“Sen o evde ne kadar kalacaksın belli değil, ben hiç değilse burada kalırsam, yarın bir gün başın sıkışınca yanıma gelir kalırsın. Ben de işe gidip, gelme, yemek gibi masraflarım olmayacağı için kazancımı biriktirip, senin ihtiyaçlarını daha rahat karşılarım. Burak bey çok iyi bir insan, her gün beni ziyaret ederek kısa sürede kendi değerimi anlamama yardımcı oldu. Bu teklifi geri çevirip ona ayıp etmek istemiyorum!” diye yanıtladı Ayşegül hanım kızını. Eğitimi başka bir kadroda çalışmasına izin vermediği için hastabakıcı kadrosunda çalışacaktı. Burak bey bilmediği her şeyi ona öğreteceğini söylemişti.
Annesinin söyledikleri ne kadar mantıklı gelse de bir bakımevine düzenli ve ondan ayrı yaşaması ne kadar doğru olur emin olamadığından Atlas’a da akıl danıştı Parla. O da “Annen böyle mutlu olacağını söylüyorsa bırak yapsın, okulu bitirince sen nasılsa kendine ayrı bir hayat kuracaksın. Böylece o şimdiden kendi ayakları üzerinde durmuş olur!” deyince Parla diyecek bir şey bulamadı.
Burak bey de ayrıca onunla konuşup, annesinin emin ellerde olacağını ve merak etmemesi gerektiğini söyledi. Annesinin söylediği gibi ne zaman başı sıkışsa bakım merkezine gelebilirdi ama Atlas’ın bu konuda Burak beyden daha iyi olduğu kesindi. Parla mahcup bir şekilde gülümsedi, onca kaygı ve endişeden sonra karşılarına böyle iyi insanların çıkmış olması gerçekten mucize gibiydi. Aslında tüm bu mucizelerin kaynağı Atlas’tı, annesinin buraya gelmesini, Parla’nın sokakta ve işsiz kalmamasını hep o sağlamıştı. Akşamları o gittikten sonra bunları düşünürken, artık ona gerçekten alıştığını ve sevdiğini düşünüyordu. Hatta akşam o gittikten sonra özlüyor bile olabilirdi. Her akşam bu evde birlikte yemek yiyip, ders çalıştıktan sonra bir kez olsun fazladan vakit geçirmek ve ya kalmak için bir şey dememiş, her seferinde nazikçe teşekkür edip, giriş saati gelmeden yurduna dönmüştü. Hatta hafta sonları bile Parla’yı huzursuz edecek herhangi bir girişimde bulunmamıştı. Hamburgerci pazarları da açık olduğu için izin günleri hafta içine geliyor ve ikisi aynı gün izin alamıyorlardı. Atlas sırf onunla olmak için kendi izin gününde de gelip çalışıyordu.
Annesinin durumu düzelip bakım merkezinde hasta değil çalışan olarak çalışmaya başladıktan sonra ilk iş olarak kaldığı evi görmesi için eve getirmişti Parla. Ayşegül hanım kızının kaldığı evin bu kadar konforlu olacağını beklemediği için şaşırmıştı. Ev sahiplerinin geldiğinde Parla’nın oradan ayrılması gerektiğini düşündüğü için tedirgindi ama neyse ki artık bakım merkezinde de bir odaları vardı. Atlas ne kadar ısrar ederlerse etsinler, ev sahiplerinin kira istemediklerini söyleyip duruyordu. Mezun olana kadar Parla’nın evde kalmasında bir sorun yoktu.
Muhsin bey de torunun anlatıp durduğu bu akıllı kızla tanışmak için gelmeye karar vermişti. Atlas sonunda dedesini Parla ile tanıştıracağı için çok mutluydu.
“Ona da nişanlı olduğumuzu mu söyledin yoksa?” diye sordu endişenerek.
“Elbette öyle söyledim, herkese öyle söylerken dedemden saklayacak değilim herhalde. O benim gerçek ailem! Sana aldığım yüzüğü takmayı kabul etsen artık ben de yalancı çıkmamış olacağım.” diye sitem etti Atlas.
O kadar zengin bir ailenin oğlunun neden onula nişanlanmaktan bahsedip durduğunu aklı almayan Parla, Atlas’ın tüm ısrarına rağmen cebinde taşıyıp durduğu yüzüğü parmağına takmayı kabul etmiyordu. Onun iyiliklerini ödeyemezdi, ona çok değer veriyor ve kesinlikle güveniyordu ama nişanlı olmak başka bir şeydi. Onun bu hevesinden ailesinin haberi olduğunu bile sanmıyordu, zaten olsalar kesinlikle Parla’yı istemezlerdi.
