Yok yere – Bölüm 28

Gönül ait olması gereken eve varana dek ne kafasını toparlayabilmiş, ne başına gelenleri sindirebilmişti içine. Ertuğrul’dan böyle birden bire ayrılıp uzaklara gelmek, babası olduğunu bilse de hayatı paylaşmadığı bir adamla uzun bir araba yolculuğu yapmak sersemletmişti iyice onu. Yol boyunca bir sürü soru sormuştu Utku bey aslında hikayenin tamamını zaten Saffet beyden dinleyip bilse de, Gönül’ün ağzından, onun gözünden bilmek istemişti bazı şeyleri ve kızının yaşadığı inanılmaz hayatı içi yanarak dinlemişti. Sahip olduğu her şeyden uzakta, yoksunluk içinde bir genç kız olabilmiş ve matematik öğretmeni sayesinde Yadigar hanım ile tanışıp doğrulabilmişti kendi başına. Kızının bulunduğundan henüz haberi olmayan Yeşim hanım odasında pencerenin önünde oturuyor, dışarıda rüzgarla dans eden ağaçları seyrederek hafif hafif odayı saran müziği dinliyordu. Onu rahatlatan tek şeydi müzik. Ağaçlar ve rüzgar da onunla dinliyormuşçasına bazen ağır ağır, bazen acelecilikle savruluyor, bazen müziği kaçırdıkları yerden yakalamak ister gibi duruyorlardı kıpırtısız bir şekilde. Kocasının bir iş seyahati için bir günlüğüne İzmir’e gittiğini biliyordu ancak yanında bütün hayatını adamaya hazır olduğu halde kavuşamadığı kızının olduğundan haberi yoktu henüz. Kapı açılınca başını çevirip baktı boş gözlerle, Utku beyi o saatte evde görmeye alışık olmadığı için bir şeyler olduğunu tahmin etti yüzüne endişeli bir ifade yayıldı hemen.

“Merak etme!” dedi Utku bey, “Yeni döndüm, döner dönmez eve geldim bu kez. Tanışmanı istediğim biri var!”

“Yorgunum Utku, keşke haber verseydin!” dedi Yeşim hanım sakin bir sesle.

“Görünce farklı düşüneceksin!” diyerek hemen kapının arkasında bekleyen Gönül’ü içeri aldı. Gönül camın önünde dizlerine beyaz bir battaniye örtülmüş soluk yüzlü kadına baktı girer girmez. Yeşim hanım da ne olduğunu anlamak için ona baktı dikkatlice. İkisi de sanki daha önce karşılaşmışlar da birbirlerini çıkaramıyorlarmış gibi bir his yaşadılar anlık olarak.

“Gözlerim eskisi kadar sağlıklı değil, kusura bakmayın, tanıştıysak bile hatırlayamadım sizi!” dedi Yeşim hanım nazikçe ve kocasına baktı bir açıklama için.

Gönül ellerini önünde kavuşturmuş, mahcup ve ürkek adımlarla yaklaştı biraz daha. Elinde olmadan annesi olan bu kadına sarılarak, her sabah onun gülümsemesi ile uyanarak yaşadığını düşündü. Şimdi süregelen bir hayatlar olsa, o kapıdan girince yüzü aydınlanıp, sevgi dolu gülümseyecekti muhtemelen. Ancak şimdi kalplerinde belirgin bir kıpırtı olmadan bir yabancı gibi bakıyorlardı birbirlerine. Yadigar hanıma hissettiği o sevgi dolu kalp çarpıntısını bulamıyordu içinde. Daha çok bunca yıl, hayatı askıya alarak nefes almış bu kadının kim olduğunu anladığında duyacağı heyecandan zarar görmesinden korkuyordu. Böyle pat diye odaya girmektense belki önce birileri alıştırmalıydı onu kızının bulunduğu fikrine.

Utku bey Gönül’ü hemen arkasında, karısının karnında bile taşımadığı, doğduğundan beri yüzünü bir kez olsun görmediği kızına bakıp bir şeyler hissetmesini umuyordu anlamsızca. Biyolojik bağlarını bile tamamlayamayan anne kızın karşılıklı yabancılıkları dolduruyordu aralarındaki boşluğu oysa.

“Utku? Bu genç kızı çıkaramadım ben, yardımcı olur musun?” dedi Yeşim hanım süregelen sessizlikten rahatsız bir şekilde. Utku bey, Gönül’ü karısının yanına kadar getirdi kolundan hafifçe tutarak ve elini alıp, Yeşim hanımın kucağında duran ve cansızlaşmış elinin üzerine koydu yavaşça.

“Yıllardır bulmayı umduğun biri!” dedi Utku bey gözleri dolarak. Yeşim hanım kocasının alışmadığı bu duygusal tavrının ardından önce eline, sonra artık çok yakınında duran Gönül’ün yüzüne baktı korkarak.

“Yoksa?” diye döküldü kurumuş dudaklarından sadece, “Yoksa?”

Gönül tam olarak ne yapması gerektiğinden emin değildi şimdi. Filmlerde olduğu gibi “Anne!” diyerek boynuna mı sarılmalıydı acaba? Ne kadar aitti gerçekte bu aileye bilemiyordu. Tam da anın içinde, hiç düşünmeden gelmiş olduğunu fark ediyordu her şeyi. Bir ailen var denilmiş, bir arabaya binmiş gelmişti ama sadece fikrin mucizeviliğine kapılmıştı belki de, bunun gerçekten, tam da şu anda hayatını değiştirdiğini anlayamamıştı henüz. Kötü bir değişiklik değildi elbette ama duygusal bir alışveriş için hazır değillerdi birbirlerine. En azından o değildi.

