Yok yere – Bölüm 14

Polisler Yusuf’un ölü bedenini günler sonra sahilde buldular. Balıkçılık yaptığı halde yüzme bilmeyen Yusuf ablası ve kızı sandığı Ayşe Naz’ın konuşmalarını duyduktan sonra kayıkla açılıp kendini derin sulara bırakmıştı. Kayık açıkta diğer balıkçı tekneleri tarafından bulunmuş, ertesi günde Yusuf’un kıyıya vuran cesedini sabah yürüyüş yapanlar bulmuşlardı ancak üzerinde bir belge bulunmadığı için kimliği tespit edilememişti . Zeliha veya Ayşe Naz o günün ardından bir daha Yusuf’u arayıp sormamışlardı. Zeliha kardeşinin bir süre sonra Ayşe Naz’ın öz çocuğu olduğuna aldırmayıp hasretine dayanamayacağını düşünüyordu. Saftı sonuçta Yusuf, bir kez ablası onu ikna etti mi hemen kanardı. Bu süre zarfında Ayşe Naz’ı da sürekli babasına taşımayıp, pazarları rahat edeceği için aldırmadı. Ayşe Naz’da babası olmayan bu ahmak adamın peşinden koşup, havalandırmak istemiyordu. Bu zamana kadar onu değerlendirmişti, saflık edip geri gelirse onu babası gibi sevdiğine ikna edebilirdi ama ayağına gidip de üç kuruş için kendini feda etmeyecekti. Meliha kızından olanları duyunca “Boş ver bu hikaye çok uzamıştı zaten!” diyerek kesip attı. Yusuf yüzünden yengesine bağımlı kalmaktan artık o da bıkmıştı. Ayşe Naz kocaman kız olmuştu artık, kendisi de dilediği gibi yaşıyordu. Safiye hanım kimseye karışamayacak kadar yaşlı ve acizdi. Ağabeyi ya da yengesi ile de bağları zayıflatırsa kafası rahat ederdi. Kızına babasının o salak olmadığını söylese de yine de ağabeyinden korkusundan ortaklarının oğlu olduğunu söyleyememişti. Ayşe Naz’ın şimdilik baba arayışında olmayışı işine geliyordu. Kızı da kendi gibi bağ kurarak yaşayan biri değildi. Rahatı yerinde olduğu sürece bunu kimin sağladığını umursamıyordu.

Gönül Yusuf’un evinden ayrıldıktan bir süre sonra onu özlemeye başladı. O ne kadar sen benim öz kızım değilsin diyerek Gönül’ü kovmuş olsa da ona babalık yapmıştı. Bunları unutup nankörlük edecek değildi. Ablası ile öz kızının ona bir faydaları olmadığını Gönül’de biliyordu. Annesi aslında onlar konusunda doğru tespitler yapmıştı. Zavallı saf Yusuf’u kandırıp istedikleri gibi kullanıyorlar, alay edip, eğleniyorlardı. Şimdi hem annesi hem Gönül olmayınca Yusuf iyice onların ellerine kalmıştı.

“İstersen gidip bir kontrol et ama kalbini kırabilir!” dedi Yadigar hanım, “Hatta istersen ben de seninle geleyim!”

“Hayır, babam bana bağırıp çağırabilir ama asla zarar vermez. Pırlanta gibi bir kalbi vardır onun. Halam bu kadar art niyetli olmasa benim de gözüm arkamda kalmaz ama gerçekten onu sömürüyorlar Yadigar öğretmenim!”

“Buna senin yapabileceğin bir şey yok ki kızım. O kadın onun kanından. Anlattığına göre de baban saydığın o adam ablasına tapıyor!”

“Babasının ölünce ablasını ona emanet ettiğini söyler her zaman ama bence bu da halamın uydurması!” dedi Gönül, “Ben gidip nasıl olduğuna bir bakayım yine de içim rahat etsin!” dedi üzgün bir şekilde.

“Seni kovduğu halde yine de onu merak ediyorsun, benim merhametli çocuğum. Ellerindeki şansı bilememişler bu insanlar!”

“Babam iyi bir insan gerçekten, anneme katlandı onca zaman, öz kızı olmadığım halde beni korudu, kolladı. Bakmayım bu son yaptıklarına. O olmasa demek annemle sokaklarda ölebilirdik şimdi anlıyorum ki, annem hayatta bana bakmaz, belki de doğurup, bir çöpün dibine bırakırdı”

“Ah yavrum ne diyeyim bilmiyorum ki, her birimizin bir yürek acısı, bir kaderi var yaşayıp gidiyoruz işte! Pazar git bak bakalım o zaman babana!”

