“Çok acıyor mu?” dedi Gönül Ertuğrul’un az önce dikiş attıkları parmağına bakarken, dikiş atılırken onun acıdan gözlerinin dolduğunu görmüştü ama işine odaklandığı için tepki vermemişti.
“İyiyim şimdi” dedi Ertuğrul, “Seni burada gördüğüme çok şaşırdım!”
“Siz tanışıyor musunuz ?” dedi Ertan merakla ikisine bakıp, “Dur bir dakika yoksa sen o Gönül müsün? Ağabey?”
Gönül’de Ertuğrul’a baktı mahcup bir şekilde, okul yıllarında o kadar istemişti ki Ertuğrul birlikte olup evlenmelerini, o zamanlar Gönül’ün hayatı karmakarışık olduğundan düşünememişti bile bunun olmasını. Demek kardeşine de bahsetmişti o zaman ki duygularından.
Ertuğrul da onu tüm aşkına rağmen ret eden kadının önünde konu açılınca mahcup hissetti kendini ve belli belirsiz başını salladı kardeşine. Ertan ağabeyinin yüzünden anladı ruh halini ve uzatmadı ama onların yeniden karşılaşmalarına heyecanlandı içten içe.
“Büyükannemin kiracısı Gönül!” dedi sonra ağabeyine bakarak. Ertuğrul bir kez daha afalladı.
“Gerçekten büyük şans!” dedi Gönül gülümseyerek, “Yeniden karşılaşacağımızı ben de hiç düşünmemiştim. Zor günlerdi benim için okul yılları!”
“Evet şans!” dedi Ertuğrul, “Teşekkür ederim, bu saatte benimle ilgilendiğin için!” diyerek kalktı ayağa ve kardeşine işaret etti gitmeleri için. Gönül ellerini temizlemek için arkasını dönünce, Ertan da biraz daha konuşması için işaret etti ama Ertuğrul başını iki yana sallayarak istemediğini belirtti.
“Rica ederim! Geçmiş olsun, pansuman için gelsen iyi olur sanırım!”
“Ertan evde halledemezse gelirim. Tekrar teşekkürler!” dedi Ertuğrul ve Ertan ile birlikte çıktılar.
Gönül onu gördüğüne sevindiğini düşündü ama Ertuğrul onca ısrarına rağmen ret edildiği için haliyle soğuk davranmıştı biraz ya da ona öyle gelmişti. O zamanlar hayatını yoluna koyma çabasını ve Yadigar hanımın üniversite aşkını dinlerken onu düşündüğünü hatırlayıp hüzünle gülümsedi. Hayat gerçekten tuhaf tesadüflerle doluydu. Yadigar hanımın oğlunu bulmak için kalkıp İzmir’e gelmiş, bula bula Ertuğrul’un kardeşinin çalıştığı polikliniği bulmuş, yetmezmiş gibi büyükannelerinin evlerini kiralamıştı. Ertan ile eve dönerlerken Ertuğrul da tam olarak aynı şeyi düşünüyordu. Ertan ağabeyine bir zamanlar o kadar peşinde koştuğu kızla muhabbeti böyle kısa kestiği için kızmıştı. Sonuçta ikisi de hâlâ bekardı ama onun da kendini istemeyen birinin yanında rahat hissetmediğini anlıyordu.
Bu arada Gönül Yadigar hanımın oğlunun fotoğrafının geldiği adresi bulmuş ve bir kaç kez gidip kontrol etmişti. İlk gittiğinde evde kimse olmadığı için apartman görevlisine evde yaşayanların kim olduğunu sormuş, ismin zarfın üzerindeki isimle tuttuğunu duyunca zorluk çekmeden ulaştığı için mutlu olmuştu. Ancak bina görevlisi ev sahibinin bir süredir yazlığında olduğunu ve bir aydan önce de dönmeyeceğini eklemişti hemen. Gönül Bülent’in babası Doruk beyin yıllar önceki adresini değiştirmemiş olmasına o kadar sevinmişti ki bir ay beklemek hiç sorun değildi. Bir ay sonra heyecanla yeniden adrese gittiğinde ise Doruk bey henüz gelmediğini pencerelerin kepenklerinin açılmamış olmasından anlamış ve apartmana girmeden geri dönmüştü. Bir hafta sonra yeniden gittiğinde durumda bir değişiklik yoktu.
Ertuğrul ile yeniden karşılaşmalarının ardından gelen hafta sonu günlüğü çantasına koyup, yenide şansını denemeye karar verdi. Kepenkleri açık görünce neredeyse heyecandan kalbi duracaktı. Kapıyı Doruk beyin eşi açarsa ne söyleyeceğini hızlıca düşündü, yıllar sonra Yadigar hanımın yeniden gündeme gelmesinin ailede nasıl bir etki yaratacağını da düşünmesi gerekiyordu. Bu ziyaretinde sadece tanışabilir, daha sonra belki Doruk beyle ya da Bülent ile dışarıda bir görüşme sağlayabilirdi. Gözlerini gökyüzüne kaldırarak “Yadigar öğretmenim, inşallah bana kızmıyorsundur!” diye mırıldandı ve apartmanın kapısına yürüyerek zile bastı. Kapı kim olduğu sorgulanmadan açılınca derin bir nefes alıp hemen içeri girdi. Doruk bey altmışlı yaşlarında emekli bir avukattı. Normalde kapıyı çalanın kim olduğuna dikkat etmesine rağmen o sırada mutfakta bir işi olduğundan aceleyle gelip zile basıvermişi sonra da bir satıcı ile yüz yüze kalacağını düşünüp, kontrol etmediğine pişman olmuştu. Yeni geldiği için henüz kimse döndüğünü bilmiyordu ve bu gelen de satıcıdan başkası olamazdı. Kapıyı açıp karşısında genç bir kız görünce kabalık etmek istemediği için açar açmaz, nazikçe bir şey satın almak istemediğini söyledi. Gönül, Yadigar öğretmeninin aşık olduğu ve yaşına rağmen hâlâ çok yakışıklı olan Doruk beyin yüzüne odaklandığı için ne söylediğini anlamadı. Ona açıkladığı halde hâlâ yüzüne gülümseyerek bakan kızın ne yapmaya çalıştığını anlayamadığı için bir kez daha tekrarladı Doruk bey, aklı ocağın üzerinde bıraktığı yemeğindeydi. Kapıyı kapatıp, bir an önce içeri dönmek istiyordu.
Gönül onun kendisini satıcı sandığını ancak ikinci söyleyişinde anlayabildiği için hemen açıklamaya girişti.
“Ben satıcı değilim, sizin çok eski bir tanıdığınızın manevi kızıyım!” dedi nazikçe.
“Bir dakika bekle!” dedi Doruk bey ve hızlı adımlarla içeri gidip ocağın altını kapattı ve kızın kim olduğunu anlamak için geri döndü kapıya, “Kusura bakma anlayamadım kim olduğunu?”
“Adım Gönül, Yadigar hanımın manevi kızıyım!” dedi Gönül, sesi heyecandan titremişti. Karşısında duran adama bakınca Yadigar hanımın ona neden aşık olduğunu görebiliyordu.
“Keşke birlikte olup ikisi de çok mutlu olabilselerdi” diye düşündü. Hoş Doruk beyin hayatının Yadigar hanımdan sonra mutsuz geçtiğine dair de bir bilgisi de yoktu. Doruk beyin yüzünden bir gölge gelip geçti ama kendini çabuk toparladı.
“O mu gönderdi sizi?”
“Hayır ben kendim geldim. Onunla hiç ilgisi yok!” dedi Gönül hemen.
“Peki neden geldiniz?”
“Şey ben onun anılarını dinlemiştim, sizden ve ailenizden çok bahsettiği için gelip tanışmak istedim!” dedi Gönül tedbirsiz olmamak için.
“Demek bizden bahsetti size? Ne anlattı bilemiyorum tabi.” dedi Doruk bey de temkinli bir şekilde, “Beni nasıl bulduğunuzu anlamadım, biz Yadigar ile yıllardır hiç haberleşmiyoruz!”
Gönül çantasından zarfı çıkarıp, gösterdi. Kendi el yazısı ile yazılmış adresi görünce Doruk beyin yüzü bir hüzünle doldu bu sefer, geri çekilip, “Buyur içeri gel kızım!” dedi.
Gönül onca sorgudan sonra içeri davet edildiği için rahatlamıştı, “Rahatsız etmeyeceksem geleyim!” dedi kibarca.
“Hayır etmeyeceksin, buraya kadar gelmişsin! O zarfın neden sen de olduğunu anlatmak istersin herhalde!”
Gönül içeri girince, Doruk bey onu salona aldı ve kendisi de derin bir iç çekerek karşısına oturdu.
“Yemek yapıyordum aç mısın?” diye sordu Gönül’e.
“Hayır teşekkür ederim, sizi böldüm sanırım!”
“Acelesi yok ben de acıkmadım zaten! Vakit geçsin diye yapıyordum!” dedi Doruk bey.
“Şey eşiniz yok mu?”
“Hayır!”
“Anladım! Ben size hızlıca anlatayım kendimi.” dedi Gönül ve Yadigar hanımla nasıl bir araya geldiklerini ve nasıl birlikte yaşadıklarını, Yadigar hanımın onun için nasıl fedakarlıklar yaptığını kısaca özetledi. Anlatırken gözleri dolduğu için durmak zorunda kalıyordu. Doruk bey Yadigar hanımın hayatta olmadığını duyana kadar onun neden böyle duygusal bir şekilde anlattığına anlam verememişti ama sonunda onun illet hastalığa yenik düşerek hayattan ayrıldığını duyunca, onun da yüzü karıştı ve izin isteyip içeri geçti.
Gönül Yadigar hanımın ölüm haberinin onu kötü etkilediğini anlamıştı. Eşinin evde olmaması her şeyi hemen anlatabilmesi açısından büyük şans olmuştu. Aslında Bülent evde olsa onunla da tanışmayı çok isterdi ama daha niyetini açıklamadan onu sormak olmazdı şimdi.
(devam edecek)