Ayşegül hanım gözlerini açtığında Nergis hanım ve kocası masada demleniyorlardı onun hazırladığı mezelerle, Parla annesinin baş ucundaydı. Yaşadıklarının kötü bir kabus olmadığını o zaman anladı Ayşegül hanım ve başını tutarak kalktı onu yatırdıkları kanepeden. Ayşegül hanımın uyandığını gören Ayvaz bey, “Nergis ile konuştuk!” dedi hemen, “Böyle sokağa atılmanıza razı olmadı. Biz birazdan kalkıp otele gideceğiz size de iki gün veriyorum, nereye giderseniz gidin bu evden!” diye hırladı. Annesine bir şey olacak diye ödü kopan Parla ağlamaktan konuşamıyordu bile artık. Nergis hanım kalkınca, Ayvaz bey de kalktı yarım bıraktıkları masadan ve çıkıp gittiler.
“Ah anne ah!” dedi Parla nasıl imzaladın sen o kağıtları.
Ayşegül hanım hatırlamıştı o akşam olanları, kendini o kadar aptal yerine konmuş hissediyordu ki, aklı durmuştu artık.
“Dayımın da bu oyuna dahil olduğuna inanamıyorum!” dedi Parla, yine de babasının bir oyun ettiğini düşünerek annesinin e-devlet uygulamasında görünen kayıtlarına girip baktı telefonundan, ne yazık ki Ayvaz bey yalan söylemiyordu.
“Ne yapacağız?” diye inledi Ayşegül hanım, yeni toparlıyordu şuurunu daha.
“Bilmiyorum ama bunların şakası yok!” dedi Parla, “Sen baygınken baya tehdit savurdu baba bile demek istemediğim o rezil adam!”
Sonra birden aklına gelmiş gibi kalkıp gitti ve kapıyı kilitledi arkadan. Sınav dönemi olduğundan ertesi gün de okula gitmek zorundaydı. Anne kız sabaha kadar ağlaşıp düşündüler ne yapabileceklerini. Ayşegül hanımın kızının okulu için ayırdığı para vardı ama ne ev tutmaya, ne de bir haftadan fazla bir yerlerde kalmaya yeterdi. İmzaladığı kağıtlara da itiraz edemezlerdi, şahitlerin önünde aklı başındayken gönlüyle imzalamıştı. Döndüklerinde Ayvaz bey dolmuşun üzerine satılık ilanı koyduğundan şüphelenmek hiç aklına gelmemişti Ayşegül hanımın. Sabah okula gitmesi gerektiği için annesi onu ikna edip yolladı sınavına, onca gün çalışmıştı bu sınavlar için şartlar ne olursa olsun aklını başına toplayıp geçmeliydi hepsinden.
Atlas onun hep erkenden geldiğini bildiği için sınıfın önüne gelmişti sınavdan önce ama sınava on dakika kalmasına rağmen Parla henüz ortalarda gözükmeyince gerilmeye başlamıştı. Sabah erkenden fırlar gelir, kahvaltı yapamaz diye adlığı poğaça ve ayranlar elindeydi hâlâ. Sonunda koridordun ucunda Parla’yı görünce sevinip hareketlendi önce ama sonra gözlerinin ve yüzünün halini görünce silindi yüzünden gülümsemesi ve endişeyle dikildi karşısına, “Neyin var senin? Başına bir şey mi geldi yoksa?” dedi hemen.
Bütün gece ağlayıp, uyumayan Parla ayakta zor durduğu için cevap verecek hali bulamadı kendisinde ve bir şey demeden geçip oturdu sınıfa. Atlas’tan başka ona dikkat eden olmadığı için kimse fark etmedi ne halde olduğunu. Atlas onunu yanına gidip neler olduğunu soramadan sınav görevlileri ve asistanlar sınıfa girdikleri için mecburen geçti yerine ve başladı sınav. Hemen çaprazında oturduğundan arada bir burnunu çeken Parla’nın kağıdın üzerine düşen göz yaşlarını fark edince iyice içi ezildi ve zaten pek çalışmadığı sınav kağıdını doğru dürüst okuyamadı bile. Parla kağıdını teslim edip sınıftan çıkar çıkmaz da neredeyse boş kağıdı hocanın masasına bırakıp fırladı peşinden ama Parla sanki buhar olup uçmuştu koridorda, hızla bahçeye çıkıp etrafına da bakınsa yakalayamadı onu. Onca zamandır telefon numarasını da almayı başaramadığı için çaresizce gitti eve.
Parla eve döndüğünde Ayşegül hanım iksinin eşyalarını iki küçük çantaya toplamış bekliyordu kızını. Parla salonda ağlayan annesinin yanındaki valizleri görünce içi titredi. Bu çantaları alıp çıksalar bile nereye gideceklerdi ki.
“Asuman hanım geldi bir şey sormaya sabah sen gidince!” dedi Ayşegül hanım, “Halimi görünce anladı, ben de anlattım olanları, kocası on gün tıra gitmiş dört günü varmış dönmeye, o gelene kadar gelin kalın dedi!”
