Gönül uzun süre babasının yasını tuttuktan sonra Yadigar hanım nihayet ona hastalığından bahsedebildi. Tam kendini toparlamaya başlamışken, hayatta ona en çok sahip çıkan insanın da hasta olduğunu öğrenince gönül yeni bir şok dalgası yaşadı.
“Benim hiç yüzüm gülmeyecek mi Yadigar öğretmenim?” diyerek sarılıp ağladı ve onun başına gelenler yüzünden tedavinin ertelenmiş olmasına da çok üzüldü. Hemen o hafta birlikte Yadigar hanımın doktoru ile görüşmeye gittiler, o zamana kadar hafif ilaçlarla devam eden tedavi için artık normal sürece geçmeleri gerekiyordu. Kemoterapi sonrası Yadigar hanımın desteğe ihtiyacı olacağı için ancak sıra gelmişti.
“Sizin için elimden gelen her şeyi yaparım!” dedi Gönül büyük bir üzüntüyle “Bana hem annelik, hem babalık yapıyorsunuz! “
Böylece Gönül bir yandan derslerine ağırlık verirken bir yandan da Yadigar hanımın bakımını üstlendi. Barakadan zaten ev işlerine de alışık olduğu için hiç zorlanmadan hepsini yerine getirebiliyordu. Yadigar hanım onun çok yorulmaması için zaten ayda bir aldığı yardımcı kadınını da haftada bire çıkarmıştı. İstediği Gönül’ün ona bakması değil o hayattayken eğitimine iyi derecede devam etmesiydi. Yadigar hanımın uzun tedavi süresi boyunca Gönül üniversite sınavını da kazandı. Hatta o kadar iyi bir puan aldı ki, dört yıllık Sağlık bilimleri fakültesine giriş hakkı kazandı.
Tedavide geç kalınmış olmasına rağmen Yadigar hanımın toparlanarak, iyileşme göstermişti. Ancak bir iki yıl iyileşti derken bu defa vücudunun başka yerinde hastalık yeniden baş gösterince bu defa daha ağır ve zor bir sürece girildi. Geçen süre boyunca Gönül halası saydığı Zeliha ile bir daha hiç bağlantıya geçmedi. Zeliha da zaten onu görmeye hiç meraklı değildi. Yusuf öldükten sonra yaşanılanları çabucak unutup kendi hayatına dönmüştü. Gönül ile de kan bağı olmadığından ki olsa bile Yusuf ‘un kızını umursamazdı, zaten zayıf olan bağlarını sürdürmek için bir neden görmemişti.
Gönül Yadigar hanımın sevgisi sayesinde kimseye ihtiyaç duymadan hayatına devam ettiği için halası saydığı Zeliha’nın onu arayıp sormamış olmasına hiç içerlemiyordu. Babasının başına gelenler yüzünden uzun süre Ayşe Naz ve onu suçladı ama Yadigar hanım bu kinle yaşamasının kimseye faydası olmadığını telkin ettiği için bu düşünceleri de aklından uzaklaştırdı. Yadigar hanınım sağlığının iyi olması onun için her şeyden önemliydi. Süreç uzun ve inişli çıkışlı olunca da dersleri ve öğretmeni dışında da hiç bir şeyle ilgilenmedi.
Gönül alışageldiği üzere hayatındaki sorunlar ve dersleri dışında bir şeye odaklanmazken, artık herkes gibi giyinip, geliştikçe etrafındaki bir çok genç kızdan daha güzel olunca arkadaşlarının yanı sıra ondan hoşlananlar da olmaya başladı. Ertuğrul da bunlardan biriydi. Gönül’ü okulun ilk senesinde kantinde görmüştü. Arkadaşları ile sohbet eden Gönül ders saati geldiği için hızla kalkıp sınıfına gitmiş, Ertuğrul’da onu takip ederek bölümü ve sınıfını öğrenmişti. Gönül ile aralarında sınıf vardı. Alt sınıflarla pek bir bağı olmadığı için onun hakkında soru soracak kimseyi bulamadı. Sonra kantinde bir kez tek başına görünce yanına gidip tanıştı ama Gönül’den yüz bulamayınca sonraki karşılaşmalarında da sadece selamlaşmakla yetinmek zorunda kaldı. Onu takip ettikçe aslında kimseyle çok yakın olmadığını fark eden Ertuğrul onunla yakın olmak için yine kendi girişimde bulunmak zorunda olduğuna karar verdi ve bir okul çıkışı onu takip ederek, durakta yanına geldi. Bir gün önce onu takip ettiği için kaç numaralı otobüse bindiğini öğrendiğinden, sanki kendisi de o otobüsü bekliyormuş da orada karşılaşmışlar gibi selam verip sohbet etmeye başladı. Yan yana durup aynı otobüsü bekledikleri için Gönül’de bu sohbete kayıtsız kalamadı. O gün Gönül’ün ineceği durakta inip, güya sohbet bitmediği için onu evinin olduğu yere kadar götürdü Ertuğrul ve böylece yaşadığı yeri de öğrenmiş oldu. Ancak Gönül’ün fazla mesafeli duruşu ve sohbeti yüzünden ertesi gün yine durağa gitmek için cesaret bulamadığından üst üste gitmek yerine sanki yine orada işi varmış gibi bir kaç gün sonra durağa gitmeye karar verdi. Sene boyunca ne yaparsa yapsın Ertuğrul bir türlü Gönül ile arkadaşlığını ilerletmeyi başaramadı ama onunla her bir araya geldiğinde de daha çok hoşlanmaya başladı. Aslında Gönül’de onun sohbetinden ve varlığından hoşlanıyordu ama yaşadığı onca şeyden sonra ne kimseye güvenmek, ne de okumaya ve Yadigar öğretmeni ile ilgilenmesi gerekirken dikkatini bölecek şeylere izin vermek istiyordu. Çocukluğu boyunca da sürekli dışlanan bir çocuk olduğu için zaten insanlarla nasıl yakınlık kurulacağı hakkında çok da bir bilgisi yoktu. O yüzden Ertuğrul’a mesafeli ve uzak davranıyordu.
Ertuğrul onca zaman Gönül’le tesadüfi karşılaşmalar ve sohbetler yaratmış olmasına rağmen hakkında hiç bir şey öğrenmeyi de başaramamıştı. “Kız hem çok ketum, hem de çok zor!” diye anlatıyordu en yakın arkadaşına. Arkadaşı da “Madem o kadar duvarları var birden açıl gitsin!” demeye başladı ama geri çevrilip, baştan kaybetmek istemediği için Ertuğrul ertesi sene yine kendi taktiklerini uygulamaya devam etti. Yaz tatili boyunca görüşemedikleri için belki sıcak davranır diye senenin başında kantinde gidip yanına oturdu ama Gönül, dersi başladığını bahane ederek hemen kalkıp gitti yanından. Canı sıkılan Ertuğrul bu sefer yine durakta yakaladı onu ama önceki karşılaşmalardan fazlası yine olmadı. Ertuğrul konuşmadığı sürece Gönül konuşmuyor ve dışarıyı izliyordu. O anlatmadığı için kendisi de hayatı hakkında bir şey anlatmaya çekiniyordu. Zaten damdan düşer gibi bu konulara da girmek olmuyordu. Gönül’ün nelerden hoşlandığını da çözemediği için o da bir kaç konu dışında onunla konuşacak bir şey bulamıyordu artık. O sene de mezun olacağı için ne yapıp edip Gönül’e mutlaka açılmak istiyordu. İlk dönem sona erdikten sonra artık bu şekilde devam edemeyeceğini anlayınca onunla doğrudan konuşma kararı aldı ama ikinci dönemin ortasına kadar da bir türlü fırsat yaratıp, cesaret edemedi. Sonunda yine bir gün durağa gidip, otobüsten onunla inince, ayrılmak üzerelerken pat diye Gönül’e ondan hoşlandığını söyleyiverdi. Aslında neredeyse iki yıldır açılmaya çalışıyordu ama Gönül’ün duruşundan ne hissettiğini anlayamadığı için beklemişti. Gönül çok heyecanlandı aslında ama aklını duyguları ile karıştırmak istemediği için sadece teşekkür etmekle yetindi.
“Bana karşı bir şey hissetmiyor musun?” diye üsteledi Ertuğrul.
“Bunlar için ayıracak zamanım yok benim!” dedi Gönül kıpkırmızı olarak.
“Bak ben seninle gönül eğlendirmiyorum, ciddi düşünüyorum. Eğer bana evet dersen bu ilişki bizi evliliğe kadar götürür. Eğer sende istersen tabi!” deyiverdi bu sefer Ertuğrul, bir buçuk yıldır içinde tuttuğu duyguları artık karşılık almak istediği için tüm benliğini sarmış durumdaydı ve hayatını sanki Gönül olmazsa yaşayamazmış gibi hissediyordu. Ne yazık ki Gönül’ün cevabı yine değişmedi. Çok canı sıkılan Ertuğrul kızın birden bire çok üzerine gittiğini düşünüp, “Sen yine de hemen cevap verme, ben mezun olana kadar düşün tamam mı?” dedi ayrılırken. Gönül sadece gülümsemekle yetinde ve eve girdi. Artık açıldığı için, onu bunaltmamak için karşısına çıkıp durmaya biraz ara verdi Ertuğrul’da, okulda onu uzaktan görüyor, gülümsemekle yetiniyordu. Mezuniyetine bir kaç hafta kala artık dayanamadığı için yeniden karşısına çıktı okul çıkışı ve düşünüp, düşünmediğini sordu ama Gönül’den olumlu bir yanıt gelmedi yine.
(devam edecek)