Simidi yerken “Ah baba!” diyerek yine ağlamaya başladı. O kadar çok dolaştı ki geldiği yerin neresi olduğunu bile fark etmiyordu artık. Hava kararmak üzereydi ve ayakları yorgunluktan zonkluyordu. Yine de sanki otomatik pilota bağlıymış gibi yürüyordu. Arada bir bacakları titriyor, ayakları birbirine çarpıp sendeliyordu ama durmak istemiyordu. Işıklı ve renkli bir caddeye gelmişti. Yol boyunca insanlar onun sendeleyerek yürüdüğünü görünce geçmesi için kenara çekiliyorlardı. Burası şehrin barlarının ve restoranların olduğu pahalı caddelerinden biriydi. Akşamcılar yavaş yavaş bar ve restoranları doldururken onun sarhoş olduğunu sandıkları için kınayan bakışlarla geçmesine izin veriyorlardı. Laf atanlar da oluyordu ama Deniz hiç birini duymuyor, duysa da anlamıyordu. Pahalı bir semtte olduğundan, sarhoşlar ya da rahatsız edecek serseriler bu caddede değillerdi. Arka sokaklara düşmeleri için de daha bir kaç saat vardı.
Bir barın kapısının önünden geçerken ayakları yine dolaşınca, içeri girmek için kolunu uzatmış adamın koluna tutundu düşmemek için. Aslında adamın arkasından dolanmak istemiş, oldukça uzun boylu olan adam onun sendelediğini görünce yol vermek isteyip geri çekilince ayaklarına dolanıp düşmemek için paltosunun koluna asılmak zorunda kalmıştı. Adam da bari yere düşmesin diye onu yakalamaya çalışınca, başı adamın çenesine çarptı Deniz’in alnı, adamın da alt dudağı kanamaya başladı.
Adam onun gelirken ayakta zor durduğunu zaten fark ettiği için alnını kontrol ettikten sonra kapının önünde olanları gören garsonun açtığı kapıdan içeri girdi onu tutmaya devam ederek. Deniz elini alnına götürüp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adamı gördüğünü biliyordu ama sonra neler olduğunu toparlayamıyordu kafası bir türlü. Onu bir sandalyeye oturttular. Garsonların çoğu adamı tanıdıkları için ecza dolabından bir şeyler getirip, ikisinin de yaralarını sildiler. Adam kendi dudağından akan kanı gazlı bezle silerken, gözlerinin altı mosmor olmuş bu solgun yüzlü kıza bakıyordu, garip bir güzelliği vardı ama çok dağılmış görünüyordu.
“Bu gün de kısmet bu demek ki!” diye geçirdi içinden. Güzellikle bir işi yoktu zaten.
Garsonlar da haftanın bir kaç günü gelen bu zengin müdavimin yanındaki pejmürde kızın kim olduğunu anlayamamışlardı. Hakan’ın her gün bir kadınla içip, onunla çıkıp gitmesine alışmışlardı ama ilk kez bu kadar berbat halde bir kadınla geldiğine şahit olmuşlardı.
Deniz ise, kadın garsonlardan biri alnını temizlerken boş boş etrafına bakınmaya devam ediyordu. Ona getirilen bir bardak suyu bir dikişte bitirdi. Saatlerdir yürümekten dili damağına yapışmıştı. Midesi sabah kalktığından beri hiç bir şey yemediği için bomboştu. Yanından elinde dolu tabaklarla geçen garsona bakınca yutkunduğunu gören adam aynı tabaklardan sipariş etti. Deniz’e yerinden kalkmamasını tembihleyerek, kalkıp tuvalete gitti ve Deniz’e yerinden kalkmamasını tembihledi. Artık iyice başı dönen Deniz’in nerede olduğunu anlayacak bile hali yoktu ayağa kalksa zaten düşeceği için yeltenmedi bile. Etraftaki hareket ve yüksek sesli müzik onu iyice sersemletmişti. Hakan barın devamlı müşterisi olduğu için her zaman içtiğinden iki kadeh getirdiler masaya. Kızın hali perişan olsa da adam zengin müşteri olduğu için ona da aynı özeni gösteriyorlardı. Deniz hâlâ çok susuz hissettiği için önüne konanın ne olduğuna bile bakmadan kadehi tutup kafasına dikti. Ağzına dolan acılığın midesinden geldiğini sanarak yüzünü buruşturdu. Kadehi masaya bıraktığı sırada garsonla göz göze gelip başını kontrolsüze sallayınca adam bir tane daha istiyor sanıp, yenisini getirdi. Tuvalete giden Hakan, dönerken bir arkadaşını gördüğü için onunla konuşuyordu. Başını çevirip Deniz’in, ikinci kadehi isteyişini ve arkasından onu da bir dikişte içtiğini görünce yeniden masaya geldi.
