Yok yere – Bölüm 29

“Bizi sevmek zorunda değilsin!” dedi Yeşim hanım bir kaç saat sonra kendini daha iyi hissettiğinde, “Kendini zorlama!”

Gönül’ün isteksiz ve tedirgin duruşu üzmüştü onu.

“Çok özür dilerim, buraya zorla getirilmedim ama birden adapte olmak zor benim için. Sizi de olumsuz etkilemek istemiyorum ve bu beni biraz endişelendiriyor!”

“Bizimle büyümüş olsan çok farklı bir hayatın olabilirdi ama Seyhan! Kader izin vermedi. En azından şimdi seni yeniden bulmuş olmak benim için hediyelerin en büyüğü. Senin doğup doğamadığını bile bilmeden yaşadım yıllarca, seni o aklı eksik kadının karnında büyütme fikrimden dolayı kendimi suçladım hep. Allah’ın bize vermediği bir çocuğa sahip olmak için, seni riske attığımı, büyüyemeden canından olduğunu düşünüp çok acılar çektim.”

“Böyle olacağını bilemezdiniz!” dedi Gönül, “Kendinize o kadar haksızlık etmeyin. Ben kimseyi suçlamıyorum başıma gelenler için. Annem, yani Seyhan, normal değildi evet ama Yusuf babam çok iyi bir insandı. Yadigar öğretmenim, Doruk bey, Ertuğrul kötü gibi dursa da düşündüğünüz kadar sevgisiz büyümedim ben”

“Sevindim böyle düşünmene, umarım beni teselli veya ikna etmek için böyle söylemiyorsundur.”

“Hayır emin olun gerçeği söylüyorum. Gerçekte kim olduğumu öğrenebilecek kadar da şanslıyım ayrıca. Buraya gerçekten kim olduğumu anlamaya geldim ve sizler gibi iki iyi insandan dünyaya gelmiş olduğuma gerçekten sevindim. Artık bir annem ve babam var diyebileceğim. İsimleri, kim oldukları belli olan insanlar.”

Yeşim hanımın gözleri doldu yine, “Sen çok iyi bir genç kız olmuşsun!”

Gülümsedi Gönül, bu evde büyüse nasıl olurdu, bilmiyordu ve bunu kurgulamanın anlamı olmadığına karar vermişti beklerken.

Akşam yemeği için hazırlananları görünce gözlerine inanamadı. Eve dönüşü şerefine Utku bey kocaman bir sofra donatmıştı. Hayatlarında ilk kez anne, baba ve evlat olarak masanın etrafına oturdular. Utku bey, Yeşim hanımın uzun yıllar masaya bir boş tabak koydurduğundan bahsetti ama sonra onu ikna edip vazgeçirmişlerdi. Karısının umudu olmasa, Utku bey çoktan vazgeçecekti aramaktan ama Yeşim hanım vazgeçmediği ve Utku bey de karısını mutlu etmek istediği için aramaya devam etmişti.

“İyi ki de öyle yapmışım!” dedi sonra sevgiyle Gönül’e, “Bir anda bir aile olamayacağımızı biliyorum. Kurmuş olduğun hayatı değiştirmek istemeyeceğini de anladım Saffet’in anlattıklarından. Evleneceğini söyledi Saffet, nişanlın da iyi bir delikanlıymış. En azından yuvanı kurarken anne-babalık görevlerimizin bir kısmını yapmamıza izin vereceğini umuyorum. Yaşamına dokunmamıza izin verebilecek misin?”

“Ne yapmak istiyorsunuz?” dedi Gönül tek başına maddi destekten bahsedildiğini düşünerek.

“Geleneksel süreçlere dahil olarak başlamamıza izin verebilirsin belki! En azından büyütemediğimiz kızımızı gelin edebiliriz böylece!”

“Ah! Şey tabi, aslında ben nişanlımla ve ailesi ile konuşmalıyım. Onlar anne ve babamın hayatta olmadığını sanıyorlar ve hikayeme dair de pek bir bilgileri yok. Yani Ertuğrul’un değil ama ailesinin demek istiyorum. Şimdi nasıl olup da bir anne ve babamın olduğunu açıklamam gerekecek!”

“Eğer seni zor durumda bırakacaksan yapmak zorunda değilsin!” dedi Yeşim hanım içtenlikle, bizim için seni bulmuş olmak yeterli. Biz kendi çevremize senden bahsedeceğiz eğer sen izin verirsen. İstemiyorsan sır olarak saklayabiliriz! Uzaktan da olsa seni sevebiliriz. Yasal tüm haklarını sağladıktan sonra bizi hayatına dahil etmen için ısrarcı olmamız mümkün değil bu noktada!”

“Hayır! Bakın benim için çok karışık ve beklenmedik bir durum. Ben izin verirseniz fazla kalmadan döneyim. Düşüneyim, nişanlımla konuşayım. Sizi hayatımda görmek beni çok mutlu eder. Biraz oturtmam gerek sadece kafamda!”

“Tamam!” dedi Utku bey su bardağını kadeh gibi kaldırarak, “O halde iki gün bizimle kal! Biz seni, sen bizi tanı biraz, sonra seni evine bıraktırayım yeniden. Bir hafta sonra biz oraya gelelim seni görmeye uygun görürsen. Kavuşmuşken çok zaman girmesin araya değil mi Yeşim?”

