Tunç’u hiç bir masraftan kaçınmayıp yurt dışında üniversite okutup, yüksek lisans yaptıran Yavuz bey, Atlas’ın son yaptıklarından sonra özel üniversitede okumasına bile izin vermeyeceğini söylemiş, puanı yüksek olmasına rağmen dedesinin üniversitesinde okumasını tembihlemişti. Sadece orada okumayı kabul ederse sadece kitap masraflarını karşılayacaktı ki zaten orası devlet üniversitesi olacağından, kitapları hariç de okulun bir ödemesi olmayacaktı. Ayrıca paraları iade etmediği için de harçlık falan yollayamayacaktı, “Madem hırsızlığı meslek ediniyorsun, o halde kazandığın o parayla yaşa dört yıl benden bir şey bekleme!” demişti. Yurt ücretini de Atlas kendi karşılayacaktı.
Muhsin bey babasının hırsızlık konusundaki öfkesinde haklı olduğunu, parayı ona iade ederse belki bir parça aralarının düzeleceğini söylese de Atlas kabul etmemişti.
“Hayır dede göreceksin ben de senin gibi sıfırdan kendimi yetiştirip, çok başarılı olacağım. Görecek babam o zaman!”
“Ne yapacaksın peki orada yurtta kalmak zorundasın, idare edebilecek misin harçlıksız!”
“İşe girer çalışırım dede, sen merak etme. Bak Atlas neymiş herkes görecek! Ben Muhsin beyin torunuyum!” diye diklenmişti Atlas. Muhsin bey torununun kendini ispat çabasını anlıyordu ama o güne değin, rahat içinde yaşamış çocuğun zorlanması da içine sinmiyordu. Babası zaten ilgiyi esirgemişti, şimdi haklı da olsa başarısını bu şekilde engellemek yerine, başka bir ceza vermeliydi belki.
“O zaman şöyle bir anlaşma yapalım!” dedi Atlas’a, “Sen işe girip, kendini döndürecek duruma gelene kadar ben sana harçlık vereyim. Anahtar bende kalsın, sen bu parayı elleme. Başarını ispat edeceğin zaman anahtarı babana verirsin!”
Atlas babasından çok babalık yapan dedesine sevgiyle bakıp, sarılmıştı boynuna, “Göreceksin dede, Muhsin beyin torunu olduğumu herkese göstereceğim! Seni hiç utandırmayacağım! Bana verdiğin harçlıkları da kazandıkça sana geri ödeyeceğim!”
“Anlaştık! Hem belli mi olur? Orası bana babaanneni getiren bir kader kapısı olmuştu, hayatımın tüm başlangıçlarını o arazide yaptım ben! Belki şimdi de senin kader kapın olacaktır, o yüzden seni oraya doğru itiyordur kaderin!”
Atlas’ın çok hoşuna gitmişti bu düşünce, belki de dedesi gibi hayatının aşkı ile evlenecekti o da o okula gidince. Makarna fabrikasında ağabeyi çalışacağına göre o istediği dalı seçebilirdi hem. Tunç’un başarısı en azından ona bu özgürlüğü de sağlıyordu.
“Kimya okuyacağım ben dede!” demişti coşkuyla, “Sonra da yurt dışındakiler gibi sanatsal mumlar ve sabunlar yapıp ihracat yapacağım! Çok özel ve sağlıklı formüllerim olacak!”
“Haydi bakalım yolun açık olsun!” diyerek okuluna uğurlamıştı Muhsin bey torununu. Atlas kararını verdiği için, babasının söylediği, okulda tek bir bölüm tercihi yapıp, kazanmıştı Kimya’yız zaten puanı fazlasıyla yettiği için sorun olmamıştı. Muhsin bey onun aldığı puanla farklı meslekler edinebileceğini söylese de Atlas kararını değiştirmedi. Dedesinin söylediği gibi kaderin kapısının orada açılacağı fikrine iyice tutunmuştu yüreği.
Okula başlar başlamaz da dedesinden defalarca dinlediği hikayenin geçtiği okul arazisini güzelce dolanıp hayaller kurmaya başladı. Tıpkı dedesi gibi tüm hayallerini burada gerçeğe dönüştürecekti. Babaannesini düşününce gözleri doluyordu. Onun da ikisinin yolundan gittiğini görmesini çok isterdi. Dedesini arayıp okulda olanları anlatınca o da Ulviye hanımı anmadan geçememiş, dede torun telefonda göz yaşlarına boğulmuşlardı.
Atlas okula çok yakın bir yurda yerleşmişti, o planlarını hayata geçirene kadar, dedesi yurt masrafı ile harçlıklarını karşılayacaktı. Babasından çaldığı paraların durduğu yerin anahtarı hâlâ ondaydı ve Atlas’a söz verdiği gibi o başarısını ispat edene kadar paraya elini bile sürmediğini ve ona teslim ettiğini babasına söylemeyecekti. Varsın hırsız bilsindi. Zaten ne yapsa başarı sayılmadığından, o kendi ayakları üzerinde durasıya hırsız damgası yemesi de hiç dert değildi.
