Ayvaz bey henüz genç bir delikanlıyken, mahallelerinde ki fırıncının kızı Nergis’e aşık olmuştu. Nergis kumral, saçları beline kadar uzun, sokakta yürüdü mü herkesin dönüp baktığı gösterişli bir kızdı. Babası tüm mahalleyi peşine taktığı için her gün azarlayıp, ceza da verse, huyundan vazgeçmiyordu. Mahallenin diğer tüm delikanlıları gibi Ayvaz bey de, Nergis’e vurulmuştu. Her gün sokakta rastlayabilmek umuduyla yolunu gözlüyor, geceleri rüyalarında onu görüyordu.
O yıllar baba evinde yaşayan Ayvaz beylerin evinde bir de yatalak babaannesi vardı ve ona da annesi bakıyordu. Gülsüme hanım oğluna kız bakmaya çoktan başlamıştı. Kendi hasta bakmaktan yıldığı için gelin gelecek kızın da mütevazı ve edepli olmasını istiyordu ki, üzerinden biraz yük alsın. O gelin geldiğinde kayınvalidesi dipdiri kadın olduğundan Gülsüme hanımı çok ezmişti. Tek erkek evlat olan kocası anneme bakacaksın deyince de geri çekilemediği için yıllarca diş bilediği kayınvalidesinin şimdi altından almak zorunda kalıyordu. Ayvaz’ı ağzı var dili yok bir kızla evlendirirse, hem kendisi, hem de oğlunun rahat edeceğini düşünüyordu. Bu yüzden gittikleri düğün, dernek, ahbap ortamlarında sürekli kız arayışındaydı, bir kaç adayı da vardı. Hasan bey karısının oğlanı evlendirme niyetinden haberdar olsa da kadın işi diyerek gelin seçimine karışmıyordu. Orta okuldan sonra okumayan Ayvaz dolmuş şoförlüğü yapmaya başlamıştı. Gününe göre güzel kazancı vardı, birlikte yaşadıkları için de kazanç doğrudan eve girdiği için babasının evlendikten sonra da ona ayrı bir ev açmaya niyeti yoktu. Hasan bey, karısının bulacağı gelinin de ayrı ev diye tutturacak cinsten olmayacağına emin olduğu için içi rahattı.
Ayvaz bey anne ve babasının planlarından tamamen habersiz, bir an önce babasına Nergis’den bahsetmeyi planlıyordu. Peşinde bunca adam varken bir an önce istemezlerse kız elden kaçacaktı. Ayrıca o sokakta salınırken herkesin arkasından bakmasını da kıskanıyordu. Evlendikleri zaman onu eve kapatacak, kendisinden başkasına bakmasına izin vermeyecekti. Evde ona prensesler gibi davranacak, ne isterse yapacaktı.
Gülsüme hanım seçtiği kızlardan bir tanesi için nihayet kararını verince, iyice sordu soruşturdu. Ayşegül, sessiz, terbiyeli bir kızdı. Yolda yürürken başını yerden kaldırmaz, büyüklerine saygılı, hamarat, çalışkan, edepliydi. Dünya güzeli sayılmazdı ama yüzüne bakılmayacak gibi de değildi. Güzel olup ne olacaktı, oğlunu mutlu etmesi yeter de artardı. Kocasının onayını da aldıktan sonra Ayvaz beye bulduğu kızı açıklamaya karar verdi ve bir akşam hepsi birlikte otururken oğlunun ağzını aramak istedi.
“Herkes sıradan evleniyor oğlum, sen ne zaman düşünüyorsun!”
“Yakında!” dedi Ayvaz, annesinin onun içini okumuş gibi evlilikten konu açmasına çok sevinmişti. Günlerdir Nergis konusunu nasıl açacağını düşünürken, istediği fırsat önüne düşüvermişti.
“Nasıl yakında?” demişti Hasan bey, “Aklında biri mi var yoksa?” diyerek karısına bakmıştı, o da bilmiyorum der gibi başını sallamıştı.
“Var! Nergis!” demişti Ayvaz bey heyecanla, o kadar istekli söylemişti ki, Gülsüme hanım şaşkınlıktan kimden bahsettiğini anlayamamıştı önce. Oğlu “Fırıncının kızı!” diye açıklayınca yüzünün şekli değişivermişti hemen.
“Delirdin herhalde sen?” diye tepki vermişti kızgın kızgın, “O kızın namını mahalle biliyor! Sana bakar mı?”
“Bakıyor, siz isteyin gidip!”
“Oğlum o kız bize gelmez! Biz mütevazı bir aileyiz!” demişti Hasan bey hemen, fırıncının kızını o da biliyor, sokakta salınırken gözü kayıyordu istemeden.
Gülsüme hanım kocasının kızı bildiğini anlayınca bozulsa da, aklında oğlunu Ayşegül’e ikna etmek olduğundan belli etmemişti.
“Ayvaz bak halimize, babaannen aha orada yatıyor, ben yaşlanıyorum, gelin diye bu eve sokacağın kızın halden anlaması, bize destek olması lazım. Aklı bir karış havda, süse düşkün bir kızla nasıl baş edeceksin. Para mı yetişir o kıza?”
“Burada oturmayacağız ki?” demişti Ayvaz bey şaşkın şaşkın, o karısı ile başbaşa olmayı planlamıştı her zaman.