Gönül pazar günü kahvaltıdan sonra erkenden çıkıp gitti babasının yaşadığı barınağa. Kapıyı çalarken kalbinde biraz korku vardı ama babasının da onu özlediğine emindi yine de. Kapıyı uzun uzun çalmasına rağmen açılmadı. Pazar olduğu için Ayşe Naz ve halası ile buluştuğunu düşündü. Onlarla gittiyse erken dönmezdi. Anahtarın her zaman kapının yanındaki saksının içinde durduğunu bildiği için alıp içeri girdi. Ev bir süredir havasız olduğu için ağır kokuyordu.

“Ah baba! Hiç mi açmadın camları!” diyerek gidip bir cam açtı, barakanın arka kapısından çıkıp deniz tarafına baktı belki oradadır diye. Kayığı bağlı görmeyince, “Kendi başına balığa mı gitti acaba?” diye düşündü ama deniz kayıkla açılma için pek uygun değildi. Yıllarca bu barakada yaşayınca balıkçılık hakkında da bir sürü şey öğrenmişti Gönül. Balıkçı ile çıkmadığı günler deniz sakinse, bağlı kayıkla gider balık tutardı Yusuf. Bazen Gönül’ü de götürürdü hatta. Seyhan’ın kötü olup da çocuğa eziyet edeceğini düşündüğü günler ikisine birer sandviç yapar başlarına da gazete kağıdından bir şapka takar açılırdı kayıkla. Gönül çok severdi o pazarları. Sessiz sedasız denizin ortasında balık beklemek, gökyüzü ve denizin birbirine karıştığı o ince tatlı çizgiye bakıp hayallere dalmak çok hoşuna giderdi. Barakanın dört duvarı içinde devamlı televizyon sesi ile yaşadıkları için ikisinin de ruhlarına iyi gelirdi bu sessiz anlar. Hatta Gönül çoğu zaman ödevlerini bile yapardı o kayığın içinde. Şimdi arkada kayığı göremeyince babası ile açıldıkları o günler gelmişti aklına, hatta keşke daha erken gelip ona yetişse, belki yine birlikte açılırlardı diye düşünüp, iç geçirdi.

Sonra yeniden içeri girip, babasının beceriksizce toplayıp, temizlediği evi toparlamaya karar verdi. Hiç değilse geldiğinde evi düzgün ve temiz olurdu. Her şeyin yerini bildiği için hızlıca başladı alışık olduğu işleri yapmaya. Dolabı açınca hiç yemek göremeyince bir de sıcak çorba yapmaya karar verdi. Aslında babası dönene kadar oyalanıp, onunla karşılaşmak istiyordu ama saatler geçtiği halde Yusuf geri gelmiyordu. Balıkta veya kızıyla oyalanması normaldi tabi, sonuçta artık evde onu bekleyen kimse yoktu. Evde buldukları ile bir tencere çorba da pişirdikten sonra altını kapattı ve artık Yadigar hanımı merak ettirmemek için gitmeye karar verdi. Babası eve gelince nasılsa anlardı onun geldiğini. Annesi de artık olmadığına göre başka kim anahtarın yerini bilip işleri ve yemeği yapıp giderdi. Zaten bir arada yaşarken de hep Gönül’ün göreviydi tüm bunlar. Kapıyı çekip, anahtarı aldığı yere bıraktı ve yeni evinin yolunu tuttu.

“Haftaya bir daha gidersin!” dedi Yadigar hanım, “İstersen geç git biraz ki dönmüş olsun!”

Babasını göremeden döndüğü için hüzünlenen Gönül, başını salladı bir şey demeden. O hafta sonunu iple çektikten sonra pazar akşam üzeri yeniden gitti barakaya. Kapı yine açılmayınca babası gelene kadar yine ortalığı toplarım diye düşünerek anahtarı alıp yine içeri girdi. Geçen pazar ocağın üzerinde soğusun diye bırakıp gittiği çorba hiç ellenmeden yerinde duruyordu. Her şey bıraktığı gibiydi. Babası bir haftadır eve hiç gelmemişti belli ki. Hemen arka kapıyı açıp, kayığı kontrol etti. Kayık da hâlâ yerinde değildi. Kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Ev terkedilmiş gibi değildi, başka yere taşınsa eşyalarını da alır giderdi. Giysilerini özel eşyalarını kontrol etti. Kimliği dahil hepsi çekmecelerdeydi. Bir haftadır Yusuf neredeydi o zaman? Belki bir şey biliyordur diye çıkıp yakındaki bakkala gitti. Babasını bir süredir kimse görmemişti. Annesi ve o da ortadan kaybolunca herkes birlikte bir yerlere gittiklerini düşünmüştü. Eve geri dönüp, babasının telefon numaralarını yazdığı defterini buldu. Yadigar öğretmeni ona eski telefonunu verip, bir hat almıştı. Halasının telefonunu bulup kendi telefonuna kaydettikten sonra aradı. Zeliha tanımadığı numarayı görünce önce açmak istemedi ama Gönül ısrarla bir kaç kez yeniden arayınca çatmak için açtı.

(devam edecek)

Yorum bırakın