Gönül son sınıfa gelene kadar kendini zar zor ayakta tutabilen Yadigar hanımın yeniden nükseden hastalığı artık iyi olmasını imkansızlaştırmaya başlamıştı. Evladı yerine koyduğu Gönül’ü üniversite son sınıfa kadar getirebildiği için kendini çok mutlu hissediyordu. Ancak durumunun artık parlak olmadığını bilen Gönül onun gibi mutlu değildi bu durumdan. Ailesi saydığı öğretmenine elinden geldiğince iyi baksa da, gözlerinin önünde mum gibi eriyip gitmesinden çok acı duyuyordu. Onun sayesinden topluma karışmış, iyi bir eğitim hayatı olmuş, giyinmeyi, oturup, kalkmayı, diğer insanlar gibi yaşamayı öğrenmişti. Eğer ortaokul öğretmeni onun elinden tutup Yadigar öğretmene getirmiş olmasaydı, babasının da ölümünden sonra mutlaka sokaklarda kalmış olacaktı ve kim bilir başına neler gelecekti. Bu kadar değer verdiği bir insanı şimdi tam hayatı ve her şey yoluna girmişken kaybetmek istemiyordu. Onun hayatını kurtaran öğretmeninin hayatını kurtarmak istiyordu o da ama ne yazık ki elinden hiç bir şey gelmiyordu. Yadigar hanımın doktoru bu zamana kadar bile gelmesinin mucize olduğunu söylüyordu. Gönül’ün sevgisi ve ilgisi sayesinde Yadigar hanım hem hastalıkla mücadele ediyor hem de oğluna kavuşma isteğine rağmen hayata bağlanıyordu ama artık direnecek gücü kalmamıştı. Hastalık neredeyse bütün vücudunu ele geçirmişti. İki kez iyi olduktan sonra üçüncüyü atlatamayacağı artık ortadaydı. Bundan sonraki aşamaların daha zor olacağını ve hatta bilincini de kaybedebileceğini bildiği için Gönül’e kendi hayatı ile ilgili bazı şeyleri anlatmaya karar verdi. O zamana kadar kaybettiği oğlu ve meslek hayatı dışında hiç bir konuya girmemiş, Gönül’de saygısından sormamıştı. O hafta sonu Gönül’ü karşısına alıp anlatmaya başladı.
“Bak kızım! Benim çok zamanım kalmadı, bunca zaman seninle bu hayatı paylaştık, yeri geldi öğretmen, öğrenci olduk, yeri geldi anne-kız olduk, yeri geldi hasta, bakıcı olduk. Ben sana güvendim, sen de bana güvendin. Senin için elimden geleni yaptım ve diktiğim ağaç da meyve verdi sen gerçekten harika ve başarılı bir genç kız oldun. Her gün oğlumun acısı ile yanarken, Allah’ın seni karşıma çıkarmış olmasına şükrettim. Ona yapmak istediğim her şeyi çok şükür ki sana yaptım. Sen de emeklerimi hiç boşa çıkarmadın. Artık gözüm arkada kalmayacak ve içim rahat olarak Barış’ıma kavuşabileceğim. “
“Öğretmenim ne olur böyle konuşmayın!” diye inledi Gönül, “Ben sizden ayrılmak istemiyorum. Hayatımda tanıdığım en iyi insansınız siz! Ben de her gün Allah karşıma sizi çıkardığı için şükrediyorum. Siz olmasanız belki hayatta bile olamazdım. Sokaklarda kalır, başıma bin türlü işler alırdım!”
“Canım kızım hiç bir şey boşuna değil, biz senle birbirimizin yarlarına merhem olduk. Bana bir şey borçlu değilsin, tam tersi sen bana verilmiş ikinci bir hediyesin. Şimdi sana anlatmak istediğim bazı şeyler var, beni güzelce dinle tamam mı?”
“Tamam!” dedi Gönül gözleri yaşlı bir şekilde.
“Ben üniversite de okurken bir çocuğa aşık oldum!” diyerek Gönül’ün hiç beklemediği bir konudan girerek başladı anlatmaya Yadigar hanım. Bir an için aklına iki yıl önce ona evlenme teklif edip, geri çevrildikten sonra bir daha karsına çıkmayan Ertuğrul geldi Gönül’ün. Arada sırada geliyordu aklına ama sonra hemen zihninin gerisine itiyordu Ertuğrul’u. Onun aklından geçirdiklerinden habersiz devam etti Yadigar hanım anlatmaya.
