Yok yere – Bölüm 24

Sınırlı zaman su gibi akıp gidince, ağır adımlarla döndüler kliniğe beraber. Gönül birden bire kendisinin bile anlamadığı bir şekilde hayat hikayesini anlatmaya başlayınca, hem hüzünlenmiş hem de tuhaf bir hafiflik hissetmişti içinde. Bunca yıl sonra ilk buluşmalarında bu kadar özelini anlatmış olması hem tedirginlik , hem de sanki ona anlatıyor gibi değil de kendine itiraflarda bulunuyormuş gibi hissettirmişti. Yadigar hanım ve Doruk bey dışında üçüncü kişiydi kendini böyle rahat ifade ettiği Ertuğrul. Daha önce akmak isteyip de akamadığı içindi belki bunlar, belki gerçekten güvende hissettiriyordu onun yanında olmak emin olamıyordu. Yaşadıklarının onun üzerinde nasıl bir etkisi olacağını da bilemiyordu. Sonuçta akıl sağlığı bozuk bir annesi vardı, babasının kim olduğunu bilmiyordu bile.

“O zamanlar bana anlatmış olsaydın, seni hiç yalnız bırakmazdım!” dedi Ertuğrul ayrılırken, “Ben her şeyi olan biriydim seni tanıyana kadar. Senin halini bilseydim senin için her şey olurdum inan bana!”

“Seni anlayacak, tartacak veya bunları düşünecek durumda değildim o zamanlar. Ancak kendi hayatımı kabullenebiliyorum şimdilerde, ancak kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım ve kendime ait bir yolum var!”

“Bu gün seni çok yordum. Yarın mesaiden çıkınca geleyim. Daha rahat ve uzun oturabileceğimiz bir yere gidelim olur mu?” dedi Ertuğrul.

“Dinlemek istiyor musun sahiden? Bu gün sana yetmedi mi?”

“Seninle ilgili her şeyi bilmek istiyorum, düşüncelerim ve duygularım hiç değişmedi benim!”

Gönül baktı onun gözlerine minnetle, onu bıraktığı gibi bulmuştu yeniden, olmasını istediği her şeyin olması için bir şansı daha vardı şimdi.

Ağabeyi gider gitmez Ertan hoplayıp geldi hemen yanına Gönül’ün.

“Nasıl geçti?” dedi her zaman ki merakıyla, sanki Ertuğrul’un değil de, Gönül’ün kardeşi gibiydi.

“Güzeldi, konuştuk!” diye kısa kesti Gönül, hastalar randevularına gelmeye başlamışlardı ve hemen işine konsantre olmuştu yeniden.

“O senden hiç vazgeçmedi!” dedi Ertan işine dönerken mırıldanır gibi ama Gönül duydu onun söylediklerini, bir şey söylemedi.

Böylece Ertuğrul ile yeniden başladılar arkadaş olmaya, arkadaş ve sevgili arasında bir yerlerdeydiler daha çok ama ikisi de bu defa şansını iyi kullanmak istediği için acele etmiyorlardı. Yadigar hanım ve Doruk beyin hikayesini de dinleyince, aslında yaşlı adamı kıskandığını itiraf etti Ertuğrul. Aynı zaman da aşklarına hayranlık duyduğunu söyledi hikayenin sonunda. Onca zaman kavuşamamış olmaları, evlat acısı yaşamış olmaları, Ertuğrul’u da çok etkilemişti.

“Seni de tanıştırayım ona, o kadar naif ve iyi bir insan ki çok seversin!” dedi Gönül, “Kıskanılacak bir şey olmadığını da anlarsın!” dedi sonra gülerek.

“Ben onu bu hikayeyi bilmeden öncesi için söylemiştim! Tanımak isterim elbette, eğer o da kabul ederse!”

Ertuğrul ile gelişmeler yaşanırken, Doruk beyle bir kaç kez telefonda konuşan Gönül, ona zaten bahsetmişti karşılaşmalarından. Bir zamanlar Yadigar öğretmeni ile dertleştikleri gibi Doruk beyle de dertleşiyorlardı az az da olsa. O Bülent’e gittiğini, günlük ve Yadigar hanımdan bahsediyor, onların yaptıkları gibi aşka sırtını dönmemesi gerektiğini tembihliyordu Gönül’e. İnsan bazı şeyleri dönüp yeniden yaşayamıyordu işte. Madem ikinci kez karşılaşmışlardı o halde sonu ne olacaksa olsun, deneyip görmeleri gerekiyordu Gönül ve Ertuğrul’un. Ayrıca bu şanslı delikanlı ile tanışmaktan da mutluluk duyacağını söyledi. Yadigar hanım ona hediye göndermişti belli ki bu güzel aşıkları.

