Yok yere – Bölüm 15

“Hala? Benim Gönül.” dedi Gönül, Zeliha telefonu açar açmaz hemen.

“Gönül?” dedi Zeliha da şaşkınlıkla, bu kız onu hiç aramazdı tam rahat etmişken kim bilir ne diyecek diye canı sıkıldı, “Pek uygun değilim de ne var, bir şey mi oldu?” diye sordu bıkkın bir sesle.

“Hala babamın nerede olduğunu biliyor musun?”

“Yo! Haberim yok benim, on günü geçti görüşeli!”

“Ben bir başka yerde kalıyordum da!” diyerek geçen hafta geldiğini ve bu hafta yeniden gelip babasını bulamadığını anlattı Gönül.

“Ah Yusuf!” diye iç geçirdi Zeliha, “Son buluşmada Ayşe Naz ile biraz sorunlar oldu, kızıp gitmiştir kesin!”

“Nereye gidecek hala, babam öyle kolay uyum sağlayamaz biliyorsun. Eşyaları, kimliği hepsi evde duruyor!”

“Senin yarım akıllı baban ne bileyim nerede? Çıkar gelir merak etme!” diyerek kapattı telefonu Zeliha, “Aman yer yarılsın içine girsin bana ne sanki! Babanı bırakıp gitmeseydin onca zaman! Sanki gerçek babası da bir de telaş etmiş.” diye homurdandı kendi kendine.

Gönül halasının da bir şey bilmediğini öğrenince iyice endişelendi, kızı ve ablası ile tartıştılarsa babasının gerçekten canı sıkılmış olmalıydı. Acaba o moralle açıldı da geri mi dönemedi diye düşündü. Ne yapması gerektiğine emin olamadığı için Yadigar hanımı arayıp durumu anlattı.

“Polise mi gitsek acaba?” dedi Yadigar hanım. Aslında Gönül’ün aklında da tam olarak aynı şey vardı. Saatte ilerlediği için Gönül’ü yalnız bırakmak istemediğinden beklemesini söyleyip, taksiye bindi ve onu alıp karakola götürdü. Gönül babasının akıl sağlığını, fiziki özelliklerini polise bildirip kayıp başvurusunda bulundu. Gönül’ün yaşı tutmadığı için başvuru Yadigar hanım adına yapıldı. Karakoldakiler gelişme olursa biz sizi ararız diyerek onları gönderdiler. Bir kaç gün sonra polis Gönül okuldayken Yadigar hanımı aradı ve bir süre önce kıyıya vuran sahipsiz bir erkek cesedi olduğundan bahsetti. Fiziksel özellikleri Yusuf’a uyuyordu ama kimliği tespit edilememişti. Ceset on beş gün Adli tıp morgunda bekletildikten sonra kimse gelip almadığı için kimsesizler mezarlığına defnedilmişti.

“Peki nasıl bileceğiz o olup olmadığını?” diye sordu Yadigar hanım. Mezar açılıp DNA testi yapılacaktı, ancak Ancak Gönül nüfusuna kayıtlı olmasına rağmen onun öz kızı değildi. Yadigar hanım Yusuf’un bir kızı daha ve bir de ablası olduğunu söyledi. Yusuf’un nüfus kayıtlarından polisin her ikisine de ulaşması mümkündü. Gönül okuldan gelip olanları duyunca neredeyse bayılacaktı.

“Babam değildir değil mi öğretmenim!” dedi gözleri dolarak.

“İnşallah değildir kızım!” dedi Yadigar hanım, DNA testi sonuçlanınca haber verecekler, öbür kızı ile ablasına ulaşırlar bir kaç güne herhalde.

Polis Ayşe Naz ve Zeliha’ya ulaşıp, Yusuf’un kayıp ihbarını ve sahipsiz bir cesedin o olma ihtimalinden bahsetti. Ayşe Naz bu işten sıyrılmak için hemen babası ile kan bağı olmadığını söyledi. Bunun üzerine DNA örneği alınabilecek tek kişi Zeliha’ydı. Karakoldan çağırılıp DNA örneği alınacağını duyunca neye uğradığını şaşırdı Zeliha. Yusuf kendini öldürmüş olabilir miydi sahiden.

“Kurtulmuş oluruz, inşallah öyledir!” dedi kendi kendine ama çok üzülmüş gibi yaparak izin verdi örneğin alınmasına. Sonuç ancak on beş gün sonra çıkabildi. O zamana kadar Gönül belki babası geri gelir diye pazar günleri gidip barakayı kontrole devam etti. Bu arada sonucu sormak için karakolu arayan Yadigar hanım Ayşe Naz’ın da Yusuf’un öz kızı olmadığını öğrenmiş ve Gönül’e de söylemişti. Neler olduğunu anlamayan Gönül halasını arayınca da gerçek ortaya çıktı. Yıllardır Yusuf’a Ayşe Naz’ın onun öz kızı olmadığını söylememişlerdi. Tabi Ayşe Naz’ın kimin kızı olduğunu açıklamadı Zeliha, sadece görümcesinin birinden hamile kaldığını Yusuf’un da onunla evlenerek çocuğa babalık yaptığını anlattı. Bunun gizli kalması gerektiği ve Yusuf’ta saf olup bir yerlerde söyleyebileceği için ona çocuk senden demişlerdi. Bunda bir kötü niyet yoktu. Ayşe Naz’da uzun süre onu gerçek babası sanmış ama sonunda annesi ona Yusuf’un öz babası olmadığını anlatmıştı. Son buluşmada Yusuf’un geldiğini fark etmedikleri için kendi aralarında bunu konuşurken, Yusuf her şeyi duymuş, öfkeyle yanlarından ayrılıp gitmişti.

