“Deniz!” diye seslendi annesi, “Çabuk buraya gel! Sana kaç defa söyledim banyoyu böyle ıslak bırakma diye! Baban ayrı, sen ayrı hizmetçiniz yok bu evde! Gel, sil şuraları çabuk!”
Deniz etrafındaki herkesin tek çocuk olmasından kaynaklı bir konforu olduğunu düşünüyor olmasından farklı olarak zor bir kadın olan annesi Gülten hanımın öfkesinin hedefi oluyordu her gün. Babası Fatih bey sessiz ve iyi bir adamdı. Gülten hanım zaten çok sevmediği ev işlerinden yorulduğu zaman ikisini de sürekli azarlayıp duruyor, ellerinden geleni yapsalar bile yaptıkları hiç bir şeyi beğenmiyordu.
Evdeki tavrının aksine dışarıda Gülten hanım herkes tarafından sevilen ve hamaratlığı takdir edilen bir kadındı. Elinden pek çok iş geliyor ve yaptığı her işi de en iyi şekliyle yapıyordu. Bu mükemmeliyetçiliğine gölge düşürecek herhangi bir başarısızlık, titizliğini sekteye uğratacak herhangi bir dağınıklığa ise tahammülü sıfırdı. Fatih bey sırf o kızmasın ve evdeki huzuru bozmasın diye tüm dikkatini verse de, Gülten hanıma göre o karısını üzmek için elinden geleni yapan, dışarıdaki insanlara karısından çok değer veren, karısının kıymetini bilmeyen bir adamdı. Deniz’in bütün çocukluğu annesinin babasından şikayetlerini dinlemekle geçmişti. Fatih bey çoğu zaman daha çok para kazanmak için anne kızı evde bırakıp şehir dışlarına gitmek zorunda kaldığında bile Gülten hanım bunun onlara fayda sağlamak için yapılmış bir özveri değil, Fatih beyin evden kaçmak için bulduğu bahaneler olarak görüyordu.
Fatih beyin şehir dışında olduğu zamanlarsa annesini idare etmek Deniz’e kalıyordu. O da annesi kadar becerikli ve hamarat değildi ne yazık ki, hatta annesine göre onun kadar güzel de değildi. Diğer arkadaşlarının anneleri de annesi kadar becerikli ve hamarat değildi. Gülten hanıma göre onun gibisi yoktu. Deniz’de annesinin öyle olduğuna inanıyordu ama ne kadar dikkat ederse etsin, ne kadar uğraşırsa uğraşsın onun gibi olamıyordu. O daha çok yaşamakla ilgileniyordu, sevmekle, hayatı dolu dolu ve güzel yaşamakla ilgilenmek istiyordu. Durmadan kendini ve çevresini mükemmel hale getirmeye çalışmak ona göre çok yorucu bir yaşam şekliydi. Her şeyi yeteri kadar olsa iyiydi ona göre. Derslerinde de böyle düşünüyordu ama annesi başarılı olması için o kadar baskı yapıyordu ki, mecburen sınıftaki en başarılı öğrenci olmak için ekstra çaba göstermek zorunda kalıyordu. Aptal bir kız değildi, okuduğunu bir kerede anlıyor, derste dikkatli dinlediğinde çabucak öğreniyordu ama Gülten hanım gece sabahlara kadar çalışmazsa onun başarısız olacağına inandığı için daha fazlasını yapmasını istiyordu. Gülten hanıma göre, herkesin kocası ve kızı onunkinden iyiydi. Kocalar karılarını mutlu etmek için ellerinden geleni yapıyor, tüm fedakarlıkları hizmetleri eşleri ve aileleri için sunuyorlardı. Evlatları ise annelerini yere göğe koyamıyorlar, başarıdan başarıya koşuyorlardı. Annesine ve karısına tapan bir ailesi olmadığı için Gülten hanım kendini çok şansız bir kadın olarak görüyordu. Bu kadar mükemmel olmasına rağmen, kıymeti bilinmiyordu.
Deniz annesinin bu hallerinden bazen o kadar yoruluyordu ki Fatih bey kızını teselli etmek için ona annesinin göstermediği sevgiyi göstermek için çırpınıyordu. Gülten hanım onun üzerine fazla gittiğinde hemen kızını koruyor, üzülmemesini annesinin sadece sinirli bir yapısı olduğunu ama aslında iyi bir kalbi olduğunu söyleyip duruyordu. Deniz büyüdükçe annesinin hallerinin hiç de normal olmadığını anlamaya başlamıştı, sinirli olduğu için sürekli ona hoş görü gösteriyorlardı ama nedense o bir türlü mutlu olmuyordu. Annesinin söylediklerinin aksine o babasının sevgi dolu ve fedakar bir insan olduğunu biliyordu. Annesinin neden onun bu hallerini görmeyip sürekli baş düşmanı gibi davranıyor olmasına bir anlam veremiyordu. Gülten hanım çevresine de kocasını böyle gösterdiğinden herkes zavallı mükemmel kadının böyle bir adama düşmüş olmasına üzülüyordu.