“Adım ne demiştin?” dedi duysun diye bağırarak. Onun içişini görünce alışık olduğunu veya alkolik olduğunu düşünmüştü. Haline bakılırsa alkolik olması daha büyük ihtimaldi. Deniz aç karnına iki kadehi devirdiği için alkol hızla kanına karışmış, zaten dönen başı iyice dönmeye midesi bulanmaya başlamıştı. O sırada yemek gelince, midesini bastırmak için tabağa uzanıp bir kaç tavuk parçasını hızlı hızlı ağzına attı. Kolu sanki omuzuna bağlı değilmiş gibi hareket ediyordu. Tabaktaki ikinci tavuğu yakalamak için uğraşırken Hakan uzanıp ona yardım etti. Bir yandan onu izliyor bir yandan da gülüyordu. O gülünce Deniz’de gülmeye başladı. O kadar çok güldü ki, gözlerinden yaşlar indi bir süre sonra. Zaten günlerdir bir ağlayıp, bir güldüğü için hiç umursamadı bu halini. Nerede olduğu ve ya kiminle oturduğunu düşünecek hâli çoktan geçmişti. Hakan da o güldükçe ne yaşadığını anlayamadığı için daha çok güldü. İkisi gece boyu içtiler ve güldüler. Hiç konuşmadılar. Deniz hayatında ilk defa içtiği için alkolün etkisi ile iyice rahatlamış uyumak üzereydi. Karnı uzun bir zaman sonra ilk kez bu kadar doymuştu. Kendine, yaşadıklarına dair hiç bir şey hatırlamıyor, sözlerini bile bilmediği şarkıyı söylemeye çalışarak gülüyordu. Hakan her zaman yaptığı gibi hesabı ödedi, onu da alarak çıktı bardan.
Deniz, ertesi sabah uyandığında, tanımadığı bir evdeydi. Bedeninden pis bir koku geliyordu. Başını kaldırınca yanında yatan adamı gördü. Panikle etrafına yeniden bakınca yerdeki kıyafetlere takıldı gözü. Tekrar adama, sonra kendi üzerine baktı. Hızla kalktı, yerdeki kıyafetlerini toparlayıp, kapısı aralık duran banyoya girdi. Aynada kendini görünce iyice korktu, saçları darmadağınıktı, boynunda morluklar vardı, gözlerinin alt mosmor alnında da kocaman bir yara vardı. İşin en kötüsü de hiç bir şey hatırlamıyordu. Birden bire gelen mide bulantısını bastıramadığı için kafasını klozete dayayıp, midesine kramplar girene kadar kustu.
“Banyo yapsan iyi olacak!” dedi kapıda durmuş ona bakan Hakan, “Çok içmişiz her tarafa kustun!”
Onun sesi ile iyice paniğe kapılınca kalkıp, banyo kapısını onun yüzüne kapattı ve kilitledi arkadan. “Nasıl geldim buraya ben?” diye mırıldandı ama boğazını berbat hissettiği için sesi bile çıkmadı. Kıyafetlerinden gelen kokuya bakılırsa gerçekten gece epeyce kusmuş olmalıydı. Ne yapacağını bilemediği için bilinçsizce duşu açıp altına girdi. Sıcak su bedeninden aktıkça ağlamaya başladı.
“Allahım!” dedi olanları yavaş yavaş idrak etmeye başlamıştı. Olanları anlamak için hatırlamaya gerek yoktu. Her nasıl olmuşsa bu adamla içmiş ve sonra da “Aman Allahım!” dedi yine kendi kendine. Yürüdüğünü hatırlıyordu sadece. Şuursuzca kendini öldürmek istercesine yürümüştü.
“Ölseydim keşke dedi!” musluğu kapatıp. Sonra kötü kokan kıyafetlerini giydi, eliyle üstünü temizlemeye çalıştı ama olmayacağını anlayınca vazgeçti. Korkarak kapıyı açtı, Hakan’da daha tam ayılamadığı için öylece yatağın üzerine bırakmış kendini, yeniden uykuya dalmıştı. Onu uyandırmaktan çekinerek kapıya ilerledi. Çantasını odanın kapısında yerde buldu. Koşarak çıktı daireden ve kendini caddeye attı. Nerede olduğunu bile bilmiyordu. Bir gazete büfesine adresi sordu. Adam buz gibi havada saçları ıslak, üzer başı berbat kızı görünce küfür eder gibi söyledi semtin adını. Bu halde yapacak bir şey bulamayınca, bir taksi çevirip, babasının cüzdanındaki paranın neredeyse yarısını eve dönmek için harcamak zorunda kaldı. Günlerdir ilk defa aklı başına toparlanmaya başlamıştı. Kapıdan içeri girince hemen koşarak banyoya girdi. Kıyafetlerini makinanın içine sokup, derisini yüzer gibi kendini yıkayarak uzun uzun ağladı. Kim olduğunu bile bilmediği o adamın bedeninde bıraktığı tüm izleri kazımak ister gibi her tarafı kıpkırmızı olana kadar sürttü lifi. Tırnaklarının geldiği yerlerde çizik izleri oluştu, sıcak su değdikçe yandı hepsi. Sonra kalktı bornoza sarılıp yine yatağa attı kendini.
“Rezil ettim her şeyi! Babama layık değilim ben artık, rezil bir insanım!” diyerek biraz ağladıktan sonra yorgunluktan sızdı yine. Bir gün önce saatlerce yürüdüğü, ıslak saçlarla buz gibi havaya çıktığı için berbat halde uyandı. Boğazına taş sokmuşlar gibi yutkunamıyordu. Ateşi vardı ve tir tir titriyordu. Üzerinde ıslak bornozla da yatınca iyice beter olmuştu. Neredeyse sürünerek tuvalete gitti, aynada boynundaki morlukları görünce ağlamaya başladı yine. Artık iyice dağılmıştı. Tek istediği ölüp babasına kavuşmaktı. Ayağa kalkınca üşüme nöbeti geldiği için titreyerek yatağa döndü ve yorganın altına girdi.
(devam edecek)