Gönül’ün hayatının İzmir kısmında her şey umduğundan daha da güzel ilerliyordu. Hayatın nihayet ona gülmeye başladığına artık inanıyor, Ertuğrul ve Doruk bey sayesinde kendini değerli ve güvende hissediyordu. Ertuğrul Doruk beyle tanışmış, ikisi de birbirlerini çok sevmişlerdi. Şimdi Ertan onları kıskanmaya başladığı için, Doruk beye uğrayacakları bir sonraki sefer onu da götüreceklerine söz verdiler. Ertuğrul fizyoterapist olarak çalıştığı hastaneden çıkar çıkmaz soluğu Gönül’ün yanında alıyordu artık. Kardeşi ile selamlaşıp, sevdiği kızı alıp çıkıyordu klinikten. İlk buluşmalarından iki ay sonra evlilik teklif etmişti Gönül’e yine ve bu defa geri çevrilmemişti teklifi. Onu kendi ailesi ile tanıştırmak için gün planlıyordu şimdi.

Gönül’de verilen ikinci şans için teşekkür ediyordu Allah’a ve vesile olup buraya gelmesine neden olduğu için Yadigar hanım ve oğullarına dua ediyordu sürekli. Tüm bu heyecanlar yaşanırken bir gün kliniğe bir adam gelip, Gönül ile önemli bir şeyler konuşmak istediğini söyledi. O sırada klinikte yoğunluk yaşandığından Gönül tanımadığı bu adama öncelik vermek istemedi. Adamın Gönül’ün uygun olmasını beklediğini gören Ertan’da gözünü adama dikmiş takip ediyordu. Adam bir süre bekleyip, Gönül’den bir dönüş alamayınca, kliniğin yöneticinin odasına girip bir süre konuştuktan sonra, yönetici Gönül’ü çağırıp, erken çıkabileceğini söyleyince Gönül’de, Ertan da bu duruma bir anlam veremedi. Bu adam kimdi ki böyle bir şeyi isteyebiliyor ve ne gerekçe ile yöneticiyi ikna edip, Gönül ile konuşmaya çalışıyordu.

Gönül yöneticinin odasından çıkıp, kendini bekleyen adamın yanına gitti hayretle, “Siz kimsiniz? Bu da ne demek oluyor şimdi?” diye sordu. Ertan, Gönül’ün yüzündeki tuhaf ifadeyi görünce hemen arkasından gelmiş ve o zaman yöneticinin Gönül’e adamın vasıtası ile izin verdiğini öğrenmişti. Adam çıkıp bir yerlerde konuşalım deyince de araya girip, “Burada konuşabilirsiniz! Hemşire odası uygun!” diyerek ağabeyinin sözlüsüne sahip çıktı.

Adam Ertan’ın gergin tavrına aldırmadan “Sakin bir yer olması yeterli!” dedi Gönül’e bakarak ve birlikte hemşire odasına gittiler, Ertan’da peşlerinden girince adam konunun özel olduğunu belirtince, Gönül Ertan’a çıkması için işaret etti. Onu odadan çıkarıp kapı kapanınca Ertan duramayıp, Ertuğrul’u aradı hemen. “Kardeşine kapının önünden ayrılma sakın!” diye tembihleyen Ertuğrul’da tedirgin olduğu için aradı Gönül’ü ama telefon mesai saatlerinde her zaman sessizde olduğundan duyuramadı ve dayanamayıp izin aldı hastaneden ve kliniğe doğru yola çıktı.

Hiç tanımadığı bu adamın ne yapmaya çalıştığını anlayamayan Gönül’de huzursuz olmuştu. Tam hayatında her şey yoluna girmişken, yeni bir sarsıntıyı kaldıracak hali yoktu artık. Adam cebinden bir kart çıkartacak Gönül’e uzattı. Oraya bir aileyi temsilen gelmişti. Bir süredir Gönül’ü araştırıyor ve takip ediyorlardı.

“Anlamadım? Neden?” diye sordu Gönül kartın üzerinde yazanları incelerken. Adam adı bilinen bir holdingin avukatıydı ve temsilen geldiğini söylediği aile de holdingin sahiplerindendi.

“Size hikayenin tamamını anlatmadan önce aradığımız kişinin siz olduğunuzdan emin olmam gerekiyor!” dedi avukat.

“Özür dilerim ama benim de sizin kim olduğunuzdan emin olmam gerekiyor! Gelip günümü tuhaf bir şekilde bölen sizsiniz! Neler oluyor açıklar mısınız? Benim temsil ettiğiniz kişiler veya sizinle ne ilgim var? Bir suça mı karıştığımı düşünüyorsunuz yoksa?” dedi şüpheyle. Geçmişi o kadar karışık insanlarla doluydu ki belki de onlardan biri bu aile ile ilgili bir sorun yaşamıştı zamanında ya da bu adam tamamen yanlış iz üzerindeydi.

“Seyhan Korucu’nun kızı değil misiniz?” diye sordu adının Saffet olduğu kartında yazan adam.

“Evet?” dedi Gönül ama gerilmişti, annesinin aklı başında olmadığını biliyordu, geçmişinin sırlarla dolu olduğunu da.

“Seyhan Korucu bir zamanlar temsil ettiğim insanlar için çalışıyordu!” dedi Saffet bey, ağzından sözler o kadar zor çıkıyordu ki, Gönül iyice gerilmeye başlamıştı bu durumdan. Bir an önce bu yaşadıkları şeyin anlamını çözmek istiyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın