Yadigar hanım söylediği gibi oturduğu evi o hafta Gönül’ün üzerine geçirdi. Gönül hayatına bunca değer katan bu güzel insanın bir de böyle büyük bir jest yapmasından çok etkilemişti. Bu hayata yarım akıllı bir anneden gelmişti, babasının kim olduğunu bile bilmiyordu. Sonra yine zeka geriliği olsa da yüreği kocaman olan bir adam ona babalık yapmış sonra da sokağa atılmıştı ama Yadigar öğretmeni hayatına girdiğinden beri her şey o kadar iyiydi ki, ona borcunu nasıl ödeyeceğini bilmiyordu. O daha borcunu ödeyemeden altından nasıl kalkacağını bilmediği daha büyük bir iyilik gelmişti. Yadigar hanım evi Gönül’ün üzerine geçirdikten yedi sekiz ay sonra hayata veda etti. Gönül o kadar üzüldü ki onu kaybettiğine hayatta Yusuf babasından sonra tutunduğu ikinci insan da avuçlarından kayıp gitmişti. Günlerce evin içinde dolanıp ağladı, baş sağlığına gelenler bittikten sonra artık mezun olduğu için Yadigar öğretmenin vasiyet ettiği gibi evi toparlamaya başladı. Eşyaların bir kısmı onun sağlığında ayarladığı şekilde bir vakıfa bağışlanacaktı, kitapları da bu bağışa dahildi. Hemen gidip kütüphaneden günlüğü ayırdı. O zamana kadar mahrem saydığı için günlüğü hiç okumamıştı ama onu yok etmeye kıyamadığı için Bülent’in fotoğrafına bir kez daha baktıktan sonra okumaya başladı. Yadigar hanım oğlunu bir kez gördükten sonra onu hiç unutmamıştı. Günlüğün kenarlarına damlayan göz yaşlarının izleri Gönül’ü bir kez daha ağlattı. Sayfalar dolusu özür diliyordu oğlundan, Barış’ı büyütürken onun da yanına olmasını, kardeşi ile tanışmasını çok istediğini yazıyordu. İki kardeş birbirlerinden habersiz büyümüşlerdi. Yadigar hanım Barış’a da bir ağabeyi olduğundan hiç bahsedememişti elbette. Kimseye bahsetmemiş tüm sırrını ve acısını bu günlük ile paylaşmıştı. Bülent’in fotoğrafının geldiği zarf bile defterin arasındaydı. Gönül zarfın üzerindeki adresi görünce, Bülent’in bu günlüğe sahip olması gerektiğini düşündü. Kendisi de babasının kim olduğunu bilmiyordu ama bir yerlerde babası böyle bir günlük tutmuş olsa, onun öldüğünü sanmış olsa da okumak isterdi. Yadigar hanımın oğluna bıraktığı tek şeydi aslında bu günlük. Bülent annesinin mal varlığını geri isterse onu da verebilirdi hem böylece.
Aslında tüm acı anıları ile birlikte Gönül’de bu şehirde yaşamak istemiyordu hiç, o an kararını verdi. İzmir’de bir iş bulacak, orada yaşayacaktı. Kimsenin onu tanımadığı bir yerde olmak istiyordu, sokaklarında gezerken acı hatırları olmayacağı bir yerde. Bülent ve ailesi yurt dışından dönüp İzmir’e yerleşmişler, bu fotoğrafı da o zaman göndermişlerdi. Orada bir düzen kurduktan sonra orada oturmuyorlarsa bile bu adresle onun izini sürebilirdi. Bir yandan Yadigar hanımın vasiyetine uygun bir şekilde evi boşaltıp, bir yandan da İzmir’de kendine uygun iş ilanlarına bakmaya başladı. Vasiyete uyup evi satacak, İzmir’den bir ev kiralayacaktı Eğer Bülent mirası geri isterse parayı ona geri verirdi. Bülent’i bulana kadar da zaten belirli ve düzenli bir geliri ve hayatı olurdu herhalde. Eşyalar yavaş yavaş evden çıkarken bir emlakçıyla konuşup evi de satılığa çıkardı. Zaten güzel yerde olan ev bir buçuk ay içinde alıcı bulunca o da gelen paraya uygun İzmir’de bir ev arayışına girdi. Kendi eşyalarını toparlayıp, evi tamamen boşalttıktan sonra da biletini alıp, Yadigar hanımın mezarını ziyaret ettikten sonra şehri terk etti.