“Elbette sizi ağırlamaktan mutluluk duyarım!” dedi Gönül’de rahatlayarak, böyle güzel bir ailesi olduğu için ilk defa bir kıvılcım hissetti içinde.

İki gün sonra Utku bey özel şoförü ile onu yeniden İzmir’e yolcu ettiğinde biraz daha kabullenmiş ve iyi hissediyordu kendini. Hatta o eve ilk girdiği andan çok daha iyiydi. Nedense kendini bir mecburiyetler zincirinin içine sürüklenirken bulduğunu hissetmişti başlangıçta ama onlara vakit geçirince düşündüğü gibi olmadığını, olmadıklarını anlamıştı. Belki o ailede büyümüş gibi hissedemeyecek, o kadar derinden sevemeyecekti anne babasını ya da belki sevecekti ama en azından kabullenmişti sanki. Ertuğrul meraktan öldüğü için sürekli aramıştı iki gün boyunca, kimse onu bunaltmadığı için ona verilen odaya geçip, uzun uzun anlatmıştı olanları ona. Her gece yeniden yeniden konuşmuşlardı olanları. En çok geri dönecek olmasına sevinmişti Ertuğrul. Ertan Gönül gittiğinden beri “O çok zengin artık sana bakmaz!” diye kızdırıp durmuştu ağabeyini. Oysa o da korkmuştu söylediklerinin gerçek olmasından.

“Ne sanıyorsunuz siz beni?” diye azarlamıştı Gönül ikisini birden ama gülmüştü kendisi de, “Dönünce değişen aile koşullarımı ailene nasıl söyleyeceğimizi düşünmemiz gerek!”

“Seni istememiz mi gerekecek sence?” diye sormuştu Ertuğrul. İsteyecek kimse olmadığından aslında ikisi kendi aralarında yüzük takmışlardı sadece. Nişanlıyız dedikleri kendi aralarında verdikleri sözlerdi.

“Geleyim de öyle konuşalım bunları!” demişti Gönül’de, evet artık bir ailesi olduğuna ve geleneksel aşamalara dahil olmak istediklerine göre belki de onu istemeye gelmeleri gerekiyordu. Doruk beyi de yoldan arayıp anlatmıştı her şeyi, o da gerçek ailesine kavuşmasına, iyi hissetmesine çok sevinmişti. Aslında artık bir sürü ailesi vardı Gönül’ün, ailem diyebileceği bir çok insan tanımış ve sevmişti.

“Keşke Yadigar görebilseydi!” deyince Doruk bey, çok üzülmüştü asıl, ikisi de evlatlarını kaybetmişler ve böyle mutlu günler görememişlerdi. İkisi de kendi evlatlarında yaşayamadıklarını bulmuşlardı Gönül’de. Seyhan ve Yusuf, Yadigar ve Doruk, şimdi de Yeşim ve Utku eklenmişti ailelerine. Kan bağı, gen bağı, can bağı, gönül bağı aile yapabiliyordu insanları.

Ailesi hakkında çevresinden sır saklamamıştı Gönül hiç bir zaman ama ketum olduğundan insanlar onun hakkında fazla şey bilmiyorlardı. Bu yüzden poliklinikte Ertan hariç kimseye bahsetmedi olanlardan. Gelir gelmez Ertuğrul ile derin derin konuştukları için Ertan ancak klinikte yakalayıp almıştı detayları ondan.

“Sence bir mucize olur annen yeniden ayağa kalkar mı seni bulduğuna göre?” diye sormuştu hemen, “Sonuçta hepimiz sağlıkçıyız öyle değil mi?”

“Evet!” diye gülmüştü Gönül’de, “Mucizelere de inanan bir sağlıkçıyım ben, belli olmaz. Umut, mutluluk insanlara her şeyi yaptırabilir öyle değil mi?”

Yeşim hanım ve Utku bey gelmeden önce, Ertuğrul, Gönül’ü akşam yemeğine davet etmişti eve, böylece ailesi ile her şeyi açık açık konuşacaklardı. Çok yakında bir aile olacaklarına göre, onların tarafında da saklı gizli bir şeyin olmamasının daha uygun olacağına karar vermişlerdi beraber. Doruk bey de büyükleri olarak çok doğru bulmuş ve desteklemişlerdi bu kararlarını.

Ertuğrul’un anne ve babası da çok tatlı insanlardı Gönül’e göre, hikayeyi hem şaşkınlıkla, hem de üzülerek dinledikten sonra, Gönül adına çok sevindiklerini söylemişlerdi. Yaşadığı onca şeyden sonra kendini böyle yetiştirmiş olmasına ve sonunda hakkettiği mutluluğa öz ailesini bularak kavuşmasına gerçekten mutlu olmuşlardı ve tabi ki onlarla tanışmak, dünür olmak çok isterlerdi. Gönül ikinci kez bir aileye ait olduğunu hissetmişti onlardan bahsederken.

“Bence sen bu insanları gerçekten seveceksin!” demişti Ertuğrul, “Zaten o kadar güzel bir kalbin var ki, sevmesen şaşardım!”

(devam edecek)

Yorum bırakın