Babamdan kalan maaşla zar zor idare ettik. Üniversiteyi bitirdiğim yıl işe girmem gerekiyordu ama annemi nereye bırakacağımı bilmiyordum. Bir komşumuz devletin bakım evlerinden bahsetmişti ama onlara da ancak sıra ile alıyorlardı ve başvuru yapıldıktan sonra da hemen sıra gelmiyordu. O zamana kadar mesleğimi ertelemeyi göze alarak başvurumu yaptım. Okula giderken zaten annemi evde tek başına bırakıyordum. Tehlike olmasın diye de onu odasına kilitliyordum son zamanlarda ama artık aklı iyice gittiğinden bunu da yapamayacak duruma gelmiştim.”
“Bu arada çocuğunuzdan hiç haber almadınız mı?”
“Hayır maalesef almadım. Zaten annemin hastalığı o ara çok ilerlemişti. Altını temizliyor, kendi başıma banyosunu yaptırmaya çalışıyordum. Kendim de dahil başka hiç bir şeyle ilgilenecek durumum yoktu. Onu tek başına bırakıp neredeyse markete çıkamayacak hale gelmiştim. Sonunda bir sabah annem hiç gözlerini açmadı ama nefes alabiliyordu. İlaçların etkisi ile uyuduğunu düşündüm. Öğlene kadar bekledim ama hiç bir uyanma belirtisi olmadı. Normalde geceleri uyumasa bile o saatlerde mutlaka uyanmış olurdu ki o gecede uyumuştu. Akşam üzeri hâlâ gözlerini açmayınca doktorunu aradım ama ulaşamadım. Uzun zamandır ev hiç o kadar sessiz ve sakin olmamıştı. Bunun normal olmadığını anlamıştım. Başına oturup elini tuttum ve sevgiyle onunla konuşmaya başladım. Tepki vermiyordu ama beni duyduğundan emindim. Aslında onunla vedalaşıyordum. Akam sekize doğru nefesleri iyice yavaşlamaya başladı ve sonunda durdu. Annemin vefatından sonra bir süre kendime gelemedim tabi ama ondan sonra artık kendi ayaklarım üzerinde durmam gereken bir süreç başladı. Artık çalışmalı ve mesleğimi yapmalıydım. Bir özel okulda öğretmenlik yapmaya başladım ama bir yandan da yüksek lisans yapmak istiyordum. Acemi olduğum için bana çok sınıf vermediler ilk sene ve bende fırsattan istifade yüksek lisansıma başlayabildim. Bu arada oğlumun babasının Türkiye’ye geldiğini öğrendim. Bir konferansı vardı. Yurt dışında benden daha iyi bir eğitim almış ve konferanslar verecek duruma gelmişti. Adını afişlerde görünce dayanamadığım için konferansına ben de gittim.”
“Sizi tanıdı değil mi?” dedi Gönül heyecanla.
“Tabi tanıdı. Eşi ve oğlumuz da yanındaydı. Eşine beni eski okul arkadaşı olarak tanıştırdı. Hiç tedirgin olmaması içimi rahatlatmıştı. O sakindi ama ben oğlumu görünce neredeyse ağlayacaktım. Çok tatlı bir küçük adam olmuştu. Babasının paçasından hiç ayrılmıyordu. Tabi ancak ara verildiğinde onun yanına gidebildiğim için etrafımız da çok kalabalıktı. Oğlumuzun adını Bülent koymuşlardı. Bir ara Bülent babasının paçasından ayrılıp ortalıkta koşmaya başlayınca ikimiz yalnız kaldık”
“Ay çok heyecanlı, siz hâlâ sevdiğini söyledi mi?”
“Unutamadığını söyledi ama karısı ile mutluydu. Zaten bizim bir şansımız olur mu diye hiç düşünmedim. Onlar bir aile olmuşlardı. Oğlum da çok mutlu ve sağlıklı görünüyordu. Ancak o gün beni çok şaşırtan bir şey söyledi”
“Nedir?”
“Oğluma öz annesinin başkası olduğundan bahsedeceğini söyledi. Onu kandırmak istemiyorlardı. Ne diyeceğimi bilemedim ama “Senin öldüğünü söyleyeceğiz, peşine düşmesini istemiyoruz” dedi. Benim onayımı istiyordu.”
“Peki ya karşılaşmasaydınız ne olacaktı?”
