Ertesi gün karısının artık geri adım atmayacağını bilen Fatih bey, işinden izin alıp, tanıdığı bir emlakçı ile görüşmeye gitti. Görünen o ki en kısa zamanda kızı ile birlikte ayrı bir eve çıkmaları gerekiyordu. Ev satın alacak birikimi olmadığından, iki oda bir salon kiralık bir ev aradığını söyledi. Zaten Gülten hanıma kira ödediği için, ayrı bir evde kira ödemek onu çok fazla sarsmayacaktı. Tek şartı evi çıkacakları eve yakın bir yerde olmamasıydı. Artık ne kendisi, ne de kızı için Gülten hanımın içinde olduğu bir yaşam istemiyordu. Gülten hanımın evdeki eşyalar umurunda olmadığı için bir hafta içinde bulunan eve, Fatih beyin özel eşyaları ile Deniz’in odasındaki tüm eşyalar taşındı. Bir binanın giriş katında olan ev, küçük ama sevimli bir daireydi. Eski tip bir apartman olduğundan, ön bahçesi vardı ve salon ve odaların biri bakımlı olan bahçeye bakıyordu. Üstelik bahçenin hemen içinde yaşıyormuş hissi verdiren bir de balkon vardı. Deniz okulu henüz açılmadığından, evi çabucak temizleyip yerleştirdi. Babası yorulmasın diye yemekleri de üstlendi. Mutfak eşyalarının bir kısmını da akıl edip getirdikleri için en azından kap kacak sorunları yoktu ama yine de tamamlanması gereken eşyalar vardı. Fatih bey karyolası olmadığı için yer yatağında yatıyordu. Denizin odasındaki tek kişilik koltuğu salona koymuşlardı ama başka hiç bir salon eşyası ve perdesi olmadığından, koltuk boş salonun ortasında tek başına duruyordu. Yine de Gülten hanımın hayatlarından bir anda çıkışı ikisinde de tanımlayamadıkları bir hafiflik yaratmıştı. Deniz artık ağlamıyor, Fatih bey de daha mutlu görünüyordu. Günler geçtikçe ikisi de aslında hayatları için en doğrusunun olduğunu fark etmeye başladılar. Biraz borca girse de, Fatih bey de ikinci el eşya dükkanlarından evin eksiklerini tamamladı ve baba kız yeni bir hayata yelken açtılar. Onlar evden çıktıktan sonra Gülten hanım da onları ne aradı ne de sordu bir daha. Her ne kadar hayatlarına huzur gelmiş olsa da, Deniz uzun süre ağladı geceleri uykuya dalmadan. İnsanın annesinden, onu dünyaya getiren, onu koşulsuz sevmesini beklediği kişiden bunları görmesi gerçekten ağır bir şeydi. Annesinin istemediği evlat olmayı bir türlü yüreği kabul edemiyordu ama geldikleri noktanın babası ve onun için en doğrusu olduğundan hiç şüphesi yoktu.
Üçüncü sınıfa başladığında hayatlarında artık annesi olmadığından söylediği yalanları da hayatından tek tek çıkarmaya başladı. Artık dışarıda daha fazla vakit geçirebilmek için ders saatlerini fazladan söylemesine gerek yoktu. Fatih bey işten geç geldiği gibi, artık kocaman kız olan Deniz’in belirli saate kadar arkadaşları ile vakit geçirmesine karşı çıkmıyordu. Elbette gece yarılarına kadar değildi bu hoş görü ama yine de Deniz’in kalbi sıkışmadan arkadaşları ile vakit geçirmesi için yeterliydi. Kendi sınıfından bir arkadaş grubu edinmişti. Birlikte ders çalışıyorlar, birlikte bir yerlere gidiyorlardı. Kız erkek karışık olan gruplarındaki Mete isimli çocuk Deniz’e gerçekten çok yakın davranıyor, Deniz de ondan hoşlandığını hissediyordu. Mete o kadar ilgili davranıyordu ki hayatı boyunca alışık olmadığı bu ilgi onu şaşırtıyor ve çok etkiliyordu. Yurtta kaldığı ve yurdu Deniz’lerin evine çok ters olduğu halde bazı zamanlar bahaneler üretip, onunla eve yürüyor. Sabahları onca yolu gelip sırf onunla yürümek için geldiğini söyleyip karşısına çıkıyordu. Daha önce eve kadar yürüdüklerinde ona ön bahçeye bakan odasının camını göstermişti. Bir sabah uyandığında camına yapışmış iki adet gül görünce heyecandan ne yapacağını bilemedi. Mete gece o uyurken gelmiş, camına gülleri yapıştırıp gitmişti. Hayatı boyu hiç bu kadar yoğun bir mutluluk hissi yaşadığını hatırlamıyordu. Artık ondan ayrılır ayrılmaz Mete’yi özler olmuştu. Ona hediye ettiği minik anahtarlığı hemen