Bir yalanın içinde yaşaması için babasının annesine kira ödemesine mi kızsaydı babasının, bu yalanı ve dolayısıyla onu korumak için kendini heba edercesine çalışmasına mı kızmalıydı bilemiyordu. Gülten hanım o sakinleşmeyince kapıyı vurmuş çıkmıştı. Giderken de “Bütün bunlar için babana hesap sormalısın! Eğer boşandığımız zaman sana söylememize izin verseydi bir kere şok yaşar, şimdiye alışmış olurdun! Tutturdu çocuk mutlu bir yuvada büyüsün diye! Kim mutlu şimdi Fatih! Açıkla kızına!” diye söylenmişti.
Fatih bey çaresizce kendini bıraktığı kanepede gözlerini halının desenlerine dikmiş dalıp gitmişti. Onca yıldır koruduğu, özendiği her şey tam da biraz önce yerle bir olmuştu.
“Takke düştü kel göründü! Üzgünüm!” diye sayıkladı kendi kendine.
Deniz bir yandan sessizce ağlıyor bir yandan onun yüzünü izliyordu. Tam o anda annesinin yaptıklarının aslında onu hiç incitmediğini düşünüyordu. Ona karşı içi öyle soğumuştu ki yıllardır, belki de sadece onu sevmek zorunda olduğuna ya da babasının mutluluğu bozulmasın diye seviyormuş gibi yapması gerektiğine inandırdığını düşünüyordu. Aslında ta içinden çoktan kanamaya başlayan bu yara, yıllar boyu sinsi kanayacaktı ama o hep, “Aslında iyi oldu ondan kurtulduk!” dedi dışındakilere. Kurtulmuş muydu? Yoksa yaşadığını inkar ederek, kurtulduğunu mu sanmıştı görecekti.
Sonunda Fatih bey başını kaldırıp kızına baktı, onun iç çekerek ağlamaya devam ettiğini görünce, toparlandı ve yanına geldi yeniden.
“Deniz! Çok üzgünüm kızım, böyle bir şeye şahit gelmemen için yıllarca uğraştım inan bana!”
“Neden baba?” diye sordu Deniz yanaklarından yaşlar inerken. Annesinin neden böyle olduğunu mu soruyordu, yoksa babasının neden bunca zahmete girdiğini mi kendisi de bilmiyordu, babası da anlamadı.
“Kısmet diyelim!” dedi kendi kendine Fatih bey. Gülten hanıma evlendiklerinde aşık olmuştu. Görücü usulü evlenmişlerdi, onun çocukluğundan beri sorunları olduğunu kimse ona söylememişti. O dimdik yürüyüşü, asil duruşu, mankenlere taş çıkartan güzelliği ile ortaya çıkınca en doğru kızı bulduğunu sanmıştı. Gülten hanım dışarıdan gören herkesi kandırdığı gibi, Fatih beyi de kandırmıştı ilk gördüğünde. Hayranlık uyandıracak, ulaşılmaz ve değerli bir kadına sahip olmak, hangi erkeğin rüyası olmazdı ki. Hâlâ güzel bir kadındı Gülten hanım, Fatih beyin yaşı yüzünden okunurken, o neredeyse Deniz’in ablası gibi görünüyordu. Genç sevgilisi parası için onunla olsa da, güzelliğini koruyabilmiş olmasının da etkisi büyüktü. Zaman için karısının kim olduğunu çözerken Deniz doğuvermişti. Bir çocuğun hayatlarına dahil olması Gülten hanımı çileden çıkarmış, çocuğun ne sesine, ne varlığına tahammül edemediğini haykırmış durmuştu. Doğumdan sonra kendini çirkin hissettiğini söylüyor, Fatih beyi yanına yaklaştırmıyor, sabah kalkar kalmaz giyinip, süsleniyor ve kendini dışarı atıyordu. Fatih beyin maaşı ile eve tutulan bakıcı ile bir yıl bu şekilde idare ettikten sonra Gülten hanımın bedeninden doğum izleri silinmeye başlayınca biraz daha toparlanıp kendine geldi. Bu defa geçen bir yılda evde olanı, bitene odaklanmadığı için önce bakıcı kadını, sonra da Deniz’i Fatih beyden kıskanmaya başladı. Bu kıskançlığın arkasında ona duyduğu aşk yoktu elbette, Fatih beyin başkasını ondan çok sevebilmesi ihtimali vardı. Bakıcının hamaratlığı ve kızına iyi baksın diye Fatih beyin ona karşı gösterdiği nazik davranışlar Gülten hanımı çileden çıkarmaya başladı. Kadınla rekabet etmek için belki de sadece o dönem kızıyla gerçekten ilgilendi. Deniz kreş yaşına gelir gelmez, kadını evden göndermenin yolunu buldu. Arkasından Fatih beyin kızına düşkünlüğünden rahatsız olmaya başladı.
