Gülten hanımın gözünü dışarıya dönerek evle ve evdekilerle daha az ilgilenmesi Deniz’in lise hayatı boyuna daha rahat etmesine neden olmuştu. Annesi evde yokken o da arkadaşları ile vakit geçiriyor, kaçamak olarak bir yerlere gidiyor ve hayatında ilk defa kendini daha özgür hissediyordu. Hatta o kadar iyi hissediyordu ki bu duygunun sürekli devam etmesini dilediğini kendine bile itiraf etmiyordu. Gülten hanım dışarılarda vakit geçiriyor olsa da Deniz’in eğitim hayatıyla hâlâ onun vitrini konumundaydı ve bu yüzden derslerinde başarısız olmasına kesinlikle göz yumulamazdı. Lise ikinci sınıfta karnesinde bir sürü zayıf ve öğretmenlerinden derslerde konuştuğu için bir sürü şikayet gelmeye başlayınca, Gülten hanımın dikkati yeniden Deniz’in üzerine kaydı. Gülten hanım gibi bir kadının kızı asla başarısız olamazdı. Deniz için yeniden sıkıntılı günler başlamış olsa da, onca baskıdan sonra ergenliğinin ortalarında birden bire kazandığı özgürlüğün ona zarar verecek noktaya gelmeden annesi tarafından engellenmesi üniversitede iyi bir bölüm kazanmasına neden oldu.
O sınavı kazanıp Gülten hanıma çevresine övüneceği yeni bir konu verdikten sonra, annesinin dikkati yeniden dışarıya döndü ve gezip, tozmalarına yeniden başladı. Deniz artık onun baskıları ve kuralları ile yaşamayı öğrendiği için yalanlar söyleyerek kendine özgürlük alanları yaratabiliyordu. Okulda dersi olmadığı gün olduğunu söylüyor, dersi erken bitecekse bir kaç saat geç biteceğini söylüyor ve kendine nefes almak için zaman yaratıyordu. Artık üniversiteli olduğu için babası ona haftalık olarak harçlık vermeye başlamıştı ama zaten çok çalışıp her şeye zor yetiştiğinden Deniz bazı haftalar görmemiş gibi yapıp, babasının o alsın diye vestiyere bıraktığı paraya günlerce elini sürmüyordu. Gülten hanımın vestiyerde öylece bekleyen paraya elini sürmüyor olmasına rağmen bir sürü harcama yapabiliyor olması hâlâ Deniz’i merakta bıraksa da, annesi evden arttırdığı paraları biriktirdiğini söyleyerek onu inandırmaya çalışıyordu.
Deniz üniversiteye girdiği sene bir yardım derneğine üye olduğunu söyleyerek bir kaç ayda bir onlarla gezilere, her ay da bir kaç kez uzun süren toplantılara katılmaya başladı. Annesinin takibinden bir kez daha kurtulan Deniz bu defa daha akılı ve kontrollü davranıyor ve yeniden onun denetimine tabi olmamak için elinden geleni yapıyordu.
Birinci sınıfın hemen başlarında edindiği arkadaş grubu ile birlikte dolaşıyor, onların büyük kısmı yurtta veya bekar evlerinde kaldığı için geç saatlere kadar gezerken o annesinden çekindiği için erkenden eve dönüyordu. O kadarı bile mutlu olmasına yettiği ve kaybetmek istemediği için de eve gelir gelmez annesinin yapmasını beklediği işleri halledip, derslerine bakıyordu.
İkinci sınıfa geçeceği yaz, yine anne ve babasının kavgaya tutuştukları bir anda eve gelmişti. Gülten hanımın yükselen sesi yine Fatih beyin onun hoşuna gitmeyen bir şeyler yaptığını gösteriyordu. Artık iyice alıştığı bu kavgalardan bıktığından, görünmeden odasına geçmenin yollarını ararken, “Kızını da al git artık! Benden bu kadar!” dediğini duydu annesinin.
“Gülten bu kadar sabrettin, bari Deniz diplomasını alana kadar dur ne olur?” diyordu babası.
“Yeter yaşlandım senin yüzünden, Yıldırım yıllardır beni bekliyor! Artık hayatımı yaşamak istiyorum!”
“Zaten yaşamıyor musun, neyine karışıyorum. Başka bir adamın kollarına gitmene göz yumdum bunca yıldır!”
“Şaka mı yapıyorsun Fatih! Biz boşanalı kaç yıl oldu? Bir de senden izin mi alacağım sevgilimin yanına giderken. Ben sözümü tuttum, en azından ortalık yerde yaşamadım hayatımı değil mi? Daha ne yapayım?”
“Gülten! Boşandığımızdan beri sana kira ödüyorum. Sırf şu çocuğun hayatı sarsılmasın diye gece gündüz çalışıyorum. Utanmadan ve ihtiyacın olmadığı halde her sene kiraya zam yapıyorsun, geçtim beni, mal varlığını kızına bile koklatmıyorsun. Aşığına aldığın hediyelerden haberim yok mu sanıyorsun?”
