Mete başlarda her gün ve gece yazarken bir ay sonra iki güne bir yazmaya başladı. Ailesi ile yazlığa gitmişlerdi ve kuzenleri de onlarda kalmaya gelmişti. Sürekli birlikte vakit geçirdiklerinden, akşam olunca da onun odasında geç saate kadar konsol oyunları oynadıklarından yazamıyordu. Ne zaman yazmaya kalksa tepesine dikilip elinden telefonu almaya çalışıyorlar, aşık olduğu için onunla dalga geçip duruyorlardı. Deniz de onun sıkıntıya girmemesi için uygun olduğu zamanlarda yazmasını söyledi. Sevdiği adamı her gün yazsın diye bunaltmak istemiyordu. Çok özlemişti, mesaj gelmeyince daha da özlüyordu ama yine de sabırlı olabilirdi. O da babasına destek olmak için o yaz yakındaki bir hamburgercide çalışmaya başlamıştı. Mesai saatlerinde telefon kullanmaları yasak olunca o da gündüzleri haberleşemez olduğunda iletişimleri sadece bazı akşamlarda devam etmeye başladı. Mete de bunun çok az geldiğini yeniden ona sarılıp, elini tutmak istediğini. Gelince yanından hiç ayrılmayacağını yazıyordu. Deniz bunları okudukça heyecandan kıpkırmızı oluyor, akşamları onu bırakırken alnına veya dudaklarına kondurduğu o minik öpücükleri çok özlediğini düşünüyordu. Mete’nin varlığı bile kalbinin hızlı hızlı atmasına neden oluyordu. Onun yanındayken kendini bambaşka bir evrende gibi hissediyor ayakları yerden kesiliyordu. Bazı geceler çok özlediği için gözlerinden yaşlar iniyor ama onun için ağlamayı bile sevdiğini düşünüyordu.
Nihayet okulları açıldığında hem Mete hem de Banu geri geldi. İkisine birden kavuşmak Deniz’in keyfini yeniden yerine getirmişti. Yaz boyu çalışıp babasına destek olmak için kazandığı parayı Fatih bey kendine saklayıp okul harçlığı yapmasını söylemişti. Yıllardır iki işte birden çalışmaktan yorgun düştüğü için bir ay önce işlerden birini bırakmış sadece gündüz işinde çalışmaya devam etme kararı almıştı. Bu onları biraz sarsacaktı ama son gittiği doktor bedenini bu kadar hırpalamayı bırakmazsa kalbinin fazla dayanmayacağını söyleyince kızını tek başına bırakmaktan korktuğu için geceleri yaptığı taksi şoförlüğü işini bırakmak zorunda kalmıştı. Gündüz çalıştığı işi ile kira, faturalar ve mutfak masrafı karşılanabilse de Deniz’in harçlığı ve okul masraflarının bir kısmını karşılayamayacaktı. Deniz artık son sınıf olduğundan bu seneyi de böyle idare ederlerse sonra işe girip babasını rahat ettirebilirdi. O evlenip gittikten sonra da emekli olacağı için emekli maaşıyla böyle çalışmadan rahatça yaşayabilirdi. Mete’nin ailesinin de durumu iyiydi, eğer Deniz maaşının hepsini eve harcamak zorunda kalmazsa, kalanını da babasına vermeyi planlıyordu. Mete’nin buna bir itirazı olacağını sanmıyordu. Banu geri geldiğinde bu defa memleketinde bir çocuktan hoşlanmaya başlamıştı. Deniz onun ayran gönüllü oluşuna artık alıştığı için güldü sadece. Bu arada arkadaşının ağabeyinden hoşlanmayı da bırakmadığı için artık bir onu, bir diğerini anlatıyordu. Mete ile Banu’nun arası da iyi olduğundan bir çok yere üçü gidiyorlardı. Grubun geri kalanı ile birlikte değillerse de Banu yalnız kalmasın diye gittikleri yerlere onu da çağırmaya başlamışlardı. Deniz ve Mete’nin artık daha oturmuş bir birliktelikleri olduğundan sürekli baş başa kalma hevesleri de üçüncü sınıfa göre daha azdı. Yine birbirlerini çok seviyorlar, Mete yine tatlı jestler ve sözlere devam ediyordu ama okuldayken ikisi bir köşeye çekilmiyorlardı. Deniz de böyle olmasından memnundu çünkü okulda en iyi arkadaşı ile de vakit geçirmek istiyor ama sevgilisi olduğu için bazı durumlarda onu tek başına bırakmak zorunda kalırken şimdi hem sevgilisi hem de en iyi arkadaşı ile birlikte olabiliyordu. Banu’nun hoşlandığı çocuklardan arkadaşının ağabeyi olanı ile bir şeyler olsa, o zaman çift olarak takılırlar çok da güzel olurdu. Banu da öyle olmasını istiyor ama çocuğun dikkatini bir türlü istediği gibi çekemiyordu. Bu arada tatilde Banu’lar tesadüfi