“Nerede oturacaksınız ya?” diye atlamıştı Hasan bey hemen, “Ayrı ev açmayı aklında çıkar bir boy! Anca geçiniyoruz bir de ayrı evin masrafını kaldıramayız. Gelin diye aldığın kızı getireceksin bu eve! Anana yardım edecek!”
“Nergis babaannemin altını mı temizleyecek yani?” demişti Ayvaz bey hayal kırıklığına uğramış bir sesle. Ailesinin Nergis gibi bir gelini kabul etmeyeceğini ancak idrak etmeye başlamıştı aklı.
“Oğlum Nergis olmaz diyoruz sana anlamıyor musun?” demişti Gülsüme hanım bıkkın bıkkın, “Ben sana buldum bir kız, tam ailemize uygun, sessiz, sakin, kendi halinde bir kız!”
“Güzel mi Nergis gibi?”
“Güzellik gelip geçici, karın diye alacaksın süs eşyası diye değil! Seni de, bizi de mutlu eder bu kız! Ben annesi ile konuştum zaten!”
“Nergis ne olacak, ben onu seviyorum!” diye inlemişti Ayvaz bey çaresizlikle ama ailesi ne derse o olacağını biliyordu da aslında.
“Nergis heves oğlum!” demişti Hasan bey gözlerini kısarak, “Her mahallede olur böylesi, önce aklını çeler, sonra cebini deler. Karı olmaz öyle kızlardan!”
“Ne olur ya?” diyecekti Gülsüme hanım kocasının tonlamalarından iyice rahatsız olarak ama dikkatini oğluna vermişti yine, sonra sorardı bunun hesabını nasılsa, “Baban doğru söylüyor!” diyerek toparlamıştı kendini, “Gidelim isteyelim Ayşegül’ü sana!”
Ayvaz bey babasına kolay kolay itiraz edemezdi. Biraz daha dirense de onları ikna edemeyince mecburen geri atmak zorunda kalmış ve Gülsüme hanımın ona eş olarak seçtiği Ayşegül ile evlenmişti. Nergis’in yanında Ayşegül o kadar silik bir kızdı ki, bir türlü içine sindirememişti ilk günden. Yıllarca içten içe Nergis’i hayal etmeye devam etmişti.
Ayşegül tam Gülsüme hanımın istediği gibi bir gelindi. Zavallı kız baskın kayınvalidesinin sözünden hiç çıkmadı yıllarca, önce Gülsüme hanımın kayınvalidesine, ardından da hastalanan kayınpederi, onun vefatından sonra da unutkanlık hastalığına yakalanan kayınvalidesine baktı. Evin bütün işini üstlendi. Ayvaz beye pırlanta gibi bir kız çocuk doğurdu, ne söylediyse yaptı. Yine de ne Ayvaz beyi, ne de ailesini hiç mutlu edemedi. Öyle ki Parla doğduğunda neredeyse evde sevince boğulan tek kişi kendisiydi. Gülsüme hanım gelini kız doğurunca pek mutlu olmadığı gibi ne lohusalığından ne de bebekli olmasından anladı.
Ayşegül hanımın iki kız, bir de erkek kardeşi vardı. Onu istedikleri sıra Hasan beylerin durumları iyi olduğundan epeyce başlık parası ödemişler, Ayşegül’e de altın, ziynet ne gerekiyorsa takılmıştı. Ayvaz bey de dolmuş şoförlüğünden iyi kazanınca, Ayşegül hanım herkesten gizli kenara bir şeyler atıp biriktirmişti. Ayşegül’ün iyi yere gelin gittiğini düşünen ailesi ise yakasını hiç bırakmamış, sürekli paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyip, ondan para talep etmişlerdi. Zaten kendine hiç harcama yapmayan Ayşegül hanım da, ailemdir diyerek biriktirdiklerini, hatta düğününde takılanları ailesine akıtıp durmuştu. Gerçekten de Gülsüme hanım seçebileceği en düzgün kızı seçmişti oğluna gelin diye. Ayşegül hanım ne kocasının ne de kendi ailesine hayır diyemeyen, söylenen her şeye inanan temiz kalpli bir kadındı. İşten güçten hiç gocunmaz, kendinde olmasa da isteyenden esirgemezdi.
Parla büyüyüp aklı erecek yaşa gelene kadar da elinde avucunda kalanları kendi ailesine gizlice verdi durdu bu yüzden. Hasan bey başından karısına ısınamadığı için ailesi ile de hiç muhatap olmuyor, Gülsüme hanım ailesinin yanına kızını alıp gidiyordu. Onlar da kocası yanında olmadan gelen kardeşlerini iyice kıskaca alıp, ne zorluklar çektiklerine ikna ediyorlardı.
Parla dayısı ve teyzelerine gidip geldikçe “Anne dayımlar sürekli şikayet ediyorlar ama kuzenlerimin her şeyi var! Hatta Murat’ın elindeki cep telefonu şu yeni çıkanlardan. Baksana daha benim telefonum bile yok!” diye diye annesinin gözünü açmaya çalışıyordu ama Ayşegül hanım, “Ben zorda kalsam onlar da bana bakarlar kızım, aynı karında yattık biz. Öyle şeyler düşünme, sana da alırız inşallah!” diyerek kızını tersine iknaya uğraşıyordu.
(devam edecek)