Asuman hanımın kocası Ayvaz bey gibi dolmuşçuydu ama kendi arabası olmadığından başkalarının dolmuşuna şoförlük ediyordu. Ayvaz beyin dolmuşuna da şoförlük etmişliği vardı, aynı duraktaydılar. Parla’ların bir üst katında oturuyorlardı. Bir tanıdıkları hastalanınca onun yerine tır götürmüştü yut dışına. Ayvaz beyin iyi arkadaşı olduğundan asla kabul etmezdi Ayşegül hanımla, Parla’yı eve çekinirdi. Asuman hanım kocası gelene kadar onları idare edecekti bir kaç gün ama kocası gelmeden oradan da gitmeleri gerekti.
“En azından şu sınav haftasını alırsın!” dedi Ayşegül hanım.
“Tamam!” dedi Parla çaresizce, yapacak, söyleyecek bir şey yoktu. Nasıl ve nereye gidecekler bilmiyordu ama olanlardan sonra zaten Ayvaz bey kalın dese de durmazdı.
“Dinçer’i aradım!” dedi sonra Ayşegül hanım sesi titreyerek, Parla merakla baktı annesinin yüzüne, onca iyiliğinden sonra bu kazığı atmışlardı saf ablalarına, “Açtı mı terbiyesiz!” dedi Parla. Ayşegül hanımın başını iki yanına salladı. Ne Dinçer, ne de kız kardeşleri aramalarına ve mesajlarına dönmemişlerdi. Parla kalkıp odasını kontrol etti, evi dolaştı, annesi her şeyi almıştı zaten. Kapıyı çekip çıktılar Asuman hanımın evine. O akşam yine yığılıp kaldı Ayşegül hanım. Parla annesinin tuhaf davranmaya başladığını fark etmişti aslında ama yaşadığı şoktan olduğunu düşünüp, odaklanamamıştı fazla.
Ertesi sabah erken kalkıp yine gitti sınavına, Atlas endişeden öldüğü için bu kez okulun kapısına çıkmış bekliyordu onu. Hemen sınıfa kaçınca konuşamayacaklarını düşünüp, orada beklemişti, en azından sınıfa yürüyene kadar öğrenebilirdi bir şeyler. Parla onu okulun kapısında görmeyi beklemediği için fark etmedi bile, yine gözleri davul gibi şişmiş, yüzü bembeyazdı. İki gündür doğru dürüst bir şey yiyemediği için hem tansiyonu düşük hem de başı ağrıyordu. Atlas onun düşeceğini sandığı için hemen girdi koluna ama Parla ne olduğunu anlayamadığı için sertçe itip çekti kolunu, sonra dönüp gördü onu ama toparlayamadı, gözleri dolduğu için konuşamadı da hızlanıp yine girdi sınıfa. Bu defa Atlas hiç vakit kaybetmeden çıktı sınavdan Parla’nın peşinden, dermanı azaldığı için Parla da hızla uzaklaşamamıştı bu sefer.
“Yalvarırım söyle ne oluyor? Ne yapabilirim senin için! Hiç mi güvenmiyorsun bana?” dedi kolundan yakalayıp. Dengesi iyice bozulan Parla o kolundan tutunca yığılacak gibi oldu ama toparlandı sonra.
“Senin çözebileceğin bir şey değil!” dedi ve kolunu çekip elinden geldiğince hızlı adımlarla uzaklaştı yine. Onun halini hiç beğenmeyen Atlas da bir şey söylemeden düştü peşine ve apartmana girene kadar takip etti onu.
Ayşegül hanım camın önüne çektiği sandalyede oturuyordu Parla içeri girdiğinde. Asuman hanım o içeri girer girmez “Sen gittiğinden beri oturuyor orada, hiç konuşmadı!” dedi endişeyle.
“Anne?” diyerek hemen yanına gitti parla, “Anne ben geldim, Parla!”
“Parla!” dedi gülümseyerek Ayşegül hanım, Parla’nın yüzü aydınlandı hemen ama annesi “Baban gelir çorbayı koy haydi!” deyince düştü yüzü yeniden ve dönüp baktı Asuman hanımın yüzüne. Kadıncağız çaresizlikle başını salladı iki yana. Yatana kadar kaldıramadılar Ayşegül hanımı sandalyeden. “Kızım gelecek!” dedi, “Babamı bekliyorum!” dedi, “Dinçerle nişanlısı gelecek!” dedi, iyice karışan kafasının ürettiği her bahaneyi söyleyip bekledi. Artık ne yapacağını iyice şaşıran Parla’yı teselli bile edemedi Asuman hanım. Ayvaz beyden daha beter olan kocasından da çekindiği için mecburen hatırlattı Parla’ya sadece iki gün daha idare edebileceğiniz. Ayrıca Ayşegül hanımın da bir doktora gösterilmesi gerekiyordu belli ki.
(devam edecek)