Gülten hanım titizliği ve mükemmelliği ile övünüp dursa da aslında evdeki pek çok işi Deniz ve babası yapıyordu. Her akşam bulaşıkları yıkamak, mutfağı toplamak, ütüleri yapmak, kapı ve camları silmek Deniz’in işiydi. Fatih beyse yapabildiği kadarıyla yemekleri, reçelleri, turşuları yapıyor, evin badanası, tamirat işleri ile uğraşıyor, her sabah Gülten hanım uyanmadan kahvaltıyı hazırlamış oluyordu. Gülten hanımsa onun yaptığı yemekleri beğenmediği gibi, sırf ondan güzel yaptığını ispatlamak için ona fırsat vermeden mutfağa girip pişirdiğini iddia ediyordu. Oysa bıraksa o çok daha iyisini yapabilirdi. Fatih beyin şehir dışında çalıştığı aylarda ise Deniz ve annesi akşamları sürekli kahvaltı ediyorlardı. Gülten hanım akşam kahvaltılarını çok sevdiğini, akşam olunca sıcak yemekten başka bir şey yemeyi sevmeyen kocası yüzünden yapamadığını söylüyor, hazır o yokken bu zevkinin keyfine varmak istiyordu. Böylece aylar boyunca anne, kız her sabah ve akşam kahvaltı yiyorlar. Fatih bey gelince evde yeniden yemek pişmeye başlıyordu.
Dışarıdan misafir çağrılacağı zamansa Gülten hanım mutfağa giriyor ve gerçekten çok lezzetli yemekler hazırlıyordu. Gelenlerin de bayılarak yedikleri bu yemeklerden duyduğu övgülerle ile mest oluyordu. Fatih bey de karısına yardım olsun diye bir kaç şey hazırladığı için onun yemeklerini de takdir etmek zorunda kalıyordu.
Deniz hayatı boyunca anne ve babasının birbirlerine aşk ile baktıklarını hiç görmemişti, annesinin arkadaşlarının bir araya gelip konuşmalarını dinleyince, hepsinin kocalarından şikayetçi olduklarını duyuyor ve herkesin evinde her şeyin böyle olduğunu sanıyordu.
Çok samimi olduğu bir arkadaşı dışında evde olan biteni kimseye anlatmıyordu. O arkadaşının da evinde sürekli sorunlar olduğundan ikisi birbirine anlatıp rahatlıyor ve kendilerinde yaşadıklarını başkalarının da yaşadığını anlayarak zihinlerinde normalleştiriyorlardı. Gerçekten de Deniz evden dışarı çıktığı anda her şeyi kapının arkasında bırakıyor, dışarıda kendisi gibi olabildiğini hissettiği için annesinin tüm ikaz ve yasaklarına rağmen, onu mutlu eden şeyleri yaşayıp daha evin kapısına yaklaşırken annesinin olması istediği kıza dönüşerek eve giriyordu. Çevrelerinde herkes böyle mükemmel bir kadının kızı olduğu için ona imreniyordu. Elbette bu mükemmel kadın mükemmel bir kız yetiştiriyordu. Ne annesi, ne babası ne de diğerleri Deniz’in gerçekte kim olduğunu ya da olmak istediğini sorgulamıyordu. Herkesin kafasında bir Deniz vardı zaten ve gerçekte kim olduğunun bir önemi yoktu. O kimliklere uygun yaşayarak sorun yaşamadan hayatını sürdürmeyi öğreniyordu o da yavaş yavaş ve bunun aslında kendine yabancılaşmaktan başka bir şey olmadığını fark edemiyordu. Henüz çocuktu ve yaşama isteği oldukça güçlüydü.
Ortaokulu bitirip liseye başlayacağı sene annesinin davranışlarının normal olmadığını yeni yeni keşfetmeye başladığı zamanlarda ise daha büyük bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Çocukluğuna dair hatırladıkları sadece zor bir anne, fedakar ama pasif bir baba ile kalmayacak, ruhunda daha büyük yaralar açacak olaylar hafızasında ve hayatında diğerlerinden daha derin izler bırakacaktı.
Bir gün okuldan geldiğinde annesini her zaman ki gibi babasına bağırırken bulmuştu. Babasının elinden geldiğince onu koruduğu gibi o da annesi babasına ona göre haksız yere bağırırken elinden geldiğince babasını korumaya çalışıyordu. O yüzden hemen çantasını vestiyere atıp, ikisinin tartıştıkları salona yöneldi. O geldiğinde salonun kapısı kapalı olduğundan Fatih bey ve Gülten hanım kapının açılıp kapandığını duymamışlardı.
(devam edecek)