Ağaçların altında tek başına, sakin sakin kitabını okuyan Parla, gruptan çok uzak kalmaması gerektiğini düşündüğü için döndü kamp alanına. Atlas onun ormandan geldiğini görünce hemen koşup gitti yanına, “Tek başına ormanda mıydın sen? Neden bana söylemedin? Gelirdim seninle!”
“Gelmemen için söylemediğimi düşündün mü hiç?” dedi Parla artık alıştığı Atlas’ın sözlerine.
“Yine de bilseydim gelirdim! Bilmediğimiz bir yer burası, güvenli olmayabilir. Lütfen kamp boyunca seni görebileceğim ve kolayca bulabileceğim yerlerde dolaş olur mu? Söz veriyorum yanına gelip seni rahatsız etmem o zaman!”
“Söz mü?”
“Evet söz! Uzaktan takip ederim seni, güvende olmanı istiyorum!” dedi Atlas ciddi bir yüz ifadesiyle. Böyle durumlarda onun şaka yapmadığını anlıyordu artık Parla, en azından zararsız bir deli olduğunu düşündüğü için eskisi kadar sert davranmıyordu sadece. Başını sallayıp, kızlar grubunun yanına yürüdü.
Atlas söz verdiği gibi çok yaklaşmadı yanına iki gün boyunca, ilk akşam kamp ateşinin başında gitar çalıp şarkı söylerken gözlerini ondan ayırmadı sadece. Atlas’ın Parla’ya hayranlığını henüz bilmeyenler de fark ettiler o gece. Atlas’ın hayran bakışları yüzünden herkes kendisine bakınca iyice rahatsız olan Parla, her zaman yaptığı gibi kapüşonunu kafasına geçirerek sakladı yüzünü.
Kocası ile erkek kardeşinin evinde olmaktan çok memnundu Ayşegül hanım o sıralarda da, tüm kardeşleri ona ve kocasına gerçekten çok iyi davranıyorlardı. Parla’nın üniversitesi başladığından beri pek bir şey veremiyordu ama bu kadar iyi oldukları için yanındaki birikmişinden verdi yine Dinçer beye. İki günün sonunda Ayvaz bey karısına isterse ailesi ile biraz daha kalıp bolca hasret giderebileceğini tekrarladı. Dönmek istediğinde ararsa hemen gelip onu alırdı.
“Olur mu enişte?” dedi Dinçer bey hemen, “Bir kadının yeri kocasının yanıdır. Hem ablam kızını görmeden yapamaz bilmiyor musun? Şimdiden tütmüştür burnunda biricik kızı!”
“Doğru söylüyorsun!” dedi Ayşegül hanım saf saf, iki gündür günde iki üç kere konuşmalarına rağmen özlemişti Parla’sını. Evlendiğinden beri ilk kez bu kadar mutlu olmuştu, ailesi, kocası ile harika iki gün geçirmiş, kızı da gezi de güzel vakit geçiriyordu. Kimse için endişelenmesine gerek olmayan huzur dolu iki günü olmuştu.
Ayvaz bey kayınbiraderinin sözlerinden sonra ısrar edemedi karısına kalması için ve teşekkür edip ayrıldılar yanlarından. Onlar yola çıkmadan bir kaç saat önce Parla’ların otobüsü de hareket etmişti kamptan. Bu defa herkes Atlas’ı bildiği için Parla’nın yanına oturmamıştı kimse, erkenden otobüse yerleşen Parla da biliyordu yanındaki boş yere kimin gelip yerleşeceğini o yüzden hemen yüzünü cama dönüp yüzünü saklamıştı yine. Atlas söz verdiği için hiç konuşmadı yol boyunca, parla da sırtını ona dönüp yolu seyretti. En azından aralarında bir denge tutturdukları için mutlu olmuştu. Otobüsten indiklerinde “Seni bırakayım ister misin?” dedi sadece. Parla kabul etmeyince de üzerine gitmedi. Bu kez dedesinin tavsiyelerini dinlemişti ama ona göre pek bir şey fark etmemişti Parla üzerinde. Sadece daha sakin bir sesle cevap veriyordu sanki söylediklerine.
Parla eve dönüp annesinin çok güzel vakit geçirdiğini öğrenince rahatladı ama hâlâ ne babasına ne de dayısına hiç güvenmiyordu. Nasıl olup da böyle iki güzel günün mimarı oldukları şüpheliydi. Ayşegül hanım da kızının güzel bir kamp geçirmesine sevinmişti. Her gün konuşmuş olmalarına rağmen anne kız anlattılar birbirlerine gördükleri, yaptıkları şeyleri. Atlas’a rağmen iyi geçmişti Parla’nın da gezisi Ağaçların altında oturup, onların hışırtısını dinlemek, gece ateş başında şarkılar dinlemek, bol bol oksijen alıp, ateşte pişen yiyecekleri yemek gerçekten çok güzeldi ve iyi gelmişti.