Yeşim hanım, Gönül’ün yüzünde bir şeyler arar gibi bakıyordu ona şimdi. Yanaklarından bir iki damla yaş kayıp düşmüştü beyaz battaniyeye. Sonra tam da Gönül’ün yanına diz çöküp, dikkatle karısını izleyen Utku beyin yüzüne baktı yeniden.

“Gönül!” dedi Utku bey, “Kızımız! Onu buldum Yeşim! Artık ayağa kalkabilirsin! Kızını getirdim sana!”

Yeşim hanımın titreyen çenesine, yağmur gibi akan göz yaşları eklendi aniden ve dönüp yine baktı Gönül’ün yüzüne.

“Kocaman bir genç kız olmuşsun!” diye mırıldandı hayranlıkla, “Onca yıl sonra, kocaman bir genç kız olarak geldin bana!”

“Yirmi üç yaşındayım!” dedi Gönül elinde olmadan.

“Yirmi üç yıldır seni bekliyor annen!” diyerek Gönül’ün karısının üzerinde duran elini okşadı Utku bey. Onun da gözlerinden yaşlar iniyor, bir karısına bir yeni bulduğu kızına bakıyordu.

Bu dramatik sahne bir süre daha sürdükten ve Yeşim hanım biraz toparlandıktan sonra Utku bey karısına anlattı her şeyi. Gönül sessizce kendisi hakkında anlatılanları ve Yeşim hanımın yüzündeki değişiklikleri izliyordu. Yılların acı içinde geçtiği her halinden belli oluyordu bu yüzün. Varlık içinde yoksunlukla tükenmişti hayat Yadigar öğretmenine ilk gittiği zamanları hatırladı. O kocaman olmuş oğlunu vermişti toprağa, Doruk bey de öyle ama ayakları üzerinde kalabilmişlerdi dönüş umudu olmamasına rağmen. Umut etmek yormuştu belki de Yeşim hanımı, umudu canlı tutmaya çalışmak belki daha çok. Gönül hiç bir umut beslememişti kim olduğunu bilmediği babasını bilmeye dair. Annesini zaten Seyhan sandığı için ki aslında biyolojik olarak annesiydi yine de, yüzde elli annesi Yeşim hanımsa, yüzde elli annesi de Seyhan’dı onu taşıdığı için. Hem karnında, hem de iyi kötü yanında taşımıştı. Hep yük olarak gördüğü için taşımıştı demek daha doğruydu zaten. Kafasında her şey hızla yer değiştiriyor, hatırlamadığı şeyler aklına geliyor, düşünceleri yorum üzerine yorum katarak kafasının içini çorbaya çeviriyordu sahip olması gereken anne ve babasına bakarken.

Yeşim hanım kulağı kocasında olsa da o da sürekli parmaklarını sıkıp duran Gönül’ü izliyordu uzaktan. Henüz birbirlerine sarılmamışlardı. Utku beyin anlattıkları bitince, “Hoş geldin evine!” dedi Yeşim hanım geldiğinden beri ilk kez gülümseyerek, “Sana yaşattıklarımız için bizi affedebilecek misin bilmiyorum!”

Bir şey diyemedi Gönül, “Önemli değil!” diyecek gibi hissetmiyordu, önemliydi, “Geldi, geçti!” de diyemedi. Affedilecek ne olduğunu düşünmesi gerekiyordu belki önce, vardı evet bu sözün içinde doğru bir şeyler vardı ama neydi henüz o da bilmiyordu. Utku beyin düşündüğü gibi duygu yüklü olmayan bu ilk karşılaşmanın ardından Yeşim hanımın biraz tansiyonu yükseldiği için uzanmak zorunda kaldı. Gönül onun yanında kalmasının iyi fikir olacağını düşündüğü için odasında kalmıştı ama “İyi misiniz?” den başka bir cümle kuramamıştı tuhaflıktan. Gülümseyerek başını sallamıştı Yeşim hanım. O da annelikten çok, suçluluk hissediyordu belli ki ve Gönül’ün onlara kızgın olduğunu düşündüğü içi yaklaşamıyordu kavuştuğu kızına. Utku bey bir kaç işini halledip, sonraki günleri onlarla geçirmek için ayrılmıştı yanlarından. Bazı aramalar yapıp, işlerini düzenlemesi gerekiyordu. Artık evlatları ortaya çıktığına göre bir çok düzenlemeyi de değiştireceklerdi zamanla. Kardeşleri için de mirasçısı olmayan tek ortak olduğundan, payların düzenlemesi ile ilgili farklı yollara gidilmişti. Henüz bunları düşünmek için erken olsa da, Utku bey hayatı tesadüflere bırakmayı sevmeyen bir adam olduğundan Saffet beyi hemen bu işe yönlendirmişti. Kendi aralarında vakit geçirip, ne yapacaklarına karar verene kadar ne çevreye, ne aile fertlerine Gönül ile ilgili bir şey söylenmeyecekti. Utku bey kızlarının onlarla yaşamayı seçmeyeceğini hissetmişti tavırlarından.

(devam edecek)

Yorum bırakın