“Yine beni bulup soracakmış öyle söyledi. Kabul ettim tabi ki ne diyecektim ki, onu doğurduktan sonra hep nasıl bir çocuk olduğunu, kime benzediğini hayal etmiştim. Aslında benden çok babasına benziyordu. Eşi de çok tatlı ve güzel bir hanımdı. Oğluma da çok düşkün ve sevgi dolu olduğu her halinden belliydi. Bülent’in iyi büyütüldüğü ortadaydı yani. Beni bilmesine bile gerek yoktu bence ama dürüst olmak istiyorlardı ama yaşadığımı söylememek dürüstlük zaten değildi bana göre. Bir şey demedim tabi o konuda. Konferansın sonunda onlara veda edip ayrıldım. Kendimi gerçekten kötü hissetmiştim ama doğru olanı yaptığımıza inanıyordum. O günden sonra her doğum gününde Bülent’e bir şeyler yazmaya başladım. Tabi göndermek için değil, sadece günlük gibi kendime. Bir kez görmek bile kalbimdeki yerini açıp kocaman yapmıştı.. Sonra ben de evlendim bir kaç yıl sonra ve bir oğlum daha oldu Barış. Sonrasını biliyorsun zaten onu da kaybettim. Aslında iki evladımı da kaybettim, biri sonsuza gitti, diğeri çok uzaklara ve ikisine de erişip anne olma şansım kalmadı. Eşimi de Barış’ın ölümünden bir yıl sonra kaybettim. Kalp krizi geçirdi. Sağlığı oğlumuzun vefatından sonra hiç düzelmemişti zaten. İkimizin de acısı o kadar büyüktü ki, onun kalbi dayanmadı Allah’ta bana seni gönderdi.”
“Yadigar öğretmenin bunca yıldır bana neden bunları hiç anlatmadınız gerçekten o kadar üzüldüm ki, neler gelmiş başınıza böyle. Ben bir evladınızın acısı var sanıyorken, hem sevdiğiniz adam, hem diğer evladınızdan da koparılmışsınız meğer!”
“Koparılmadım onu ben bıraktım. Yaşadığımı bilse de benden nefret ederdi sanırım bunun için, hangi anne evladını böyle verip, ardını döner değil mi?”
“Hayır siz onun iyiliği için yapmışsınız, burada sizinle kalsa ne o imkanlara sahip olabilir ne de iyi şartlarda yaşayabilirdi. Annenizin hastalığını anlattınız, bir de küçük çocuk olsa ne yapacaktınız?”
“Bir çocuk bunları anlayamaz. Onu rahmime düşüren bendim. Babasının yurt dışına gideceğini ve annemin hastalığını bile bile doğum yapmamalıydım belki de bilmiyorum bunu çok sorguladım içimde.”
“Bir daha hiç haber gelmedi mi sahiden?”
“Aslında bir fotoğraf geldi yıllar sonra, lise mezuniyetinin fotoğrafını yollamışlardı. Artık beni bildiğini de yazmıştı babası. O da bir fotoğraf soruyordu, annesinin fotoğrafını ama yoktu. Tabi hayatta olmadığım için göndermem de söz konusu olamazdı.”
“Duruyor mu o fotoğraf!”
“Duruyor, ona yazdığım defterimin arasına! Kütüphanenin en üst rafındaki lacivert ajanda, al gel hadi sana göstereyim!” dedi Yadigar hanım gözleri dolarak”
Gönül heyecanla gidip getirdi defteri, “Ben gittikten sonra bu ev ve içindeki her şey sana kalacak nasılsa, o yüzden istediğin gibi okuyabilirsin bu günlüğü de, sonrasında yok et kimsenin eline geçmesin!”
“Bu ev ve içindeki her şey oğlunuza kalmalı bence, onun hakkı hepsi!”
“Hayır, onun her şeyi var zaten, bunlar Barış’ımın hakkıydı ama maalesef onun sahip olmaya ömrü yetmedi. O yüzden ben bunların hepsinin senin olmasını istiyorum. Evi de sana bırakacağım. Bütün eşyaları bağışla, at ne istiyorsan onu yap. Bak mezun oluyorsun sen de ve benim gibi hayata tek başına başlayacaksın, maalesef ben daha fazla yanında olamayacağım. Bu evin parası ile kendine bir ev al. Noteri çağırdım gelecek yarın ve evi senin üzerine geçireceğim. “
“Bunu kabul edemem lütfen yapmayın, oğlunuza, Bülent’e bırakın bu evi!”
“Canım kızım, elimde tutamadığım iki erkek evladımın üzerine sen de bana kız evlat sahibi olmayı yaşattırdın. Emeklerimi ve güvenimi hiç boşa çıkarmadın. Hayat sana da, bana da acımasız davranmış bu güne kadar. Senin kaderin benimkine benzemesin dilerim. Hayata zaten yenik başlamışsın, bundan sonrası için yanında olamasam da böyle arkanda durmak istiyorum!”
Gönül ağlayarak sarıldı öğretmenine, “Ben sizden ayrılmayı hiç istemiyorum. Keşke hep yanımda kalsaydınız. Keşke bir mucize olup, iyi olsanız!”
“Ben artık oğluma kavuşayım bırak da, diğerine kavuşamıyorum ama Barış’ıma kavuşabilirim. Sen de kendi hayatında mutlu ol, geçmişi unut güzel kızım!”
(devam edecek)