anahtarına takmış, her gün kapıyı açarken anahtarlığına sevgiyle dokunur olmuştu. Mete ve onun yaptığı her şey bir mucize gibiydi. Aslında Deniz ile birlikte grupta Mete’den hoşlanan bir arkadaşları daha vardı. Banu, aynı zamanda Deniz’in de gruptaki en yakın arkadaşıydı. Mete Deniz’e yeni yeni ilgi göstermeye başladığı zamanlar Banu, duramamış Deniz’e onun da Mete’den hoşlandığını itiraf etmişti ama sonra Mete’nin seçimi belli olunca geri çekilmiş ve onunkinin sadece hoşlanma olduğunu ama ikisinin arasında aşk olduğu belli olan yoğun elektriği gördüğünü itiraf etmişti. Deniz arkadaşı ile arası bozulmadan Mete ile sevgili olabildiği için mutluydu. Mete ile ne yaşasalar heyecanla Banu’ya anlatıyordu. İlk el ele tutuşları, ilk öpücükleri, Mete’nin romantik jestleri, ikisinin aynı anda söylediği kelimeler, ikisinin de çok sevdiği her şey hakkında Banu ile konuşuyorlardı. Bu arada Banu’da başkasından hoşlanmaya başladığı için içi rahattı. Banu’nun hoşlandığı çocuk okullarında olmadığından tanımıyordu ama o Mete’yi anlattıkça Banu’da bu yeni çocuktan bahsediyordu. Onlar henüz sevgili değildiler, Banu’nun bir arkadaşının ağabeyiydi çocuk. Sırf çocuğu görmek için arkadaşına sık sık ziyaretler yapıyordu. Deniz gündüzleri hep Mete ile vakit geçirebildiği için konuşabilsinler diye Banu sık sık onlara kalmaya geliyordu. Fatih bey de kızının artık mutlu ve huzurlu olduğunu görünce seviniyordu. Gülten hanımla birlikte yaşarlarken Deniz’in eve sık sık arkadaş çağırması, hele ki arkadaşlarının gece yatması ve Deniz’in de başka evde yatması yasaktı. Ancak ders çalışacaklarsa ve arkadaşları başarılı ise ve gelebiliyorlardı. Onlar geldiğinde de Gülten hanım ilgili ve hamarat anne rollerine giriyor, sanki Deniz ile her zaman çok ilgilenip, fedakarlıklar yapar gibi rollere giriyordu. Oysa şimdi sadece sohbet etmek, bir şeyler paylaşmak için de arkadaş çağırabiliyordu Deniz. Banu’da üç kızla aynı evi paylaştığı ve özellikle birinden pek haz etmediği için Deniz’ler de kalmayı seviyordu. Fatih bey gelmeden birlikte yemek yapıyorlar, ortalığı topluyorlar, o gelince de birlikte yemek yiyip, odaya kapanıyor ve konuştukları duyulmasın diye müzik açıp, sohbete dalıyorlardı. Deniz Mete’den babasına biraz bahsetmişti ama tabi sevgili olduklarını tam açıklamamıştı. O yüzden odada konuşurlarken babasının kulak misafiri olmasını istemiyordu.
Üçüncü sınıf sona erdiğinde Deniz artık Mete ile evlenme hayalleri kurmaya başlamıştı. Gerçi Mete henüz evlilikte bahsetmiyordu ama bu kadar aşkın sonunda herhalde evlenirlerdi. Banu hoşlandığı çocukla bir şey yaşayamadan tatil için ailesinin yanına dönmek zorunda kaldı. Tabi Mete de memleketine gitti. İlk kez bu kadar uzun ayrıldıkları için Deniz çok üzülmüştü. Yaşadığı onca şeyden sonra Mete’nin sevgisi ona ilaç gibi gelmişti. İlk kez böyle bir sevgi hissediyor, onun yanında kendini değerli ve mutlu görüyordu. Aralarındaki ufak tefek benzerlikler de dahil onunla ilgili her şey Deniz’e mucize gibi görünüyordu. Artık biliyordu ki dünya yansa Mete onu mutlaka sever, korur ve kollardı. Evlenecekleri zaman birbirlerine hiç yalan söylememeleri için ondan söz almayı düşünüyordu. Anne ve babasının evliliği gibi sevgisiz, yalan dolan üzerine bir ilişkileri asla olmamalıydı. Onlar hem birbirlerini çok sevecekler, saygı duyacaklar ve daima dürüst olacaklardı. Böylece doğacak çocukları da özlediği gibi harika bir aile ortamında büyüyecekti. İkisi de okullarını bitirip iyi işlerde çalışacakları için Mete’nin babası gibi kendini heba etmesine de gerek olmayacak, harika bir yaşam süreceklerdi. O anlattıkça Banu’da onu destekliyor, o da aynılarını henüz sevgili olamadığı ama giderek daha çok hoşlandığını anlattığı çocuk için düşlüyordu. İki arkadaşın aşk ve evlilik hayallerinden başka konusu yoktu artık.
(devam edecek)