Fatih bey annesiz ve babasız babaannesinin yanında büyümüştü. Hayatı boyunca çocuklarının ortalıkta mutlulukla koştuğu sıcak bir yuva hayali kurmuştu. Oldukça sert bir kadın olan babaannesi ona sadece temel ihtiyaçlarını sağlamış, fazlasını verememişti. Olmadığından değil, nasıl vereceğini, vermesi gerektiğini bilemediğinden yapmıştı bunu. Görmediğinden, ona hiç gösterilmediğinden. İçten içe sevildiğini bilmişti yine de. Kendi sahip olamadıklarının evlatlarına sunacağına niyet etmişti hep ama kendi çocuğunu içten içe bile sevemeyen bir eşle baş başa kalınca, kendisinden daha iyi olsun istediği kızını, kendisinden daha kötü bir ortama sürüklemek istememişti.
Yıllar sonra kızı küçükken ayrılıp onları sevecek bir kadınla evlense hayalindeki o yuvaya kavuşma şansının olabileceğini niye düşünemediğini sorguladı durdu ama artık olan olmuştu. Ondan ayrılıp, kızını almaya kalksa Gülten hanım kendi istemediği halde, sırf birlikte mutlu olacaklar diye velayeti vermeyi asla kabul etmezdi. Maddi durumu da ondan iyi olduğu ve tabi biyolojik annesi olduğu için de mahkeme Deniz’i ona verirdi. Hatta Gülten hanım ne yapar eder, Deniz’i ondan alır, yüzünü göstermemek için de bin bir türlü bahaneler üretirdi. Aslında kızına mutlu bir aile yuvası sağlamak için değil de ondan ayrı kalma riskini alamadığı için katlanmıştı bu durumlara belki. Karısının başka bir adamın kollarında mutlu olmasına, bunu hiç utanmadan, onun yüzüne haykırmasına göz yummuştu. Bir erkek bile değildi artık içinde. Kim olduğunu kendisinin de bilmediği, gece gündüz çalışıp, nefes nefese varışa ulaşmaya çalışan bir yarış atıydı sadece. Bitiş çizgisinde çatlayıp ölmezse belki bir mutlu son görebilirdi ya da bitiş çizgisinden sonra artık yarışacak hali olmadığı için onu vururlardı. Tüm çabalarının kime iyilik, kime kötülük olduğunu uzun süre tartıştı durdu içinde ama bir sonuca varamadı.
Deniz zaten hayatı boyu mutlu bir ailede yaşadığını hiç düşünmemişti. Huzursuzluk çıkmasın diye babası ile annesini idare edip durdukları bir yaşantıları vardı. O yüzden şimdi her şeyin yalan olduğunu öğrendiğinde hissettiği acının o ana dair olup olmadığından emin değildi. Belki de kendini korumaya çalışırken üzülmeye, yanan canını fark etmeye, anne sevgisinin yoksunluğundan öte, anne nefreti ve psikolojik işkencesine tabi olduğunun acısını hissetmeye hiç fırsatı olmadığı için şimdi bu kadar ağlıyordu. Sürekli tokat atılan bir yerin uyuşup acıyı hissetmemesi gibi acıyı hissetmez olmuş, o da babası gibi farklı bir yarışta, o tokatlara denk gelmemek için olabildiğince koşup durmuştu. Tüm bu ortamın içinde babasının korumasına sahip olmanın güvenini hissettiği için sevgisiz olmadığını düşünmüştü. Değildi de, babasının ona olan sevgisini her koşulda hissetmişti ama tam da o kapıda konuşulanları dinlerken babasına karşı da derin bir kırgınlık hissetmişti nedense. Sebebini çözemediği bu kırgınlık, kendisine yaptıkları yüzünden duyduğu vicdan azabıydı belki de. Babasının onca şeyi Deniz yüzünden yaşamış olması ve böylesine aşağılanmayı kabul etmesi Deniz’i suçlu hissettiriyordu.
“Neden baba?” sorusunun arkasındaki gerçeklerden biri tam olarak buydu.
Artık her şeyi alenen ortaya döken Gülten hanım o geceyi Yıldırım ile geçirdiği için eve gelmedi. Uzun süre sonra ilk defa saklamak zorunda kalmadan sevgilisinin kollarına gittiği için mutluydu. Çıktığı evin içinde sabaha kadar salonda karşılıklı sessiz bir acıyı paylaşan eski kocası ve kızının ne yaşadığını düşünmedi bile. Evin içinde bıraktığı karanlık gölgeler varlığını kalanların üzerinde yeterince hissettiriyordu zaten. İkisinin de düşüncelerine, acılarına, hüzünlerine, en zayıf noktalarından oluşan tüm çatlaklarına yerleşmişti Gülten hanımdan korunarak hayatta kalma çabaları. Olsa da, olmasa da o varmış gibi saklanmaya devam ediyorlardı içlerine. Kendileri olarak kabuklarından çıkmanın, onları açık hedef haline getirdiğini de çoktan öğrenmişti ikisi de. İşin acı tarafı bunun Gülten hanıma karşı bilinçsiz bir korunma yöntemi olduğunu fark edemedikleri için, herkese, birbirlerine hatta kendilerine karşı bile saklanıyorlardı artık. Kendileri olmayı çoktan unutmuşlar. Üzerinde çiçekler açan yemyeşil tepeler olacaklarına, savaşın en sıcak yerinde kazılmış siperlerin önünde tüm mermilere göğüs geren yüksekliklere dönüşmüşlerdi..
(devam edecek)