Birinci sınıf sona erdiğinde Atlas hemen ailesinin yanına dönmektense artık yalnız kalan dedesinin yanına gitti önce. Bir yıldır uğraşmasına rağmen Parla’yı ikna edemediği için dedesinin nasihatlarına ihtiyacı vardı ona göre. Şimdilik ikna süresinde dedesinin gerisindeydi. Ulviye hanım Parla’dan daha kolay ikna olmuştu Muhsin beyle görüşmeye.
Parlaların evinde ise babası her akşam içmeye devam ediyor ve içtikçe de hem karısına, hem de kızına olmadık laflar ediyordu. Parla babasının saçmalık dediği sözlerini dinlememek için odasına kapanıp, kulaklıkla müzik dinliyordu. Zavallı Ayşegül hanım ise kocasının kötü biri olmadığını içki içinde böyle olduğunu ama ayıkken aslında pırlanta gibi kalbi olduğunu, kızını da karısını da çok sevdiğini söylemeye devam ediyordu. Sonunda bir akşam Ayvaz bey artık Ayşegül hanım ile aynı yatakta yatmak istemediğini, karı olarak zaten onu kendisinin seçmediğini, Parla’nın sarhoş olduğu bir gece şuursuzca olduğunu bağırmaya başlayınca, Parla kulaklığı takılı iken bile duyduğu bu sözlere daha fazla dayanamayıp, babasına dikleniverdi.
“Yeter ama artık! Ben de bayılmıyorum senin kızın olmaya!” diye bağırdı babasına odasından çıkıp, “Bu kadın babaanneme baktı, dedeme baktı, senin kahrını çekiyor daha ne yapsın?”
Ayvaz bey de iyice dellenip “Yapmasın hiç bir şey, ben ondan karılık da, çocuk da istemedim. Sen ne cüretle bağırıyorsun bana?” diyerek Parla’ya bir tokat atmaya yeltenince Parla sarhoş olan babasının ağır reflekslerinden kaçmayı başarınca havada savruldu eli ve dengesini kaybedip, sandalyeye geri oturdu.
Kızına el kaldırdığını görünce “Ayvaz! Bir tane kızımız var, delirdin mi?” diye kızının önüne geçti hemen.
“Dua edin yerimden kalkamıyorum!” diye böğürdü Ayvaz bey, o kadar çok içmişti ki oturup kaldığı sandalyeden kalkmaya çalışınca dengesi bozuluyordu, “Zıbarın yatın içeride, görmesin gözüm ikinizi de!”
Ayşegül hanım sinirden titreyen kızını alıp, onun odasına girdi ve kapıyı da arkalarından kilitledi. Ayvaz bey biraz daha bağırıp, arkasından “Ah Nergis!” diye ağıtlara başlayınca,
“Anne yeter artık bu adama dayanamıyorum!” diye ağlamaya başladı Parla.
“Kızım kötülüğünden yapmıyor, bay kıyıp vuramadı sana! İçkinin tesirinde, yarın her şey normale döner!” diye kızına sarıldı Ayşegül hanım. Annesinin bu saf söylemlerinden de artık yılan Parla bir şey söylemedi, anne, kız sarılıp uyudular beraber. Ayvaz bey salonda sızdığı kanepeden gün doğarken kalkıp, banyosunu yaptı, çıktı dolmuşuna yine. O gidince Ayşegül hanım da kalkıp açtı kapının kilidini, kızını uyandırmadan her zaman yaptığı gibi topladı akşamdan kalan sofrayı. Her akşam böyle değildi Ayvaz bey bazı geceler fazla kaçırıyor, ne söylediğini bilmiyordu ona göre. Oysa her gece içiyor, bu kadar ileri gidip, karısı ile kızına ağır sözler etmese de, sızmadan önce “Nergis!” diye ağlıyordu.
Okullar yeniden açılınca Parla kendini daha iyi hissetmeye başladı. En azından okula ve derslerine konsantre oluyor evde olanlardan daha az etkileniyordu böyle. Evde dikkati dağıldığı, babası da çok içtiği gecelerden sonra bazen dolmuşu şoföre emanet edip, evde yattığı için ikinci sınıf başlar başlamaz okulun kütüphanesinde ders çalışmaya başlamıştı. Atlas geri gelir gelmez hamburgercideki işine geri dönmüş, okula geldiği ilk günden daha telefonunu bile alamadığı Parla’nın peşine düşmüştü. Dersten sonra onun kütüphaneye gidip, akşama kadar orada kaldığını bir arkadaşından duyunca, hamburgercideki işi biter bitmez yurt yerine hemen kütüphaneye koşuyor, Parla’nın yakınlarına bir yerlere oturarak, onu kontrol ediyordu. Eğer kitaptan sıkılıp telefonu ile oynamaya falan başlarsa hemen yanına gidip, sıkıldıysa dışarıda bir çay içebileceklerini söylüyor ama her zaman ki gibi geri çevrildiğinden, tıpış tıpış sandalyesine dönüyordu.
