Evlilikleri boyunca annesini hiç ailesinin yanına götürmeye yeltenmemiş, kendisi de görüşmek istememiş olan Ayvaz bey, birden bire karısını da alıp dayısının evine gitmekten bahsedince Parla’ya hiç inandırıcı gelmemişti sözleri. O odasına girince, arkasından gelip babasının davranışını öven annesine, “Babamın bir iş çevirmediğinden emin misin?” dedi Parla şüpheli gözlerle.
“Kızım ne ne iş çevirecek, içkili iken yapıyor öyle diyorum sen inanmıyorsun. Ben kız geziye gidecekmiş deyince, biz de gider iki gün kalır geliriz dedi! Hatta istersen sen daha uzun kal ben sonra gelir seni alırım bile dedi!”
“Güzel annem inşallah senin dediğin gibi olsun!” dedi Parla annesinin mutluluğunun önüne geçmek istemediği için. Belli ki Ayşegül hanım çok etkilenmişti kocasının bu jestinden.
“Babaya küslük olmaz, sen de bırak artık tavır yapmayı. Bak geziye gitmene de itiraz etmedi, güzelce arkadaşlarına eğlenir gelirsin!” dedi Ayşegül hanım sevgiyle ve çıkıp geçti kocasının yanına. Evlilikleri boyunca bir tane iyi hareket yaptı diye her istediğini yapıyor, mutlu olsun diye çabalıyordu zavallı.
En azından bir süredir evde kavga gürültü olmadığı için iyi hissediyordu , Ayvaz bey sahiden annesinin söylediği gibi düzelmiş olsa iyiydi ama durup dururken değişmiş olduğuna inanamıyordu Parla. Belki de şu geziye gidip geldikten sonra o da annesi gibi toz pembe görebilirdi yaşadıklarını. Ayşegül hanım ilk defa kocası ile ailesinin yanına gideceği için heyecanla hazırlanırken, Parla’da iki günlük seyahatleri için küçük bir çanta hazırlamış yanına en sevdiği bir kaç kitabını almıştı. Hem yolda, hem de orada ağaçların altında kafasını dinleyip, kitaplarını okuyacaktı. Gezi sabahı annesine kendine dikkat etmesini tembihleyip evden ayrıldı. Babası ve annesi de ondan bir saat sonra yola çıkacaklardı. Ayşegül hanım kardeşinin evine eli boş gitmemek için poğaçalar ve börekler hazırlamıştı. Akşamdan hazırladığı hamurları pişirecek, birazını yolda yemeleri için yanlarına alacak sonra da çıkacaklardı.
Parla sadece sırt çantası aldığı için bagaja bir şey vermeden, okulun önünde bekleyen belediyenin otobüsüne binip, arkalardaki koltukların birine oturdu, kapüşonunu da yüzüne kadar çekip, uyuklamaya başladı. Otobüsün kalkmasına daha kırk beş dakikadan fazla olduğu için henüz herkes gelmemişti. Biraz sonra yanına gelip birinin oturduğunu hissetti ama konuşmak istemediği için kapüşonunu indirip bakmadı ve gözleri kapalı durmaya devam etti. Az sonra tanıdığı bir ses gelip yanındaki kişiye kalkmasını çünkü nişanlısı ile onun oturması gerektiğini söyleyince, doğruldu ve şaşkın şaşkın yanına oturmuş olan kızı kaldıran Atlas’a baktı. Kız nişanlım lafını duyuna hiç ikiletmeden kalktı ve başka bir yere geçti. Atlas’da hemen Parla’nın yanına yerleşti.
“Ya yine mi sen?” dedi Parla çaresizce, anlaşılan kafa dinleyip, toplama yalan olacaktı bu gezide.
“Ben seni iste yıldızları indiririm Parla, oralarda tek başına bırakacak halim yoktu nişanlımı!” dedi Atlas sevimli sevimli gülerek.
“Yıldızlardan tek dileğim, seni başımdan almaları! Of ya!” diyerek kapüşonu yeniden yüzüne indirip, cama doğru döndü Parla. Dedesi fazla üzerine gitme dediği için başka bir şey söylemedi Atlas ama onun yanında oturup, birlikte yolculuk yapacakları için mutluydu. Gittikleri yerde ona gitar çalıp şarkı söylemeyi planlamıştı Dedesi kızların böyle şeylerden hoşlanabileceği tüyosunu vermişti. Gitarını bagaja verdiği için Parla henüz görememişti tabi ama onu dinleyince çok beğeneceğine ve etkileneceğine emindi. O kadarını becerse onun için bir şarkı da yazabilirdi ama henüz kendini o kadar ilerletememişti.
