“Oğlum ya çok çirkin bir kız girerse ne yapacaksın?” demişti Atlas’ın bir arkadaşı, hepsi gözünü kapıya dikmiş girecek yirminci kızı beklerken. Gözünü kapıdan ayırmadan “Kaderime razı olacağım!” demişti Atlas. Kim yirminci kız olursa dedesinin yaptığı gibi evlenme teklif edecek, ikna edecekti. On dokuzuncu kız da kantinin kapısından girdikten sonra hepsi heyecanla kapıyı gözetlemeye başlamışlar. İçeri giren beş erkekten sonra nihayet üst sınıflardan okulun en güzel kızı kapıda belirince masada bir uğultu yükselmiş, ancak kız daha içeri giremeden telefonu çaldığı için gerisin geri dönüp, koridora yürümüştü.
“Ya, kısmete bak!” demişti bir başka arkadaşı, “Fıstık gibi kız döndü gitti ya!”
“Oğlum zaten o kız büyük bizden!” derken bir başkası, Parla girivermişti kapıdan hızla ve bir arkadaşından ödünç aldığı kitabı teslim edip daha Atlas yanına ulaşamadan hızla çıkıp gitmişti kantinden.
Masadaki çocuklar okulun en güzel kızından sonra üstü, başı vasat, kendi halinde bir kız olan Parla’yı görünce hayal kırıklığına uğramışlar. O da hızla içeri girip çıkınca, “Bu sayılmasın!” diye mızıldanmışlardı Atlas’ın yerine ama Atlas onun kaderi olduğuna inandığı için dinlemeyip fırlamış masadan sınıfa kadar takip etmişti onu. Parla’nın kendi sınıfından olduğunu fark edince iyice şaşırmıştı. Bir ayı geçkin zamandır nasıl olup da onu hiç göremediğine bir anlam veremese de yanına gidip “Merhaba benim adım Atlas. Bundan sonra ben senin koruyucunum, seninle evleneceğiz, neye ihtiyacın olursa gel bana söyle!” demişti damdan düşer gibi. Parla da ilk anda tıpkı babaannesinin dedesine yaptığı gibi hayretle yüzüne bakmış, deli olduğunu düşünüp, geçip boş bir yere oturmuştu. Parla’nın yanında yer olmadığı için Atlas’da yakınında bir yere oturup, onu izlemişti.
Parla, Atlas’ın hikayesinden ve ilgisinden habersiz kendi dertleri ile meşguldü. Annesi daha dün yine elindekilerin bir kısmını dayısına göndermişti. Eğer kuyumcuda yakalandığı gibi eline geçirdiğini ailesine gönderdiğini babası fark ederse bu sefer evden iyice eksiltirdi her şeyi. Bir an önce derslerinde başarılı olup okulu bitirmesi gerekiyordu ama henüz birinci sınıfın başındaydı. Ders seçimlerinde üstten ders alıp, dört yıldan daha kısa sürede okulu bitirmenin yolları olup olmadığını araştırmış. Birinci sınıf derslerinin kredisi zaten çok fazla olduğundan üstten ders alamamıştı ama sonraki sınıflarda üstten ders almaya çalışarak, okulu daha hızlı bitirebileceğini düşünüyordu. Kantinde ki arkadaşından ödünç aldığı kitap bir üst sınıfın derslerine aitti. Annesinin okulda aç susuz kalmasın diye ona verdiği harçlıkları biriktirdiği için kantine sadece işi olunca uğruyor, kimseye takılmamak için de girdiği gibi hızla çıkıp gidiyordu.
Arkadaşları, gülse, beğenmese de Atlas, Parla’yı gözüne kestirmişti. Kaderse kaderdi işte, evleneceği kız kapıdan giren yirminci kızdı. Ders hemen başladığından uzun uzun konuşamadığı müstakbel eşini ders çıkışında yine yakalamış ve artık nişanlı olduklarını tekrar etmişti. Parla çaresizce onun yüzüne bakıp, bir şey demeden yürüyüp gidince peşinden koşmuş ama okulun kalabalığı içinde izini kaybetmişti.
Sonraki günlerde, Parla, aynı sınıfta oldukları için Atlas’tan uzak durma şansı olmayacağını anlamıştı. Onun hiç değilse arkadaş ol benimle ısrarlarına dayanamadığı için arkadaş olmayı kabul etmişti. Atlas arkadaşlıkları başlar başlamaz hemen dedesini arayıp “Dede iş tamam, kız da tamam!” diye rapor verince, Muhsin bey dayanamayıp kahkaha atmıştı, torununun azmine.
“Kabul etti mi teklifini hemen?”
“Yok etmedi, hatta baya da tersledi beni ama ben de senin gibi peşinden ayrılmayıp ikna edeceğim. Daha sadece arkadaş olmayı kabul ettirebildim. Bir ara fotoğraf çekmeye ikna edersem sana yollarım resmini!”
“Tamam çok da sıkıştırıp, kızı kokutma bari, iyice tanı tabi. Ben de babaanneni böyle seçtim ama tanıyıp, düşündüm bir ömür yapabilir miyiz diye? Sen de öyle yap, sadece kapıdan giren kız olması ile yetinme!”
