“Yeşim hanım ve Utku bey çocuk sahibi olamıyorlardı” diyerek başladı Saffet bey anlatmaya. Nihayet konuya girdiği için Gönül dikkat kesilmiş dinliyordu. Ertan kapının hemen önünde, ağabeyinin gelmesini bekliyor, bir yandan da kulağını kapıya yaklaştırarak konuşulanları duymaya çalışıyordu.
“Yeşim hanımın sağlığı hamile kalması için uygun değildi. Utku Karatan adını duymuş olmalısınız?”
“Hayır duymadım!” dedi Gönül
“Karatan Holding ülkenin en ileri gelen ailelerinden Karatan ailesine aittir ve Utku bey de ailenin en büyük erkek evladıdır.” dedi adam bunun Gönül üzerinde bir etki yaratmasını bekleyerek ama Gönül için hiç bir anlamı yoktu o ana kadar söylenilenlerin o yüzden bir an önce neden onu aradıkları kısmı duymak istiyordu. Annesi gittikten sonra bile başına iş açmaya devam ediyordu maalesef.
“En büyük çocuğa bir varis veremediği için üzülen Yeşim hanım, o zamanlar evlerinde çalışan Reyhan hanımın kız kardeşi Seyhan’ı da villaya aldırmıştı. Seyhan çok akıllı bir kız değildi ama ablasına düşkündü, ev işlerinde yardımcı olması karşılığında Reyhan hanımla aynı odada kalacak, kimi kimsesi olmayan iki kardeş birbirlerinden ayrılmayacaklardı. Yeşim hanım evlilikleri onuncu yılına girmesine rağmen çocuk sahibi olma şansları kalmayınca Utku bey ile konuşup, dışarıda döllenme yoluyla bir çocuk sahibi olabileceklerini söyledi. Yani anne ve babası yine onların olacağı çocuk için bir taşıyıcı anne gerekiyordu. Tavsiyeyi yapan doktor bunun gerçekleşmesi için gerekli desteği sağlayacağını söylemişti. Utku bey başlangıçta buna pek sıcak bakmamış olsa da karısının çok üzüldüğünü görünce kabul etti. Ancak çocuğun nasıl dünyaya geldiğini kimsenin bilmesini istemiyordu. Zaten bilindik bir aile olduklarından insanların diline kolayca düşebilirlerdi.”
“Annemi seçtiklerini söylemeyeceksiniz herhalde?” dedi Gönül.
“Evet, annenizi seçtiler. Seyhan hem evin içindeydi, hem kimi kimsesi yoktu. Uzun süredir evlerinde çalışan Reyhan hanımla konuşup, karşılığında yüklü bir para ödeyeceklerini söyleyince, iki kız kardeşi teklifi kabul ettiler. Seyhan zaten ablası ne derse onu yapıyordu. Yeşim hanımdan alınan yumurtalar, Utku beyden alınan spermlerle dışarıdan döllenecek ve Seyhan’ın rahmine yerleştirilecekti. Tabi Seyhan’ın ve ailesinin iyi bir sağlık geçmişi olması bekleniyordu. Bu nedenle öncelikle Seyhan üzerinde bir çok tahlil yapılarak hem sağlık hikayesinin hem de bünyesinin bu iş için elverişli olup olmadığına bakıldı.”
“Bir kardeşim mi var acaba?” diyordu Gönül içinden, “Annemi bir tarla gibi kullanmışlar resmen? Belki de o işlemlerden sonra böyle kaçırdı aklını. Zavallı!”
Saffet bey Gönül’ün aklından geçirdiklerinden habersiz anlatmaya devam etti.
“Seyhan’ın bu iş için uygun olduğuna karar verilince, dölleme aşamasına geçildi ve Seyhan’ın doktor kontrolleri dışında, ki o da Yeşim hanım yanındayken olacaktı, evden çıkmaması şartıyla rahmine döllenmiş yumurtalar yerleştirildi. Seyhan hiç bir şeyin farkında değil gibi davranıyordu. Vaat edilen paranın yüzde sekseni yumurtanın rahimde tutunduğu tespit edildikten sonra Reyhan hanıma elden verilmişti. Yüzde sekseni ile bile hayatları kurtulabilecek olan kardeşler, parayı aldıktan sonra farklılaşmaya başladılar. Utku bey iki kadının eski sadakat ve çalışkanlıklarının azaldığını karısından dinlese bile süreç sona erene kadar katlanmaları gerektiğini söyledi. Bebekleri artık Seyhan’ın rahminde büyüyordu ve hem onu strese sokmamak hem de duyulmasına engel olmak için idare etmeleri gerekiyordu. Seyhan ekmek elden, su gölden rahat bir hayat yaşamaya başladı. Bütün gün odasında dizileri izliyor, canı çekerse sağlanıyordu. Doktora gidecekleri zaman Yeşim hanımın şoförü onları götürüp, getiriyordu. Böylece zaten eve geleli çok olmamış olan Seyhan’ın varlığından kimsenin haberi olmuyordu.”
O sırada konuştukları odanın kapısı açıldı ve Ertuğrul başını içeri uzatıp Gönül’ün iyi olup olmadığını kontrol etti. Saffet beyin anlattıklarına iyice dikkatini veren Gönül, başını çevirip sözlüsünü kapıda görünce algılayamadı önce, “Ertuğrul?” dedi şaşkın şaşkın.