İlk bir ay kütüphanede umduğunu bulamayınca bu sefer bir ders arasında yanına gelip “Biliyor musun bu okulu benim dedem yaptırmış!” diyerek bu sefer dedesinin hikayesini kullanmak isteyince, Parla “Ne yapayım yani?” diye suratına baktı.
“Arsa büyükbabamınmış yani, sonra üzerine okul yapılmış!” diye devam edip, oradan babaannesinin hikayesine girmeye çalışsa da.
“İyi de ben okulun arsası ile ilgilenmiyorum okumaya geldim buraya! İyi misin sen?” diyerek onu yine terslerdi Parla, bu çocuk kıt aklıyla ona zenginlikleri ile hava atmaya çalışıyor diye düşünmüştü.
“Tamam ama nişanlım olduğun için bilmek hakkın diye düşündüm!” dedi Atlas bu sefer çaresizce.
“Gerçekten bir doktora görünmen gerek senin!” diyerek yürüyüp gitti Parla ve oturdu sınıfındaki yerine. Atlas’da gidip hemen arkasına oturdu sesini çıkarmadan.
Bu arada sınıfa öğrenci birliğinden bir kaç kişi girip, ikinci sınıf öğrencileri için bir okul gezisi düzenlendiği duyurusunu yaptı. Geziye gelmek isteyenler kantinin önündeki kayıt masasına gelip kayıt olacaklardı. Gezi ücretsiz olduğundan, kontenjanı da sınırlıydı. Atlas’ın sanki az önce terslenmemiş gibi arkasına gelip oturmasından rahatsız olan Parla dersin başlamasına daha beş altı dakika olduğu için duyuruyla ilgilenmiş olmak için kalkıp kayıt masasına gitti ve yazdırdı adını. Gezinin iki gece konaklaması vardı. Geziyi Büyükşehir Belediyesi, Orman Bakanlığı ve öğrenci birliği üniversiteli gençler için ortak olarak düzenlemişlerdi ve yaz tatillerinde orman gençlik kampı olarak kullanılan bir yerde gerçekleşecekti. Atlas’tan kaçmak için kayıta gitmiş olsa da evden uzaklaşmanın da ona iyi geleceğini düşünen Parla, adını düşünmeden yazdırmıştı. Babası zaten kızının ne yaptığı ile ilgilenmiyordu bile, annesi de onun okul gezisine gitmesine bir şey demez, hatta sevinirdi. Ücretsiz olacağı için de ailesine yük olmadan biraz kafasını toparlama şansı olurdu. Arkasından sınıftan çıkan ve onu uzaktan izleyen Atlas, o geri dönerken hızla masaya gidip kaydını yaptırdı. Ne zaman ve nereye gidecekleri değil, Parla ile orada geçirecek iki günü olması onun için önemliydi. O iki günde Parla’ya nasıl yaklaşabileceği ile ilgili hemen dedesini arayıp taktikler istedi. Muhsin bey kızın bunca zaman kabul etmemesinin normal olmadığını belki de başka bir kıza bakması gerektiğini söylese de dinlemiyordu. O dedesi gibi aklına koyduğu kızla evlenecek, onun yaptığı gibi de o kızla birlikte hayatta başarılı olacaktı. Kader o yüzden onu bu okula getirmişti.
“Bak sonradan hayal kırıklığına uğrama!” dedi Muhsin bey, “Kızın da o kadar üzerine gitme biraz geriden takip et!”
Ayşegül hanım tıpkı Parla’nın düşündüğü gibi kızının geziye gitmesini destekledi ama babasına da söylemeleri gerektiği konusunda diretti. Parla ben ona hiç bir şey söylemem artık deyince de, “Ben konuşurum sen merak etme!” dedi.
Babasının son söylediği sözlerin üzerinden epeyce geçmiş olsa da Parla’nın kalp kırıklığı henüz geçmemişti. Saygı çerçevesinde babası ile mecbur olunca konuşuyor, mecbur kalmadıkça uzak duruyordu. Aslında Ayvaz bey de son zamanlarda daha usturuplu içiyor ve kendinden geçmiyordu. Ayşegül hanımın dediğine göre karısına da daha iyi davranıyordu ama Parla annesinin saflığını ve iyi niyetini bildiği için buna asla inanmıyordu.
Annesine geziden bahsettiğinin ertesi günü kütüphaneden gelince evde olan babası “Geziye mi gideceksin sen?” diye sordu.
Konuşmak ya da onun onayını almak istemediği için başını sallamakla yetindi Parla.
“İyi ben de anneni alıp dayınlara gideceğim! Özlemiştir ailesini biraz zaman geçirsinler!” dedi Ayvaz bey beklenmedik munis bir sesle. Daha önce annesinin ailesine hiç önem verdiğini, hele ki annesini ailesinin yanına kendisi götürmeyi hiç teklif etmemiş olan babasının böyle bir şey söylemesi Parla’yı epeyce şaşırtmış ama bir şey söylemeden odasına girmişti. Onun sevinmediğini fark eden Ayşegül hanım da peşinden odaya girip, “Kızım bak baban düzeldi diyorum inanmıyorsun! Dolmuşla gideceğiz birlikte!” dedi.
(devam edecek)