“Ah zavallı babam!” dedi Gönül halasıyla konuşunca, “Kim bilir nasıl bir hayal kırıklığına uğramıştır. Ayşe Naz’a çok düşkündü!”

“Ne yapalım kızım kasten mi söyledik, geldi duydu işte! Ayşe Naz’da çok üzüldü zaten!”

“Peki neden sonra peşine düşmediniz? Neden gitmesine izin verdiniz?” diye sordu sitemle

Zeliha da imalı bulduğu bu söze sinirlenip “Canım koca adamı nasıl tutalım biz?” diyerek kapattı telefonu.

Yadigar hanım, Gönül’ün yanında duymuştu bütün konuşulanları. Halası saydığı kadın telefonu kızın yüzüne kapatınca, “Polisten haber bekleyelim bakalım, belki de baban değildir. Öfkeyle gitmiştir bir yerlere, çıkar gelir!” diye onu teskin etmeye çalıştı ama Gönül iyice endişe etmeye başladı.

Yusuf kaybolmadan bir hafta önde Yadigar hanım da doktora gitmiş ve tetkikler sonucu illet hastalığa yakalandığını öğrenmişti. Hızlıca tedaviye başlaması gerekiyordu ama önce Gönül ile konuşmak istemişti. Tam söyleyeceği sırada Yusuf’un ortadan kaybolması durumu çıkınca da bir şey diyememişti. Kızcağız o kadar üzgündü ki, şimdi bir de Yadigar hanımın hastalığını öğrenirse iyice mahvolurdu. Yusuf’un başına ne geldiği anlaşılana kadar bir şey söylemeyip beklemeye karar verdi o da. Doktor durumun zaten iyi olmadığını oyalandıkça da kötü süreci hızlandırdığını söylese de dinlemedi. Gönül’e sahip çıkıp onu korumak istiyordu, büyük oran da da hayatını düzene koymuştu. Ölüp gitse bile bu hemen olmayacaktı, tedavi uzun soluklu olduğuna göre doktorlar bir kaç ay içinde ölmesini beklemiyorlardı. Yıllardır artık çok özlediği oğluna kavuşmak istiyordu zaten. Ölmekten korkmuyordu. Artık oğlu için ayırdığı her şeyi bırakabileceği pırlanta gibi bir genç kız da bulmuştu. Onu üniversiteye soktuğunu görse, gözü açık gitmezdi.

DNA testinden on beş gün sonra kıyıya vuran cesedin Yusuf olduğu kesinleşince Gönül bir kez daha yıkıldı. Her ne kadar umudu azalmış olsa da yine de o cesedin babası olmaması için dua etmişti her gece. Test sonuçları geldikten sonra bütün gün ağladı. Haber Zeliha’ya da ulaşmıştı, o Gönül’ün aksine Yusuf’tan sonunda kurtulduğuna sevinmişti. Yarım aklıyla kendi başına idare etmiş olsa bile yaşlanıp çalışamaz duruma geldiğinde kardeşi ile uğraşmak istemiyordu. O akılla bunca zaman yaşayıp, arkasında nüfusuna kayıtlı iki genç kız bırakıp gitmişti. Boşa geçmiş bir hayatta sayılmazdı yaşadığı, yeter, artardı bile. Yusuf’un kimliği belirlendiği için ailesi isterse kimsesizler mezarlığından, normal mezarlığa transfer edilecekti. Zeliha gerek olmadığını söyledi. Ayşe Naz’da yasal mirasçısı olduğu için söz sahibiydi ve o da sahip çıkmayacağını söyleyince, transfer Gönül’ün kararına kaldı.

“Babamı orada bırakamam!” diyen Gönül, Yadigar hanımın da desteği ile babasına yeniden cenaze töreni yaptırarak, devlet mezarlığına transfer ettirdi. Cenazeye ne Ayşe Naz, ne de Zeliha hanım gelmedi. Yadigar hanım ile Gönül, bir de yanında çalıştığı balıkçı ile defnettiler. Adamcağız olanlara gerçekten üzülmüştü. Gönül son bir kez barakaya gidip babasından hatıra alacağı bir kaç şeyi kontrol etti ve kalanı da balıkçıya bırakarak barınağı terk etti. O kadar üzülmüştü ki, Yadigar hanım uzunca bir süre hastalığından ona bahsedemedi. Gönül babasının ölümünden halası ve diğer kızını sorumlu tutuyordu. Onların acımasızlığı ve ilgisizliği yüzünden ölüme sürüklendiğini düşünüyordu. Kayıkta düşerek öldüğü varsayıldığı için raporu kaza olarak yazılmıştı. Gerçekte olanları kimse bilmiyordu.

(devam edecek)

Yorum bırakın