“Merak ettim geldim!” dedi Ertuğrul teklifsiz bir şekilde içeri girip, Gönül’ün yanındaki sandalyeye yerleşti, “Benim olmam da bir sakınca yoktur sanırım!” dedi Saffet beye bakarak. Gönül hemen tanıştırdı ikisini ve hızlıca özetledi. Ertuğrul’da hikayeye bir anlam veremedi ve Gönül’ün elini tutup, Saffet beyden devam etmesini rica etti.
“Reyhan hanım, Seyhan’ın hamileliği üçüncü ayına girdiğinde gelip işten ayrılmak istediğini söyledi. Artık yeterince parası vardı ve hizmetçilik yapmak istemiyordu. Uzun süredir evlenmek için beklediği nişanlısı ile konuşup, nikah yapmaya karar vermişlerdi.
‘Seyhan ne olacak?’ dedi Yeşim hanım şaşkın şaşkın.
‘O kalsın burada sizinle, çocuğunuzu doğurup, sonra da ona bakıcılık yapar! Ben bu olanlardan zaten kimseye bahsetmem. Nişanlımla onun köyüne yerleşim, tarla alacağız kendimize. Şehirde yaşamak istemiyoruz!’
Ablasından başka kimsesi olmayan Seyhan’ın hiç haberi yoktu bu planlardan. Yeşim hanım da onun strese girip hamileliğini riske sokmasını istemediği için ablasının bu kararını bilmesini istemedi. hatta Reyhan hanımdan bebek doğana kadar sabretmesini istedi ama Reyhan hanım nişanlısının beklemek istemediğini söyleyip ayrılma kararını yineledi. Giderken Seyhan’a bir şey söylemeyeceklerdi. Onun odası hamileliğinden beri zaten üst kata alınmıştı. Reyhan’ın yıllık izne ayrıldığını bilse yeterdi.
Yeşim hanım hiç içine sinmese bile Reyhan’ı zorla tutamayacağı için kabul etmek zorunda kaldı ve Reyhan bir kaç gün içinde eşyalarını topladı ve kız kardeşine izne ayrıldığını arkadaşının yanına gideceğini ve sonra geri döneceğini söyledikten sonra evi terk etti. Seyhan’ın keyfi çok yerinde olduğu için ablasının bir süre gidip gelecek olmasını dert etmemiş, gece gündüz yiyip, içip, kendini dizilere vermeye devam etmişti.”
“Annemin dizi sevdasının nasıl başladığı anlaşılıyor!” dedi Gönül derin bir iç çekerek. Ertuğrul sıkı sıkı tuttu onun elini. Saffet bey bölmeden devam etti anlatmaya, Ertuğrul’da kendini Gönül gibi hikayeye kaptırmış merakla bekliyordu nereye bağlanacağını.
“Reyhan gittikten bir ay sonra Seyhan ablasını sormaya başladı. Hayatından memnun olsa da bütün gün kimse ile konuşmadan kapalı kalmaktan sıkılıyordu artık. Hamileliği neredeyse beşindi ayın sonlarına yaklaşmış, karnı büyümüştü. Yeşim hanım sürekli yiyip kilo aldığı için onu bahçede uzun yürüyüşlere çıkarıyordu ama Seyhan bu yürüyüşlerde bile Yeşim hanımın tabletini eline alıp, dizileri seyretmeye devam ediyordu. Yeşim hanım kızın bu dizi merakının artık normal olmadığını düşünmeye başlamıştı. Gözleri kan çanağı gibi oluyor, akşama kadar seyretmekten beyni uyuşuyordu. Ona başka şeylerle oyalansın diye örgü örmeyi öğretmeyi denedi, başka uğraşlar önerdi ama Seyhan hiç birini kabul etmedi. Dizilerden başka tek ilgilendiği ablasının geri gelmeyişiydi. Geceleri sızıp uyuduğu zaman kabuslar görüyor, çığlık çığlığa uyanıyordu. Gün içinde normalden fazla terliyor, onu odaya hapsedip öldürmeye çalıştıklarından bahsediyordu arada bir. Doktor onun hamilelik depresyonuna girdiğini düşünüyordu. Bu da bebeğe zarar verebileceği için eve gelip, onunla görüşme yapabilecek bir psikoterapist ayarlardı. Bir iki seanstan sonra psikoterapist Seyhan’ın kendini dizilerin içinde sandığını söyledi. Doğuma kadar bunu çözmeye çalışacaktı ama ilaçla da desteklemeleri gerekiyordu. Seyhan’ı takip eden doktorla konuşup, ne ilaç kullanabileceklerine karar vereceklerini söyledi. Olanlar Yeşim hanımın hiç hoşuna gitmiyordu. Kızın ruh sağlığının bozukluğu yetmiyormuş gibi şimdi bebeği riske atacak ilaç da kullanmaya başlayacaktı. Bir bebek sahibi olmayı çok istiyordu ama Seyhan’ı seçerek doğru bir karar verip vermediklerinden artık hiç emin değildi. Doğuma üç dört ay kaldığı için Utku bey ona sabırlı olmasını söylüyordu. Sorumluluk da hissettikleri için bebek doğduktan sonra Seyhan’ı tedavi ettirecekler ve sahip çıkacaklardı.
(devam edecek)