Yusuf’un söylenmeleri kesilmeyince Seyhan bir akşam vurup çıktı kapıyı öfkeyle. Babası yine kılını kıpırdatmayınca sokaklara çıkıp aradı annesini Gönül ama hiç bir yerde bulamadı. Sabaha doğru kapı sert sert çalınınca, annesi döndü sanıp fırladı ama gelen polisler Seyhan’a bir motosikletin çarpıp kaçtığını ve başını sert vurduğu için kurtulamadığını söylediler. Gönül şoka girmiş vaziyette bakıyordu polislerin yüzüne, Yusuf hiç bir şey söylemedi. Hangi hastanenin morgunda olduğunu söyleyip gitti polis. Gönül hüngür hüngür ağlarken Yusuf’ta salona oturup boşluğu seyretti sessizce ve sonra gidip yattı yerine. Onun bu tuhaf vurdum duymazlığı iyice canını yakan Gönül, sabahın ilk ışıkları parlarken gitti babasının yanına ve “Onu sen kovdun, senin yüzünden öldü annem! Hiçbir şey olmamış gibi uyuyor musun şimdi de!” diye bağırmaya başladı. Zavallı kız artık sinir krizi geçiriyordu. Evet anne ve babasından uzaklaşmak istiyordu ama ikisinin de canlarına bir zarar gelsin asla istemezdi. Yusuf önce duymamış gibi yaptı ama sonra Ayşe Naz’ın sözleri aklına gelince kalkıp, “Git sen de nereye istersen, ben senin baban bile değilim!” dedi öfkeyle.
“Ne demek istiyorsun?” dedi Gönül doğru duymadığını sanarak.
“Anneni sokakta hamile buldum ben, sana baban olduğumu söyleyelim istedi ben de kabul ettim! Senin baban ben değilim! Şimdi nereye gitmek istiyorsan oraya gidebilirsin! Uyuyacağım ben!” diye bağırdı ve kulaklarını elleriyle kapatarak yatağın içinde büzüşüp arkasını döndü Gönül’e.
Gönül öylece kalakalmıştı yatağın yanında, “Sen babam değil misin şimdi?” diye tekrarladı sayıklar gibi.
“Değilim dedim ya! Ayşe Naz niye istemiyor sanıyorsun seni! Kızımla aramı açtınız siz ana kız, sizi bulduğum günden beri başımı hep belaya soktunuz. Yeter artık dayanamıyorum ben! Kızım üniversiteye giremeyecek senin yüzünden, git babanı bul! Ne yaparsan yap beni ilgilendirmiyorsun artık!”
Gönül ağlayarak döndü yatağına, elleri, bacakları tir tir titriyordu öfkeden. Bulduğu bir alışveriş çantasına kıyafetlerini doldurdu, bir başkasına ders kitaplarını, bir şey söylemeden kapıyı çekip çıktı evden. Yadigar hanım sabahın köründe onu iki gözü iki çeşme kapıda bulunca anladı bir şeylerin ters gittiğini. Kapı açılır açılmaz Gönül elindeki torbaları yere bırakıp sarıldı ona.
“Gel kızım ne oldu böyle sana? Baban evden mi kovdu yine?” diyerek içeri aldı onu Yadigar hanım, salona alıp, sakinleşinceye kadar sarıldı. Sonunda biraz toparlanınca anlattı olanları Gönül büyük bir acı duyuyordu içinde, aynı gün hem annesini hem babasını kaybetmişti.
“Kızım öfkeden demiş olmasın yine!” diyebildi Yadigar hanım şaşkınlıkla, “Annenin acısından demiştir!”
“Umursamadı bile öğretmenim. Polislere kapıyı kapatıp, yattı uyudu.”
“Cenaze falan ne olacak?”
“İlgileneceğini sanmıyorum!”
“Hay Allah!” dedi Yadigar hanım üzüntüyle, “Polisler söyledi mi hastanenin adını!”
Gönül hastanenin adını verince, görüştüğü eski öğrencilerinden birini arayıp yardım istedi Yadigar hanım, adamcağız belediyede çalışıyordu bir süredir. Seyhan’ın kimsesiz olduğunu söyleyince belediyenin cenazeyi kaldırmasını ayarlayıp saatini de Yadigar hanıma bildirdi. Gönül anne ve babasının nikahsız olduğunu söylediğinden zaten kayıtlarda da kimsesi çıkmayacaktı annesinin, kendisinden başka, o da reşit olmadığı için sahipsiz sayılacaktı. En azından Yadigar hanımın tanıdığı öyle olmasını sağlayacaktı. Öğleden sonra Seyhan’ın cenazesine gittiler birlikte, Gönül o kadar çok ağlıyordu ki, Yadigar hanım onu ayakta tutmak için epeyce zorlandı. Yusuf elbette ne geldi, ne de ilgilendi cenazeyle. O Seyhan ve kızından kurtulduğu için mutluydu artık. Ayşe Naz artık sınavını kazanacak, babasına daha iyi davranacaktı. Hatta belki gelip onunla kalmak bile isteyebilirdi artık. Ablası da büyük ihtimalle “Aferin!” diyecekti ona, o da iyi davranacaktı. Belki Meliha ile evlenirlerdi yeniden, belki ablası derdi artık çok iyi Yusuf yollamış o kadını derdi.