“Tamam dede! Arkadaş daha yeni olduk önümüzde dört yıl var sen merak etme!” diyerek kapatmıştı telefonu Atlas.
Parla’nın onu başından savmak için arkadaş olmayı kabul ettiğini söylediğini ve arkadaşlıktan kastının sadece merhabalaşmak olduğunu ilerleyen günlerde çözecekti. Konuşup, sohbet edemeseler bile yine de dedesinin tembihlediği gibi Parla’yı takip etmeye başlamış, onun da kendisi gibi azimle derslerini sarılan bir öğrenci olduğunu fark edince de çok sevinmişti. Demek ki doğru kızı seçmişti. Okuldan sonra hamburgercideki işine koşması gerektiği için henüz çıkınca neler yaptığını öğrenememişti ama en azından okulun kalan kısmı gibi onun çalıştığı hamburgerciye hiç gelmediğini öğrenmişti. Aslında gelmiş olsa tam dedesi ile babaannesi gibi olabilirlerdi ama o farklı olarak garsonluk yaptığı yerde değil, eğitim gördüğü yerde tanışmış olmuştu. Zaten kader kapısı olan arazi, hamburgercinin olduğu yer değil okulun üzerinde bulunduğu yerdi.
Atlas kendi hayallerinin peşinde koşarken, Parla’nın evdeki sıkıntıları devam ediyordu. Atlas’ın neyin peşinde olduğuna bile aklını veremeden, babasının kabalıkları, annesinin ailesine olan tavizleri ve dersleri ile aklını öyle meşgul ediyordu ki, peşinde onunla evleneceğini söyleyerek dolaşan Atlas’ı gerçekten deli sanıyordu.
“Okulda onca güzel, havalı kız varken, sen ne demeye benim peşimde dolaşıyorsun?” demişti bir kere. Atlas hoş bir çocuktu, iyi giyiniyordu. Bir kaç kişiden babasının zengin olduğunu da işitmişti. Onun soyadını ve ailesini bir çok kişi biliyordu. Keyif olsun diye bir kafede çalıştığı söyleniyordu.
“Benim kaderim sensin!” demişti Atlas gülümseyerek ama bu gülümseme Parla’ya hiç sevimli gelmemiş tam aksine onun kafasından bir kaç tahtanın eksik olduğuna kanaat getirmişti. Zavallı çocuk öyle bir aileden, onca paranın içinde aklı noksan olarak yetişmişti demek. Bu üniversite ile dedesinin de bir bağı olduğunu işitmişti. Belki de zavallıyı dedesinin hatırına sınavsız olarak almışlardı okula.
İlk sınavların sonuçları açıklandığında, kendi sonuçlarına bakarken, Atlas’ın ismine de gözü takılınca onun da notlarının oldukça yüksek olduğunu görmüş, torpilli olduğu için öylesine notlar verdiklerini düşünmüştü.
Oysa soyadına rağmen Atlas’ın okulda hiç bir torpili yoktu ki zaten devlet üniversitesi olduğu için olamazdı. Ancak okulda onu ve ailesini bilenler, böyle bir dedikodu çıkarmışlardı. Zenginliği ile bilinen ailenin haylaz küçük oğluna takılıp, gününü gün etmek ya da fayda sağlamak isteyenler çıksa da Atlas’ın yaşadığı hayatı görünce onun ya gerçekten o ailenin oğlu olmadığına ya da macera aradığı için şimdilik böyle okuduğuna inanmışlardı. Koskoca Dermeci’lerin torunu Atlas Dermeci, devlet üniversitesinde okuyup, devletin yurdunda kalıyordu.
“Fantezi yapıyor herhalde!” diyorlardı başlangıçta onun için, hele okulun en vasat kızlarından birinin peşinde dolandığını duyunca, Dermeci soyadının sadece benzerlik olduğuna kanaat getirip, onun peşini bırakmışlardı. Atlas’ın da böylesi işine geldiği için hiç bozuntuya vermemişti durumu. “Uzaktan akrabalarıyız!” diye laf salarak, dedikoduların önünü kesmişti.
Okuldakilerle çok sıkı bağları olmayan Parla lafların ilk çıktığı zamanları duymuş, yarım akıllı bu zengin çocuğunu her gördüğünde idare edip, yakasını kurtarmaya karar vermişti. Nasılsa yüz bulamayınca peşini bırakıp, başka rüzgarlarla yelken açacaktı.
Birinci sınıf sona erdiğinde okuldaki servet avcıları Atlas’ın peşini bırakmış ancak Atlas, Parla’nın peşini bırakmamıştı. Ders aralarında çay ya da kahve alıp yanına gidiyor, Parla onun getirdiği hiç bir şeye elini sürmüyordu. Kendi alıp içtiği çay ve kahve de görmediği için sonunda onun çay, kahve sevmediğine karar verip, meyve suyu denemiş, o da olmayınca suya kadar bir sürü şey getirmiş ama Parla’ya hiç bir tanesini ikram edememişti. Parla ne ikram kabul ediyor ne de kendi ve hayatı hakkında tek bir bilgi veriyordu.
(devam edecek)