Muhsin bey kalktıktan sonra Parla ve Atlas bir süre ne diyeceklerini bilemeden birbirlerine baktılar. Kalabalık düğünün heyecanına kapılmış, neşeli sohbetlere ve danslara dahil olmuştu. İkisinin oturdukları o büyük masa diğer herkesten, mekandan ve zamandan ayrılmış gibiydi şimdi. Sadece birbirlerine bakıyorlar ve gülümsüyorlardı. İçlerinde sevgi, mutluluk, gurur, şükran her şey birbirine karışmıştı. Bu gece kendilerine mi, diğerlerine mi yoksa birbirlerine mi bir şey ispat ettiklerinden emin değillerdi ama başardıklarını biliyorlardı. Atlas yerinden kalktı ve Parla’nın önünde ayakta durduktan sonra dizlerinin üzerine çöktü ve dedesinin getirdiği yüzüğü cebinden çıkarıp, Parla’ya uzattı.
“Bu yüzük seninle aynı kader kapısından geçip, dedemin hayatını cennete çeviren babaanneme ait. Senden önce benim de hayatımda en çok sevdiğim kadındı o. Tıpkı dedem gibi, ben de onu herkesten çok farklı sevdim. Tıpkı dedemin olduğu gibi benim de hayatımı çok özel yaptı. Sen de tıpkı onun gibi aynı kader kapısından girdin hayatıma. Farklı zamanda ama aynı yerde ve tam da dedemin adres gösterdiği yerde. Şimdi babaannemin yüzüğünü sana vererek, onun dedemin hayatının güneşi olduğu gibi senin de benim güneşim olmanı teklif ediyorum. Gözlerimi kapatacağım o güne dek, içimi ısıtan, beni aydınlatan ve ışıltısıyla başımı döndüren güneşim ol ki ben de etrafında dönüp durmaktan hiç ayrılmayayım!”
Parla nefesi kesilmiş şekilde dinliyordu Atlas’ın sözlerini, bütün bunları nasıl böyle doğal ve içten söyleyebiliyordu. Nasıl bu kadar güzel sevebiliyordu bilmek istiyordu. Kalan hayatı boyunca da hep böyle güzel sevilmek istiyordu, onun tarafından. Bu defa sadece gülümsemekle yetinmedi. Elini Atlas’a uzatarak yüzüğü parmağına takmasına izin verdi. Daha önce verdiği yüzük hâlâ diğer elindeydi. Atlas nazikçe elini tuttu ve yüzüğü onun parmağına taktıktan sonra tekrar yüzüne baktı, “Bu artık ‘Evet’ demek değil mi?” dedi sevgiyle, “Evet!” diye neredeyse fısıldadı Parla, gürültüye rağmen ikisi de duydular bu kelimeyi. Muhsin bey uzaktan görmüştü olanları.
“İşte oldu!” diye mırıldandı içinden karısına, gözleri dolmuştu, “İşte torunumuz seninle, benim gibi birleştiler! İki torunumuzun da mutluluğuna şahitlik ediyoruz şimdi. Neyse ki ikisi de sevmeyi senden ve benden öğrenmişler!”
Atlas’ın annesi de görmüştü oğlunun diz çöküşünü ve yüzüğü. Ne olduğunu anlamak için yanlarında olmaya gerek yoktu. İkisinin de yüzlerinden ne kadar mutlu oldukları ve ne kadar büyülü bir anın içinde oldukları anlaşılıyordu. Onlar kendi büyülerinin içindeyken Tunç masaları dolaştığı eşiyle yanlarına geldi.
“Nihayet tanıştığımıza sevindim!” dedi Parla’ya bakarak, “Atlas o kadar çok bahsediyordu ki, babannemizden sonra dilinden hiç düşürmediği bu kadını gerçekten merak ediyordum!”
“Tebrik ederim!” dedi Parla toparlanarak. Elini uzatırken Tunç onun parmağındaki yüzüğü fark etti, benzerini nikahtan önce kendi karısının parmağına takmıştı.
“Ben de sizi tebrik ederim!” dedi gülümseyerek.
“Babam yarın akşam yemeğinde birlikte olacağımızı söyledi!”