“O da bana aşık oldu ve biz filmlerdeki gibi bir aşk yaşamaya başladık. Babam erken vefat ettiği için o zamanlar ben de hasta annemle yaşıyordum ve tıpkı senin bana baktığın gibi ben de anneme bakmak zorundaydım. Annem Alzheimer hastası olduğu için hiç bir şeyin farkında değildi. Ben de o yaşta yol gösterenim olmadan hasta bir anne ile başıboş kalmıştım aslında. Gençlik cehaleti ile her şey güzel devam eder diye umutlanıp, o çocukla beraber oldum ve tabi sonunda da hamile kaldım. O benden iki yaş büyüktü. Mezun olduktan sonra da yurt dışına gidecekti. Benden ayrılmayı da hiç istemediği için hamile kaldığımı duyunca çok sevindi. Deliler gibi sevdiğim çocuk benden bebek sahibi olmak istiyor diye ben de çok heyecanlandım bebeği aldırmadım.”
Gönül “Barış mı?” diye sormak istedi ama öğretmeninin sözünü kesmek istemediği için tuttu kendini.
“Giderken beni de götürmek istiyordu tabi bebeğimiz de ancak ben hasta annemi bırakamazdım ki! Benden başka hiç kimsesi yoktu. O da benim ve bebek yüzünden eğitiminden vazgeçemezdi çünkü bu onun meslek hayatı için çok önemliydi ve ailesi uzun süredir yüksek lisansını orada yapsın diye hazırlık ve girişimler de bulunmuştu. Kendileri de onunla birlikte taşınacaklardı. Tüm aile hayatlarının düzenini buna göre ayarlamıştı ve maalesef kalmaları her şeyden vazgeçmek olurdu ve mümkün değildi. Tabi onunla gidersem bir de okulumu bırakmam gerekecekti ki onu zaten hiç istemiyordum. Annem babamın vefatından sonra kendini bana adamıştı. Beni okutabilmek için çok zorluklar çekmişti. Her şey unutsa bile her gün mutlaka “Derslerin nasıl kızım?” diye soruyordu. “
“Çok zor bir durum da kalmışsınız? Ne yaptınız peki?”
“Ailesine durumumuzu söylemişti. Anlayışlı insanlardı, benim halimi ve gerekçemi de öğrenince bebeğe de bakamayacağımı anladılar. Bebek o gitmeden doğmuş olacaktı. Annesi bebeği de alıp gideceklerini söyledi. Yani ayrılacaktık ama bebek ortada kalmasın diye onlar bakıp büyüteceklerdi. Ben zaten hamileliğimi çevremden saklamak için zorlanıyordum. Sürekli bol şeyler giyiyordum. Yanımda olmasalar onu doğurmak için hastaneye bile gidemezdim ve onunla ne yapacağımı da bilmiyordum. Çok zor olsa da bebeği onlara vermeye kabul ettim. Annesi beni doktora götürüp kontrollerimi yaptırdı. Bana pek sıcak davranmıyordu ama yine de çocuğuma sahip çıkacağı için mutluydum. Onun da torunuydu sonuçta. Oğlunun beni sevdiğini de biliyordu ama tabi oğlunu böyle zor bir duruma soktuğum için de kızmış olmalıydı.”
“Ama bu sizin suçunuz değil ki?” dedi Gönül hemen.
“Yani bir anne olarak neler düşündü bilmiyorum ama kötü bir insan kesinlikle değildi Doğumu özel bir hastanede yapmamı sağladılar ve sonra vazgeçemem diye düşünmüş olmalılar ki çocuğu bana hiç göstermediler ama erkek olduğunu söylediler. Böylece hem hayatımın aşkından, hem de çocuğumdan ayrılmış oldum daha o yaşlarda. Onlar gittikten sonra da uzun süre kendime gelemedim. “
“Keşke evlenseydiniz!”
“Olmadı işte, en azından onların durumu iyi olduğu için çocuğun iyi bakılacağını biliyordum ve sevdiğim adamla babası ile büyüyecekti. Onlar gittikten sonra ilk yıl ara ara haberleştik ve bana çocuğun ve kendi durumundan bahseden mektuplar yazdı. Oğlumuza annesi bakıyordu ve hızla büyüyordu. O da yüksek lisansına başlamıştı. Annesinin oraya daha önceden yerleşmiş arkadaşlarının aileleri ile de görüştükleri için yabancılık çekmemişlerdi. Sonunda annesinin arkadaşlarından birinin kızı ile evlenmesi için baskı yaptığını yazan bir mektup gönderdi. Kız çocuğun varlığından haberdardı ve ona rağmen de evlenmeyi kabul ediyordu. Onun geri dönüp beni bulacağına dair bir umudum hiç olmamıştı ya da ben öyle sanıyordum herhalde çünkü o mektubu okuyunca çok üzüldüm. Oğlumuz bir başka kadına anne diyecekti ama sırf ben onunla gidemedim diye de o bütün hayatını bana vakfedecek değildi. Mektubuna cevap yazmadım. Bunun ondan tamamen vazgeçtiğim anlamına geleceğini anlayacağını biliyordum. Bir süre başka yazar mı diye bekledim yine de. Yani vazgeçtim yazar belki diye umutlandım ama o da başka mektup yazmadı. Ben de senin yaptığın gibi hem anneme baktım, hem okudum.
(devam edecek)