Tunç babası kadar katı değildi, kardeşinin yaptıklarının altında ona tanınan ayrıcalıkların yattığının farkında olacak yaşa gelmişti. O yüzden babasından gizli kardeşini arayıp eğer isterse dedesi gibi ona maddi destek sağlayabileceğini söylemişti. Atlas olanların ağabeyi ya da onun tavırlarından kaynaklanmadığının farkındaydı. Tunç küçüklüklerinden beri her zaman Atlas’ı korur kollardı. Hatta onun suçlarını üzerine bile aldığı olurdu ama babaları tümünün Atlas tarafından yapıldığını hemen anladığı için bu bir işe yaramazdı. Tunç son olarak eğer paraları harcadıysa yerine koyması için de ona destek olabileceğini söyledi.
“Merak etme!” diye bu teklifi de geri çevirdi Atlas, “Kendi ayaklarımın üzerinde durabilirim! Senin bana ihtiyacın olursa çekinme ara!” diyerek kapattı telefonu.
Paralı üniversiteleri kazanan arkadaşları Atlas’ın kazandığı bu meşhur okulu görmek için onu ziyarete geldiklerinde Atlas onlara dedesinin hikayesini detaylıca anlatıp, kendisinin de burada kader kapısını aralayacağını söyledi. Çocuklar Atlas’ın bu romantik hayaline gülseler de onlara aldırmadı.
“Oğlum babanı ikna edip bizim okullardan birine geçiş yap! Gel bir gün seni gezdirelim! Burayı hiç beğenmezsin. İmkanlar, insanlar bambaşka oralarda!”
“Yok! Ben burada okuyacağım, kimya istiyorum!” diyerek onları dinlemedi Atlas, zaten yaptıklarından sonra babasını kandırmanın bir yolu olmadığını da biliyordu. Bile bile yapmıştı. Arkadaşları çaldığı paraların Atlas’ta olduğunu düşündükleri için onun kendi ayakları üzerinde durma tavrını hikaye sanıyorlardı. Cebini gelmeden para doldurduğu için güya devlet üniversitesinde kendi imkanlarım ile okudum diye herkese hava basacaktı. Ancak onlar Atlas’ı tanıdılarsa buralar onu kesmeyecek, sonunda paralı okullardan birine yatay geçiş yapmaya ikna olacaktı. Muhsin beyden başka Atlas’ı gerçekten anlayan yoktu etrafında. Ailesi ve arkadaşları onun serseri, bir baltaya sap olmaz, haşarı oğlanın teki olduğunu düşünüyorlardı. Oysa Muhsin bey ve tabi Ulviye hanım torunlarının içindeki o sevgisiz çocuğu görebilmiş. Onu sevgileriyle besleyerek yumuşak ve güzel kalbinin ortaya çıkmasına fırsat vermişlerdi. Onların yanındayken Atlas babasının haşarılık diye nitelediği hiç bir davranışı sergilememişti. Babasına göre de bu Muhsin beyin otoritesinin sonucuydu. Onlar büyürken onlara da böyle disiplinli bir baba olmuştu. Zaten o yüzden baş edemediği oğlunu babasının yanına yollamıştı. Ancak ne zaman ki Atlas onların otoritesinden çıkıp yanlarına gelmişti, nerede bıraktıysa oradan almaya devam ediyordu.
Atlas ilk ayın sonunda okulun hemen dışındaki hamburgercide iş buldu kendine ve dedesine artık onun harçlık göndermesine ihtiyacı olmadığını söyledi. Yarım gün çalışacak olmasına rağmen kazandığı paranın ona yeteceğini düşünüyordu. Dedesi o kendine daha iyisini bulana kadar yurt parasını ödemeye devam edecekti. Muhsin bey Atlas’ın tüm söylemlerine rağmen başı sıkışmasın diye harçlığını onun için açtığı banka hesabına yatırmaya devam etti ama her ay kontrol edince, Atlas’ın sahiden de o paraya hiç elini sürmediğini gördü. Yüzüne belli etmese de gurur duydu torunuyla.
Parla, Atlas karşısına çıktığında onun hikayesini bilmiyordu elbette. Atlas bir ayda hem okulda, hem yurtta arkadaşlar edinmişti. Hamburgercide çalıştığı için de arkadaşları onun çalıştığı yere doluşuyor, bu da patronun hoşuna gidiyordu. İçeriyi kalabalık gören diğer öğrenciler de okuldan çıkınca kafeye uğrar olmuş patronun işleri açılmıştı. İşini bulup harçlığını kazanmaya başladıktan sonra biraz daha ilerleme kaydetmesi gerektiğine karar vermiş, dedesi gibi evleneceği kızı da bu araziden seçmeyi planladığı için bir gün kantindeyken arkadaşlarına kapıdan girecek yirminci kızla evleneceğini müjdelemişti. Onun hikayesini henüz bilmeyen yeni arkadaşları şaka yaptığını sandıkları için bu söze kahkahalarla gülmüşler ama onu sınamak için de kapıdan giren her kızı takip etmiş saymışlardı birlikte.
(devam edecek)