“Düğünün ertesi akşamı iş yemeğine mi katılacaksın?” dite fısıldadı ağabeyinin kulağına Atlas.
“Benim yerime orada olmayı kabul ediyorsan buna gerek kalmaz!”
“Benim kendi işim var biliyorsun!”
“Bu aile işimize vekalet edemeyeceğin anlamına gelmez öyle değil mi?”
“Babam bunu asla kabul etmez!” diyordu ki Atlas, annesi ve babasının tam arkalarında olduğunu fark etti.
“Yarın akşam sadece ortağın için seni davet ettiğimi düşünmedin herhalde!” dedi Yavuz bey oğlunun omuzuna elini atıp kendine çekti, “İşini kurdun diye aile işlerimize sırtını dönemezsin. Ne zaman istersen işin hazır olduğu gibi, ağabeyin olmadığı zamanlar güvencemiz sensin!”
Atlas babasından duymaya alışık olmadığı bu sözler karşısında kıpkırmızı oldu ve çok heyecanlandı “Tabi aile her şeyden önemlidir!” dedi ve dönüp Parla’nın elinden tutarak ailesine artık onun da ailelerine dahil olduğunu hissettirmek istedi.
Ertesi akşam gerçekleşen yemeğe Tunç katılmadı. Atlas babasının yanında aile şirketini temsilen, Parla’da iki şirketin arasındaki anlaşmanın güçlü unsuru olarak dahil oldu ve gece Yavuz beyin beklediğinden de iyi sonuçlandı. Şirket sorumluluları ertesi gün uçakları olduğundan erken ayrılınca, Yavuz bey oğlu ve müstakbel eşi olduğunu artık anladığı ortağından işleri hakkında bilgi aldı. Gecenin sonunda Atlas babasına yıllar önce yaptıkları için özür diledi ve paranın hâlâ dedesinin kasasında durduğunu itiraf etti. Yavuz bey hayretle baktı oğlunun yüzüne, “Biliyor musun?” dedi sonra, “Ben de benzerini babama yapmıştım, sana anlatmadı değil mi?”
Şaşırma sırası Atlas’a gelmişti “Hayır!” dedi hayretle, “Dedem bana bir şey söylemedi!”
“O her zaman çok iyi sır tutar! O konuyu unuttum gitti! Böyle şeyler yapmak beni başarısız yapmadı, seni de yapmayacağını zaten biliyordum ama o zaman baban olarak vermem gereken tepkiyi verdim sadece!”
Atlas kalkıp sarıldı babasına, Parla’nın da gözleri dolmuştu bu güzel kavuşmadan. Bir ay geçmeden numunelerinden epeyce sipariş almaya başladılar. Kendi şirketlerine rağmen Atlas babasını kırmayıp, kendi şirketlerinin işleri ile de ilgilenmeye başladı. İşler yoluna girdikten sonra Yavuz bey ve eşi, Parla’yı istemek için bakım merkezine gittiler. Burak bey ve Ayşegül hanımın ayrıca bir evleri olmadığı için dünürlerini yaşadıkları yerde kabul ettiler.
Her zaman olduğu gibi hikayemiz tüm iyi insanlar için mutlu sona erdi Parla ve Atlas mutlu bir aile kurarak birlikte yaşlandılar.
2024’ün bu ilk hikayesinde olduğu gibi, bizler de daima umutla, mutlulukla ve iyi insanlarla tamamlayalım yolculuğumuzu.
SON
Tek kelimeyle HARİKA elinize emeğinize sağlık çok tebrik ederim.Yazılarınızı çok beğeniyorum.Her hikayenizde hayattan birşeyler buluyorum
BeğenLiked by 1 kişi
Elinize sağlık ama Parlanın arkada kalan ailesinden de bahsetseydini mesela varlıklı biriyle evle diğini den Ayşegül hanımın evliliğinde haberleri olmalıydı tekrar sömürmek için yaltaklanmalarını anlata bilirsiniz
BeğenLiked by 1 kişi
Bu arada babası dayıları ne oldu ıyi bir dersi haketmislerdi aslında
BeğenLiked by 1 kişi