Yadigar hanımın arkadaşları aracılığı ile öğretmen evini ayarlamış bir süre orada kalmayı planlamıştı. Önceden görüştüğü emlakçı ona hemen bekleyen evleri gösterdi. İş için başvurduğu ve yanıt gelen ilanların görüşmelerini de yaptıktan sonra hemşire olarak başvurduğu birinden hızlıca yanıt gelince, diğerlerini beklemeden hemen görevi kabul etti. Henüz emlakçının gösterdiği evlerin hiç birini beğenmemişti. Çalışmaya başladığı yerde stajyer olarak çalışan Ertan daha ilk günden Gönül’e kanı kaynadığı için sürekli etrafında dolanıyordu. Gönül kendinden beş altı yaş küçük bu sevimli çocuğu sevmişti. Kendisi de stajyer olmasına rağmen Gönül’ün yeni işine alışması ve bilmediklerini öğrenmesi için elinden geleni yapıyordu. Ev için görüştüğü emlakçı bir kez onun yanından arayınca ev konusunda da ona yardımcı olacağını söyleyip hemen telefonuna yapıştı. Büyükannesinin kiralık evinin vekaleti ondaydı, evi çalıştığı yerdeki bir hemşireye kiraya vermek istediğini söylemek için büyükannesini aramıştı. Hayriye hanım da torunun tanıdığı biri olmasından memnuniyetini bildirince, sevinçle Gönül’e evden bahsetti. Ev tam da Gönül’ün istediği gibi bir o da bir salon küçük şirin bir evdi. Hayriye hanım kocası öldükten sonra büyük evin işi ile uğraşamadığı için bu eve taşınmış sonrasında da sağlığı yerinde olmasına rağmen kimseye muhtaç olmak istemediği için bir özel bir bakımevine yerleşmişti. Oturduğu evi de kiraya verip, kızının bakım evi masraflarından kurtulmasını sağlamak istiyordu. Gönül bu sevimli stajyerin büyükannesinin evini görünce gerçekten beğendi ve arada emlakçı olmadığı için de mutlu oldu. Misafirhanede daha fazla kalmak istemediği için hemen evi tuttu ve bir kaç parça eşya alıp eve taşındı. Ertan eve geçişinin her aşamasında ona elinden gelen tüm yardımı sağladı. Ertan’ın ağabeyi olanlardan habersiz olduğu için büyükannesinden duydu evin nihayet kiraya verildiğini. Hayriye hanım Ertan’ın iş yerinden arkadaşıymış deyince de ona sordu ağabeyi.
“Ya görsen o kadar tatlı ve naif bir kız ki bayılırsın. Bana kardeşi gibi davranıyor olmasa inan ileri gideceğim ama maalesef yaş farkımız peşine düşmeme engel oluyor!” dedi Ertan üzüntüyle.
Ağabeyi Ertuğrul’da güldü kardeşine, Ertan her zaman hercai bir genç olmuş, her gördüğü güzel kıza çabucak aşık olmuş bir delikanlıydı. İşe yeni başlayan bu güzel hemşireyi gerçekten beğenmişti ki kimseye danışmadan hızlıca kıza vermişti evi.
Gönül yeni evini ve işini ayarlayıp, kendine düzenini oturttuktan sonra artık Bülent’in izini sürmeye başlayabileceğini düşünüyordu ama nöbetleri ve yoğun çalışması yüzünden bir türlü fırsat bulup da günlükteki adresi aramaya vakit ayıramıyordu. Her gece uyumadan önce Yadigar hanıma dualar ediyordu. Tabi acısını hâlâ yüreğinde taşıdığı Yusuf’a ve yarım akıllı olsa da onu karnında taşıyan annesine de dua etmeyi ihmal etmiyordu. Yadigar hanımın evinin parasıyla bu evi kaporasını verdikten sonra kalanını bankaya yatırmıştı. Şimdilik maaşı ile kirayı ödeyebiliyordu. Tabi Ertan, Gönül’ün evi kiralayabilmesi için büyükannesi ile anlaştıkları en düşük kirayı söylemişti.
Ertuğrul da kardeşi gibi sağlık sektöründe çalışıyordu, bir akşam eve geldiğinde kimseyi bulamayınca buzluktan çıkardığı eti doğramaya çalışmış ancak et yumuşamadığı et için bıçak kayıp parmağında oldukça derin bir yara açmıştı. Canının acısı ile kardeşini arayıp yardım isteyince, Ertan panik halinde eve koşturmuş, ağabeyini alıp hemen kendi çalıştığı polikliniğe getirmişti. Polikliniğin hizmet verme saati sona ermiş olmasına rağmen Gönül henüz tamamlamadığı dosyalarını tamamlamak için mesaiye kalmış çalışıyordu. Evde onu bekleyen kimse olmadığı için gündüz hastalar ve diğer işlerle ilgilenirken, hafta da bir iki gün kalıp evrak işlerini tamamlıyordu. Tam dosyalara dalmışken Ertan arayınca hemen açtı telefonunu ve eli fena kesilen ağabeyini getirdiğini duyunca da hemen inip onları kapıda karşıladı. Doktorların hepsi çıktığı için poliklinikte ağabeyinin elinde bakacak kimse yoktu ama o Gönül’ün henüz çıkmadığı bildiği ve eve yakın olduğu için ağabeyini oraya getirmişti. Gönül Ertan’ın kolunda içeri giren Ertuğrul’u görünce önce kısa bir şaşkınlık yaşadı ama sonra hemen onu hasta odasına taşıyıp, hızlıca yarasına müdahale ettiler. Ertuğrul’da Gönül’ü görünce çok şaşırmıştı.
(devam edecek)