bir şekilde Mete’lerin yazlığına yakın bir yere gittikleri için bir kaç gün okul tatilken de görüşebilmişlerdi. Deniz, Mete’nin Banu ile karşılaştıklarını yazınca biraz kıskanmış ama en iyi arkadaşını sevgilisinden kıskanmak saçma olacağı için ikisine de bir şey belli etmemişti. Banu gelir gelmez Mete’lerin yazlığını, arkadaşlarını, orada neler yaptıklarını bir güzel raporlamıştı arkadaşına. Aslında Deniz’in kıskandığı sadece Banu ile Mete’nin karşılaşması değildi. İkisi de aileleri ile tatiller yapıyorlardı. Elbette babası onca fedakarlık yaparken ondan bir de tatile gitmelerini bekleyemezdi ama özeniyordu elinde değildi. Annesi ile yaşarken de hiç tatile gitmemişlerdi. Gülten hanım dernekle, arkadaşlarla diyerek gitmişti bir çok yere, o zamanlar annesinin onlardan ayrı mal varlığı olduğunu bilmediği için dernek üyesi olduğu için uygun ücretlere ya da ücretsiz gittiğini düşünmüştü hep ama babası bu eve çıktıktan sonra annesinin genç sevgilisini, mal varlığını onlardan nasıl esirgediğini ve aslında onlar evlenmeden önceden beri annesinin sorunlu bir kız olduğunu yavaş yavaş anlattı ona. Annesinin kocasını sevmiyor olabileceğini yine anlıyordu ama bir annenin evladından nasıl sevgisini, malını esirgeyebileceğini aklı almıyordu bir türlü. Banu ve Mete’nin annelerini, ailelerini dilerken içleniyordu belli etmeden. Kıskanıyordu da ama bunu kimseye itiraf etmiyordu elbette ki. Banu birebir tanışmasa da Mete’nin annesi, babası ve kardeşini de görmüştü gittikleri yerde. Deniz’in Mete ile ilgili her şeye deli olduğunu bildiği için dört günlük tatili iki ay boyunca anlattı detaylarıyla.
“Haydi anlatsana!” diyordu Deniz durmadan, “Yüzebiliyor mu?”, “Mayolu gördün mü?” “Çok kız arkadaşı var mı?” “Sence annesi beni sever mi?” Banu’da o sordukça baştan baştan anlatıyordu her şeyi.
İlk dönem bittiğinde Deniz artık Mete’den bir şeyler söylemesini bekliyor ama Mete onu çok sevdiği ve aşkları dışında herhangi bir şey söylemiyordu Deniz’e. Bu arada ailesine yurtta rahat edemediğini söylediği için üç erkek arkadaşının önceden beri kaldıkları bir eve çıkmıştı o da. Ev sürekli dağınık, pis ve kalabalık olduğundan hiç gitmiyorlardı eve. Mete’nin okul kapandıktan hemen sonra arkadaşları da evi boşaltacakları için memleketine dönmesi gerekecekti. Hepsinin dersleri iyi olduğundan okullarını uzatmadan mezun olacaklardı. Zaman artık azaldığı için de bir şeyler söylemesi gerekmez miydi?
“Belki sürpriz falan hazırlıyordur!” diyordu Banu, o da artık mezun olup gideceğinden belki, arkadaşının ağabeyinden bahsetmiyordu. Zaten çocuğu kendine baktırmayı başaramamıştı. Gidince memleketteki çocukla belki bir şeyler olur diyordu ama ondan da hevesi kaçmıştı belli ki.
Deniz Mete bir an önce teklif ederse, babasına söyleyebileceğini düşündüğü için de acele ediyordu. Zavallı adamcağızın hiç bir şeyden haberi yoktu. Artık annesinin hayatlarında olduğu dönem ki gibi yalanlar söylemek istemediği için babasına bir an önce biz Mete ile evleneceğiz diyesi vardı.
“Ben mi teklif etsem acaba?” diye sordu Banu’ya bir akşam.
“Yok daha neler?” dedi arkadaşı da ters ters, “Olur mu kızım öyle şey, onun etmesi lazım! Hem sen niye bu kadar takıntı yaptın ki bu evliliği, Mete gider, Kete gelir!”
“Saçmalama ben onsuz yaşayamam. Ona çok aşığım. O benim kahramanım, ilk ve tek aşkım!” diyordu Deniz ama Mete’nin öylece çekip gitmesinden korkmaya başlamıştı içten içe. Belki de zaten evleneceklerini düşündüğü için ayrıca teklif etmeye gerek görmüyor diye düşünüyordu bazen de. Yine de teklif etmesini istiyordu Deniz. Evet diye bağırıp, boynuna atılmak istiyordu Mete’nin. Hem ailesi mezuniyete geldiklerinde onlarla da tanıştırırdı belki. Belki de o zamanı bekliyordu sürpriz yapmak için. Yine de hemen söylese o da babasına söylerdi, beklemek istemiyordu daha fazla. İlk dönem sona erdiğinde Mete henüz konuya hiç girmemişti.
(devam edecek)