Cenazeden sonra Gönül gidecek yeri olmadığı için Yadigar hanımın evinde yaşamaya başladı. Yadigar hanım içinde iyi olmuştu böylesi. Zaten kıza çok bağlandığı ve merak içinde kaldığı için gözünün önünde olması işine gelmişti. Gönül’e bir şey söylemiyordu ama annesinin ölüp evlerinin dağılması aslında onun için en iyisiydi belki de. Oğlunun odasını hiç bozmamıştı öldüğünden beri, Gönül itiraz etse de onun yatağını verdi Gönül’e, Barış’ın eşyalarını da “Artık zamanı gelmişti zaten!” diyerek topladı ağlayarak, apartmanın deposuna kaldırdı. Gönül ağladı, o ağladı bir kaç gün sonra ikisi de yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Gönül yine de Yusuf pişman olur, yalan söylemiştir, okula gelip onu bulur sanmıştı ama Yusuf kızı ile yeniden buluşup nasıl kahramanca davrandığını anlatabilmek için ablasından haber beklemekle meşguldü. Seyhan ve Gönül gittikten sonra evi yeniden eski düzenine getirmiş, onlara ait yatak döşek ne varsa kapının önüne çıkarıp atmıştı. Seyhan’ın varlığından haberdar olan herkese de kızını da alıp memlekete gittiğini ve Yusuf’u terk ettiğini söylemişti.
Ablası bir hafta sonra nihayet aradığında zor dursa da Seyhan ile kızından kurtulduğunu söylemedi. Kızı da varken yüzlerine söyleyecek, yüzlerindeki o takdir dolu ifadeyi görecekti. Zeliha akşama kocası ile planı olduğu için her zaman ki yer değil de, kendi evlerine daha yakın bir kafeyi söylemişti buluşma yeri olarak. Bu kafenin loca gibi ayrılmış bölümleri olduğundan başkaları da onları Yusuf ile otururken göremezdi. Yusuf için uzak bir adres olduğundan, o vardığından Zeliha ile Ayşe Naz çoktan gelmiş kendi aralarında koyu bir sohbete dalmışlardı. Locanın kenarları kapalı olduğundan Yusuf’un geldiğini fark etmediler.
“Salaklaşma!” dedi Zeliha, Ayşe Naz’a “Sen söylemeye devam et def etsin o kızı! Al sen paraları ama bak yarısı benim ona göre anlaştık!”
“Hala ya ya sende çok açık göz çıktın!”
“Ne var baban bile değil o senin, böyle geri zekalı olup, bana böyle inanmasa annen o heriften hamile kalınca nasıl evlenecekti başkası ile söyle! Vallahi sokağa atardı Emin’in ailesi hepimizi. O evdeki piçi yollarsan ortak sayımız düşer, biz de bu salağı sağmaya devam ederiz!”
“Of ya babam diye ne kadar da mutlu halbuki, anneme anlatıyorum gidince! Çok eğleniyor!”
Yusuf locaya girdiğinde gözlerinden yaşlar iniyordu. Zeliha başını çevirip onu görünce, ne kadarını duyduğunu anlayamadığı için.
“Hoş geldin canım kardeşim! Biz de senin ne iyi bir baba olduğunu konuşuyorduk!” dedi gülümseyerek.
“Duydum abla!” dedi Yusuf, “Ayşe Naz benim kızım değil mi? O da mı başkasının kızı söyle!”
“Yok Yusuf nereden çıktı?” dedi Zeliha paniğe kapılarak, “Senin kızın tabi, değil mi Ayşe Naz söyle babana!”
“Salağım demek ben, geri zekalıyım öyle mi? Ben de size O kadınla piçini evden atıp artık her şeyimi size adayacağımı söylemeye gelmiştim ama siz onlardan da beter yılanmışsınız! Abla sen nasıl oldun böyle?” diyerek dönüp gitti Yusuf hızlı adımlarla.
Ayşe Naz ile Zeliha “Dur, gitme!” diyesiye, caddeye çıkıp kalabalığın içinde kayboldu.
“Konuşurum ben onunla salak ikna olur dert etme!” dedi Zeliha sıkıntılı sıkıntılı.
“Aman boş ver hala ya! Zaten verdiği üç kuruştu, gelirse kendi eğleniriz yine, haydi ben arkadaşımla buluşacağım daha, senin de işin yok mu akşama!” dedi Ayşe Naz yoldan geçen taksiyi çevirerek.
“Aslında evet, kurtulduk bir yerde!” diye mırıldandı Zeliha kendi kendine.
(devam edecek)