Atlas, Parla’nın ona inanmadığını bildiği için gelir gelmez dedesine babaannesiyle nasıl bu okulun yapıldığı arazide tanışıp evlendiklerini anlattırdı. Aynı hikayeyi defalarca Atlas’tan dinleyen Parla, Mushin beyden dinleyince daha çok etkilendi. Onun rahmetli karısından bahsederken, sesinin değişmesi, gözlerinin dolması ve güzel anıları anlatırken yüzündeki o gülümseme Parla’yı derinden sarstmıştı. Muhsin bey bir yandan anlatırken bir yandan da Parla’yı izliyordu. Torununun onu bir türlü ikna edemediğini ve aralarında olan biten her şeyi bildiği için tanışır tanışmaz neden bu özel hikayeyi anlattığını sorgulamadı.
“Gördün mü sana söylemiştim!” dedi Atlas, Parla’ya bakarak, “Dedem ve babaannemin kader kapısı bu okul ve bizim de olacak!”
Parla kıpkırmızı olup, toparlandı hemen ve Muhsin beyle torunu aralarında sohbet ederlerken sessiz kalmayı yeğledi daha çok. Atlas’ın dedesinin onu ailesi ve geçmişi ile ilgili soru yağmuruna tutmamasına sevinmişti. Atlas nişanlı olduklarından söz ettikçe de olumsuz hiç bir tavır içine girmemişti. Muhsin bey sadece bir gece kaldıktan sonra geri döndü. Parla’yı gerçekten beğenmişti, “Temiz bir kız belli!” dedi giderken Atlas’a, “Sana çok minnet duyduğu da belli! Kızın kalbini kırma! Bir karşılık gibi isteme sevgisini!” diye tembihledi.
“Asla!” dedi Atlas, “Dede sen de mi hiç tanımadın beni! Onu seviyorum, tıpkı senin babaannemi sevdiğin gibi. Onu incitecek hiç bir şey yapmam. Beni sevmesini bekliyorum, asla ısrarcı değilim! Sence umut var mı?”
“Var!” dedi Muhsin bey gülerek, “Bence baya umut var! Babanlara daha söylemeyecek misin?”
“Hayır daha değil!” dedi Atlas, dedesi de anladım der gibi başını salladı ve vedalaştılar. Atlas hamburgercide ki işlerinden izin alıp yolcu etmişti dedesini hemen koşa koşa Parla’nın yanına işine döndü.
İkinci sınıf bittiğinde Atlas’ın ortalaması Parla sayesinde oldukça yükselmişti. Parla ile sürekli birlikte olduklarından hiç gitmek istemiyordu ama artık yalnız yaşayan dedesini yaz tatillerinde bırakmak istemediği Parla’dan gitmek için izin istedi.
“Anlamadım ne izni?” dedi Parla, ona ne kadar alışsa da hâlâ şaşırtacak şeyler söyleyebiliyordu.
“Seni bırakıp gideceğim, tabi ki senin onayını alacağım!” dedi Atlas kibarlıkla, “Gitme dersen kalırım!”
“Yurtta kapanıyor nerede kalacaksın! Tüm öğrenciler gibi yaz tatilinde ailenle olmalısın! Lütfen git ve beni merak etme, ben tam gün çalışacağım okul kapanınca, Ender beyle görüştüm bile! Artık annemde kazanıyor, bence bana bakmayı bırakmalısın zaten. Bu yaz para biriktireyim, üçüncü sınıfta bir kira evine de çıkar, burayı boşaltırım. Sana daha fazla yük olmak istemiyorum!”
“Hayır! Yük olmak ne demek! Bu evden bir yere gitmene izin veremem, mezun olana kadar kalabilirsin, paranı biriktir! Ben dedemle biraz kalıp, sonra annemi ve babamı da görür gelirim! Her gün konuşur ya da mesajlaşırız!” dedi üzüntülü olduğunu belli ederek, “Senden ayrılmak hiç istemiyorum ama ailemi de görmem gerek!”
“Tamam haydi bırak dram yaratmayı, git dedim zaten!” dedi Parla sonunda gülerek. Atlas eğilip öptü onun yanağından, ikisi de kıpkırmızı oldular bir anda. Aslında Ayşegül hanım okul kapanınca kızının o evden çıkıp kendi yanına gelebileceğini düşünmüştü ama Atlas evin hamburgerciye yakın olduğunu, eve zaten kimse gelmeyeceği için boşu boşuna çıkmasına gerek olmadığına Ayşegül hanımı ikna etmişti. Anlaşılan o da bakımevinden ayrılıp, kızı ile kalmayı düşünmüyordu, Burak beye mahcup olmamak için yirmi dört saat orada olmak istiyordu. Geceleri uyuyamayan hastaların yanlarına gidip, onlarla ilgilenmek de hoşuna gidiyordu. Ayşegül hanım tedavi gördüğü ilk üç dört aydan sonra, kendini işe yarar ve değerli hissederek aslında şimdi tedavi ediyor gibi görünüyordu. O kaba saba babası ile tükenen yaşamından sonra annesindeki olumlu değişim ve gelişmeler Parla’yı bile şaşırtıyordu. Artık hafif makyaj yapıyor, kilosuna dikkat ediyor, saçlarını bile farklı bir şekilde topluyordu. Tarzı değişmiş, bambaşka ve hoş bir kadına dönüşmüştü.
(devam edecek)