Atlas söz verdiği gibi gezide uzak durmuş olsa da okulda fazla dayanamayıp yine başladı Parla’nın etrafında dolanmaya. Sınıfta, kütüphanede, koridorda nereye giderse gitsin mutlaka karşısına çıkıyor, yanından geçiyor veya gelip oturuyordu.
“Neden beni bu kadar yok sayıyorsun! Bari söyle de bileyim!” dedi bir gün içerlemiş bir sesle. Aslında bunca zaman azimle vazgeçmeden peşinde dolanması ve gerçekten iyi niyetle ve kendince ona destek olup, koruma çabası etkilemişti Parla’yı ama neredeyse iki yıl olacaktı onunla karşılaşalı hâlâ bir iddia peşinde olamazdı herhalde ama yine de belli olmazdı.
“Seninle bir ilgisi yok! Benimle ilgisi var!” dedi Parla ilk defa terslemeden.
“Tek istediğim ihtiyacın olduğunda yanında olmak, seni korumak ve kollamak!”
“Bunu neden yapasın ki, kendini beyaz atlı prensim mi sanıyorsun sen?”
“Evet! En azından olmaya çalışıyorum” dedi Atlas yine gülümseyerek.
“İyi de ben prenses değilim ki?” diyerek yürüyüp gitti yine Parla sohbet başa sarınca.
“Benim için öylesin!” diye seslendi arkasından Atlas.
Ayvaz bey Dinçer beylerden geldiklerinden beri daha bir neşeli ve mutlu görünüyordu sanki, Ayşegül hanım kocasının nihayet onu anladığını ve değer vermeye başladığını düşünüp mutlu oluyordu. Yine dolmuştan gelip her akşam içiyor olsa da, kederli değil neşeli oluyor, şarkılar mırıldanarak dalıyordu uykusuna. Hâlâ yatakları ayrıydı ama Ayşegül hanıma göre bu da biterdi yakında.
Parla’da babasının daha sakin ve mutlu görünmesinden mutluydu. O da kendini bildi bileli evde en patırtısız dönemi yaşıyordu ailesiyle. Hoş yine Parla’yı umursamıyor, görmeze geliyordu Ayvaz bey ama en azından bağırıp çağırmadığı için daha normal bir aile oluyorlardı.
İşlerin Ayşegül hanımın düşündüğü gibi olmadığı bir süre sonra anlaşıldı. Parla odasında ders çalışıyor, Ayşegül hanımda keyifle kocasının mezelerini hazırlıyorken eve gelen Ayvaz bey ikisini de salona çağırıp tanıştırdı yanındaki gösterişli kadını.
“Tanıştırayım, Nergis!” dedi Ayvaz bey ağzı kulaklarında. Kırmızı rujuyla gülümsedi yaşını almış olmasına rağmen bakımlı ve güzel olan kadın.
Parla’da, Ayşegül hanım da yıllardır duydukları bu ismin sahibini karşılarında görünce anladılar hemen neler olduğunu.
“Hoş geldiniz!” dedi Ayşegül hanım yüzünde tuhaf bir ifadeyle, Parla annesinin ağzından çıkan bu sözlerin şaka olduğunu sandı bir anda.
“Baba Nergis hanım neden burada?” dedi bir süredir gerilmeyen sesinden endişe ve öfke okunuyordu.
“Nergis artık bu evin hanımı olacak ve siz ikiniz de kendinize başka yer bulacaksınız!” dedi Ayvaz bey, bukleli sarı saçları omuzlarından dökülen kadının beline sarılıp çekti kendine.
“Kusura bakmayın!” dedi kadın yine kıpkırmızı gülümseyerek, “Biz Ayvaz ile uzun zaman önce tanışmıştık! Sizden önce!”
“Ne demek bu?” dedi Parla dişlerinin arasından.
“Demek o ki, bu eve iki kadın fazla!” diye kükredi Ayvaz bey, “Biz Nergis ile yaşayacağız artık, onu bir kez daha buldum, kaybedemem anlaşıldı mı? Sen de anneni al git nereye gidiyorsan?”
“Öyle kolay değil bizi bu evden atmak! Nikahlı karın o senin!” dedi bu kez Parla Ayşegül hanımın “Hoş geldiniz!” gülümsemesi yüzünden donmuş bakıyordu boş boş kocasına.
“Hallettim ben o işi, boşandık biz annenle! Nikahlı falan değiliz artık!”
Parla annesinin haberi var sandığı için dönüp baktı Ayşegül hanımın yüzüne, sadece gözleri biraz daha büyüdü şoktan zavallı kadının.
“Annen dayınlarda imzaladı boşanma belgelerini, ben de götürüp teslim ettim mahkemeye!”
Parla’nın başından aşağı kaynar sular döküldü o an, dayısının ve babasının o iki gün neden o kadar iyi oldukları çıkmıştı işe ortaya, Ayşegül hanım cümlenin sonunu duyamadan yığılıp kaldı olduğu yere, son anda tuttu annesini Parla.
(devam edecek)