“Eh! Yeter bunlar seni hiç ilgilendirmez, aşığımla aşık gibi yaşayacağım ben artık, Yıldırım benimle evlenmek istiyor! İkiniz yüzünden yıllardır bekliyorum. Hemen bu hafta kızını alıp git bu evden! Kiranı da istemiyorum, seni de, kızını da, hayatımdan çıkın!”
“O benim kızım değil sadece, senin de kızın. Nasıl bu kadar canavarca düşünebildiğini anlayamıyorum! Şimdi tüm bunları öğrenirse ne kadar üzülecek haberin var mı? Umursuyor musun?”
“Hayır umursamıyorum. Eşek kadar kız oldu artık, kocaya versem çocuğu olur! Üniversiteye de soktum işte, mükemmel oldu, senin terbiyen mi bunlar! Bana kira verdiysen ben de onu yetiştirdim. Bak eli ekmek tutacak yakında. Karşılığında ne aldım sadece kira! Asıl nankör sensin bence! Artık ikinizde beni özgür bırakın ve evimden çıkıp gidin anlaşıldı mı?”
Deniz ayakkabısının birini çıkarmış, diğeri ayağında kalakalmıştı öylece. Duyduklarına bir anlam vermeye çalışıyor ama bulamıyordu. Annesi ve babası boşanmışlar mıydı? Üstelik yıllar önce! Annesinin evlenmek istediği bir aşığı ve onlardan esirgediği parası mı vardı! Buna rağmen babası evde yaşamaları için ona kira ödüyor ve şimdi de evden mi atılıyorlardı? Şakaydı herhalde tüm bunlar. Orada olduğunu anlamasınlar diye nefes bile almamaya çalışıyordu ama bunun onu fark etmeleri ile bir ilgisi yoktu aslında. O bu anın içinde olmadığına kendini ikna etmeye çalışıyordu nefes almayarak ama bedeni bunu uzun süre yapmasına izin vermediği için elinde olmadan böğürerek ağlamaya başladı kapının tam ağzında. Duyduklarını anladığını, anladıklarına ağladığını bile anlayamıyordu sanki ama ağlıyordu bir şekilde. Bağırarak, ciğerleri yırtılsın, oracıkta nefesi kesilsin ister gibi ağlıyordu.
Kızının bağırtısını duyan Fatih bey panikle antreye geldi hemen, onun bir şeyler duyduğunu düşünemediği ve ayakkabısının biri hâlâ ayağında olduğundan yeni girdiğini sandığı için “Kızım ne oldu, başına bir şey mi geldi?” diye sordu telaşla. Gülten hanım da sırf meraktan koşup gelmişti arkasından. Gözlerini kocaman açmış, sinir krizi geçiren kızına bakıyordu. Deniz ağzını açıp bir şeyler söylemek istedikçe ağlama krizi gülme krizine dönüyor. Anlamsızca katılarak güldükten sonra yeniden bağırarak ağlamaya başlıyor ama bir şey söyleyemiyordu.
Fatih bey ayağındaki diğer ayakkabıyı da çıkarıp, onu kucakladı ve salona getirdi. Gülten hanım şaşkınlığını atamadığını için mutfaktan bir bardak su getirmişti. Deniz suyu içebilmek için durdu ama elleri o kadar titriyordu ki bardağı ağzına denk getirene kadar üstü başı sırılsıklam oldu.
“Kızım ne oldu söylesene?” dedi Fatih bey, “Bir hastaneye gidelim mi? Hiç iyi görünmüyorsun!”
“Siz boşandınız mı?” diyebildi Deniz boğulacak gibi olarak, “Siz ne zaman boşandınız?” diye haykırdı sonra.
Gülten hanımın sevgisiz ifadesi yeniden yerleşti yüzüne “Anlaşıldı!” diyerek döndü ve oturdu diğer koltuğa, “Sana bu kıza söyle dedim defalarca!” diye homurdandı kocasına, “Buyur açıkla şimdi!”
“Deniz kızım duydun mu konuşulanları?” dedi Fatih bey çaresizce, kızının yaşadığı bu şokun nedeni ortadaydı.
“Ne yaşıyorsunuz siz?” diye hıçkırdı Deniz, “Bana ne yaşatıyorsunuz?”
Fatih beyin cevap veremeyeceğini anlayınca iç çekerek ayağa kalktı Gülten hanım, “Biz babanla sen orta okula geçtiğin yıl boşandık. Ondan beridir de herkes kendi hayatını yaşıyor bu ev benim ailemden kaldığı için de babanla sana söylememem karşılığı kira ödemesi konusunda bir anlaşma yaptık!”
“Babam sana kira mı veriyor burada kalmak için!”
“İkiniz kalmanız için veriyor!”
Deniz inanmaz gözlerle baktı annesinin yüzüne, anne dediği insanın sevgisizliğinin boyutu ile yüzleşiyordu o an. Farkına varıyordu daha çok yüzleşmesi yıllar sürecekti daha.
(devam edecek)