Yol boyunca Parla ne kapüşonunu indirdi ne de dönüp onunla tek kelime etti. Atlas’ta sıkıldığı için gözlerini kapatıp uyudu biraz. Onun uyuduğunu anlayan Parla biraz rahatlamak için yüzünü o yana çevirdi. Saatlerdir aynı yöne dönük oturmaktan kemikleri eğrilmişti. Nihayet gidecekleri yere vardıklarından yolun iki kenarını uzun çam ağaçları sarmaya başladı ve biraz sonra da ahşap evlerden kurulmuş kamp gözüktü. Öğrenciler beklediklerinden çok daha iyi olan kampa gelince keyiflendiler ve neşeyle eşyalarını alıp, kamp koçları ile tanışmaya gittiler. Kızların ve erkeklerin kalacakları yerler belirlenmişti. Atlas, onun sırt çantasını taşımayı teklif etse de kabul etmeyen Parla otobüsten hızla inip, kızların gruplaştığı kalabalığa girdi. Atlas’ta eşyalarını alıp erkeklerin grubuna geçti.
Bu arada Ayvaz bey ve Ayşegül hanım da yola çıkmışlar, Parla’ların varacağı yerden önce Dinçer beyin evine varmışlardı. İlk defa eniştelerini ağırlayacak olan Dinçer bey ve diğer kız kardeşler bir araya gelmiş, iyi de bir sofra kurmuşlardı. Daha önce Ayşegül hanımı bile böyle iyi karşılamadıkları halde, kocası geliyor diye böyle güzel hazırlanmaları Ayşegül hanımı çok mutlu etmişti. Görünüşe göre kocası düzeldikçe ailesi ile de ilişkileri düzelecek, bu şekilde hayatları da daha güzel ilerleyecekti. Kampa iner inmez arayan Parla’ya, diğerlerinden uzaklaşıp, fısıltı ile anlattı her şeyi. Dayısı ve teyzelerinin davranışlarını en az babasının davranışı kadar tuhaf bulan Parla yine annesini üzmemek için sevinmiş gibi yaptı ama bu olanların hiç de normal olmadığına iyice kanaat getirdi. Annesinin sesi o kadar mutlu ve neşeli geliyordu ki, o da kafa dinlemeye geldiği yere ona musallat olan çocuğun da gelip, tüm hayallerini suya düşürdüğünden bahsetmedi. Aslında annesine Atlas’tan hiç bahsetmemişti, bahsedecek kadar da onu hiç düşünmemişti zaten, delinin tekiydi.
Dinçer beyler eniştelerini yere göğe koyamıyorlardı. Yemekten sonra içkiyi seviyor diye içki bile ikram edildi ki ne Dinçer bey ne de ailede başkası ağzına içki sürmezdi. İçkisi, yemişi de önüne koyulan Ayvaz beyin iyice keyfi yerine geldi, kocasının keyfinin yerinde olmasına Ayşegül hanım da çok sevindi. Ayvaz bey kadehini yudumlarken onlar da çaylarını içtiler. Bir ara Ayvaz bey kalkıp ceketinin cebinden karısına bir kaç parça kağıt getirdi. Bir krediye başvuracak, dolmuşu yenileyecekti ve artık bu tür işler için eşin de onayı gerektiğinden bankadaki kağıtları gelmeden ona imzalatacaktı ama yol heyecanına kapılıp unutuvermişti. Aklına gelmişken şimdi imzalarsa o da döner dönmez bankaya gidecek, krediyi çekip, dolmuşu değiştirecekti.
“Gözlüklerimi getirmedim okuyamam ki şimdi!” dedi Ayşegül hanım kocasının birden bire önüne koyduğu kağıtlara bakıp çaresizce.
“Okuma canım söylüyorum işte ne olduklarını!” diye kağıtları alıp, karısının gözüne sokar gibi uzatınca, Dinçer bey araya girip “Abla ben okuyayım dur için rahat etsin!” diyerek kalkıp aldı eniştesinin elinden ve kendi gözlüklerini takıp her kağıdı uzun uzun inceledikten sonra, “İmzala abla bir şey yok!” diyerek geri uzattı Ayvaz beye. Ayvaz bey bu güvensizlik ortamından tadının kaçtığını belli eden bir surat ifadesi ile dönüp baktı karısına. Ayşegül hanım kırk yılda bir yakaladıkları bu güzel ortamı germemek için hemen imzaladı kocasının gösterdiği yerleri.
Ayvaz bey kağıtları katlayıp, götürüp, koydu ceket cebine ve keyfi yerine geldiği için oturup içmeye e sohbete devam etti hemen. Eniştesi yeniden keyiflenen Dinçer bey de hemen onun sevdiği futbol muhabbetlerine girip, unutturdu konuyu.
Öğrenciler odaya yerleştikten sonra etrafı gezip tanısınlar diye serbest zamana bırakmıştı hocaları. Zaten buraya eğlenip, oyunlar oynamaya geldikleri ve artık kocaman insanlar oldukları için öyle katı disiplinli bir ortamları yoktu. Parla hava kararmadan ağaçların altına oturup, kitabını okumak istediği için, sırt çantasını ona gösterilen yatağın üzerine atıp, ağaçlık alana yönelmişti hemen. Onun kadar hızlı hareket edemeyen Atlas ise odadan çıktığında etrafa bakınsa da bulamamıştı nişanlısını bir türlü, suratını asıp onun ortaya çıkmasını beklemişti yeniden.
(devam edecek)