra!”
“Tamam efendim!” dedi Galip bey. Telefonu kapatıp dönecekti ki evin ışıklarının söndüğünü fark etti önce, sonra kızın siyah bir paltoya sarınıp dışarı çıktığını gördü, siyah örgü bir bereyi gözlerine kadar indirmiş, hızlı hızlı yürüdü sokak boyunca. Galip bey de hemen peşine takıldı. Onun Hakan beye ya da bara gideceğini zannederken, buz gibi havada bir buçuk saat yürüyüp, sahile gelmesine bir anlam veremedi. O akşam ki gibi olmasa da yine yalpalıyordu yürürken. Kız denizin kenarında karanlık bir köşe bulup taşların üzerine çıktı. Galip bey kafası güzel olduğunu düşündüğü için “Düşecek şimdi!” dedi içinden, “Bir de buz gibi suya atlayıp bu kızı mı kurtaracağım?” telefonu çıkarıp yaşlı kadını aradı ve olanları anlattı.
“Oyala kızı, ben geliyorum, kendim konuşacağım!” dedi Nimet hanım kararlı bir sesle, “Hiç sevmedim bu kızı, ne istiyorsa bir an önce verip kurtulalım!”
“Hakan beye gitmiyor ki?” dedi Galip bey şaşkın şaşkın, “Ama Hakan onu arıyor!”
Galip bey “Nasıl oyalayayım anlamadım ki?” diye homurdandı kendi kendine, “Kız öylede duruyordu taşların ucunda. Paltosunun yakalarını kaldırıp, izlemeye devam etti olduğu yerden. Eğer dönüp gitmeye kalkarsa o zaman bir şeyler sorarım diye düşünüyordu.
“Baba affet beni!” dedi Deniz etrafında kimsenin olmadığını düşünerek, “Seni de kendimi de utandırdım! Benim için yaptığın onca fedakarlıktan sonra ben sana layık bir evlat olamadım! Artık çok yorgunum, kalıp günahlarımla yüzleşmek ya da mücadele etmek bile istemiyorum. Kimsenin umurunda da değilim zaten!” dedikten sonra yine hıçkırarak ağlamaya başladı.
Galip bey onun önce telefonla konuştuğunu sanmıştı ama sonra dikkatli bakınca denize dönüp, kendi kendine bağırdığını anladı.
“Bunun niyeti iyi değil!” dedi saatine bakarak, Nimet hanım evden çıkmış bile olsa buraya kadar gelmesi yarım saat sürerdi.
Deniz sessizleşmiş denizden gelen soğuk rüzgara bırakmıştı kendini, titriyordu.
“Birazdan her şey bitecek!” diye mırıldandı kendi kendine ve bir adım daha attı denize doğru. Galip bey onun canına kıyacağından iyice emin olmuştu artık, endişeyle “Küçük hanım bakar mısınız?” diye seslendi. Rüzgarın uğultusu ve dalgaların sesinden onun sesi Deniz’e ulaşmadı. Endişeyle taşın üzerine tırmandı ve hızlıca sekerek, onun arkasına geldi, tam Deniz’in kendini sulara bırakacağı sırada kolundan yapışıp çekti ve ikisi birden yuvarlandılar sivri taşların üzerinde.
Günlerdir zaten dermansız olan Deniz, çarpmanın etkisi ile kendinden geçti. Galip beyin ise kolu ve bacakları yara bere içinde kalmıştı. Yine de sıkıca tuttuğu kızı bırakmadan doğrulmaya çalıştı. Karanlık olduğu için Deniz’in kendinde olmadığını fark edemedi önce, onun hiç kıpırdamadığını fark edince telefonun ışığını yakıp kontrol etti. Alnında o geceden kalma yara izi duruyordu ama başının yanından hafifçe kan sızıyordu.
“Kızım aç gözlerini!” diye seslendi ama Deniz tepki vermedi.
“Hay Allah aldık başımıza belayı, şimdi hastaneye gitsek bir de çektiyse bu polise ifade vermek gerekir!” diye homurdandı.
(devam edecek)