Yusuf, Ayşe Naz’ın söylenmelerinden artık iyice etkilendiği için eve gelince Seyhan ve Gönül’e epeyce bağırdı çağırdı.
“Sizin yüzünüzden kızımla iyice aram bozuldu benim, artık buradan gitmenizi istiyorum ikinizin de!”
“Salaksın sen düpedüz! Ne zaman gitsen kendin gibi salak kızının yanına gelip bizi aşağılıyorsun. O sinsi ablanla, kızının senin nasıl getirip, elindeki paralarını aldıklarını anlayamıyorsun bile! Düpedüz eğlencelerisin sen onların!” diye bağırdı Seyhan da alttan almayarak.
Gönül ikisine de susmaları için yalvarıyordu ama Yusuf ayrı Seyhan ayrı sürekli bağırıyorlardı birbirilerine. Sonunda Yusuf’u üzerine atlayıp yüzünde çizikler açan Seyhan’dan kurtulmak için onu geri doğru itince yere düşen kadının alnı kanamaya başladı. Korkuyla annesine koşan Gönül “Baba dur artık! Ne yapıyorsun? Annem hasta zaten bilmiyor musun?” diye ağlamaya başladı.
Yusuf, Seyhan’ın alnından akan kanı görünce bir adım attı ona doğru ama kadının yüzündeki nefret dolu ifadeyi görünce vazgeçti.
“Gidin dedim!” diyerek döndü arkasını. Gönül annesini kaldırıp yakındaki sağlık ocağına götürdü hemen, alnındaki yaraya iki dikiş attılar derin bir yara değildi. Seyhan yol boyunca “Param da gözü var babanın, beni öldürüp mirasıma konmak istiyor!” diye şikayet etti. Annesinin huyunu bilen Gönül, bozuntuya vermeden annesinin oyununu sürdürdü hemen “Yok anneciğim babam seni yanlışlıkla itti, o da zengin biliyorsun senin paranı niye istesin. Aşık o sana!”
“Öyle mi diyorsun!” diyerek gözlerini devirdi Seyhan kızına bakarak.
“Tabi, aşık babam sana, para pul görmüyor gözü!” diye tekrarladı Gönül ama aslında babasının onları evden kovmuş olması çok ağırına gittiği için göz yaşlarını dökmemek için zor duruyordu. Eve döndüklerinde Yusuf sakinleşmiş görünüyordu ama konuşmadı ikisiyle de.
Sabah olduğundan Gönül annesini evde bulamayınca meraklandı. Babası her zaman ki gibi kalkıp işe gitmişti ama annesinin gideceği bir yoktu. Hele ki dizilerin sabah bölümlerini ve kadın programlarını seyretmeden neredeyse tuvalete bile gitmezdi. Dışarı çıkıp barakanın etrafını dolandı ama annesini bulamadı. Okula gitmesi gerektiği için çıktı evden, dolaşıp geleceğini düşünüyordu. Okuldan sonra Yadigar öğretmenine gitti. Yadigar hanım onun halinden anladı canını sıkan bir şeyler olduğunu, babasının onları evden kovduğunu söyleyip ağlamaya başladı Gönül.
“Öfkeyle söylemiştir kızım! Erkekler fevri olur, zaten saf akıllı bir adam olduğunu sen söylüyorsun. Hesaplayıp söylediğini sanmıyorum!” dedi Yadigar hanım. Gönül babasının ne zaman ilk karısından olan kızı ve halası ile buluşsa gelip onları hor gördüğünü anlatıyordu zaten ama evden kovması ilk olmuştu.
“O kız da senin ablan o zaman neden görüşmüyorsunuz da babanızı paylaşmaya çalışıyorsunuz ki?” diye sordu Yadigar hanım.
“Babam istemiyor!” dedi Gönül, aslında o da düşünmüştü aynı şeyi çok uzun zaman önce ve sormuştu babasına ama Yusuf, bunun kesinlikle olmayacağını zaten Ayşe Naz’ın da başka anneden bir kardeşi kabul etmediğini söylemişti. Tuhaf bulmuştu Yadigar hanım bir babanın iki kızını hiç görüştürmeden ayrı tutmasını ve aralarında bu rekabete izin vermesini ama aklı yerinde bir adam olmadığı için de fazla sorgulamanın doğru olmayacağına karar verdi sonunda. Gönül’ü de öyle teskin etti. Kız biraz sakinleşince de kafası dağılsın diye derse odaklandılar beraber. Gönül’ün lise notları da ortaokulda olduğu gibi oldukça yüksekti. Artık eskisinden daha tertipli ve düzenli giyinip gittiği içinde bir kaç arkadaşı olmuştu okulda. Bu yüzden Yadigar öğretmenine minnet duyuyordu. Evde görmediği her şeyi o vermişti Gönül’e. Oğlunun acısını yenemediğini ve onun da kendisi ile çalışarak acısını bastırdığını da biliyordu artık. İkisi de birbirlerinin ailesi gibi olmuşlardı.
Tabi tüm bu iyi şeyler Gönül’ün eve gidince yaşadıklarını değiştirmiyordu. Seyhan hiç bir işe bulaşmadığı için evin bütün yükü üzerindeydi. Anne ve babası hiç kavga etmeseler ya da onu azarlayıp durmasalar aslında okul ve ev arasında kalmaktan mutluydu. Çocukluğundan beri yaptığı işler hiç zoruna gitmiyordu ama şu yüreğine düşürdükleri huzursuzluk bütün gününün berbat geçmesine ve canının hiç bir şey yapmak istememesine neden oluyordu.
Yadigar öğretmeni ile biraz morali düzelttikten sonra eve geldiğinden annesinin hâlâ gelmediğini gördü. Yusuf onun içer girdiğini görünce “Ha! Ben de ana kız gittiniz sandım!” dedi Yusuf alaycı bir sesle.
“Annem gelmedi mi? Bir yere mi gitti, sana söyledi mi?” dedi endişeyle.
“Ne bileyim! Gitmiş işte, görmüyor musun yok!” dedi babası.
Babasının yine hey heylerinin tepesinde olduğunu anlayınca üzerine gitmedi Gönül, ev işlerini yapmaya başladı ama gözü her an annesi gelir diye kapıdaydı. Babası polise haber vermesini yasaklayınca bir kaç gün endişe ile annesinin gelmesini bekledi Gönül. Dışarıda başına bir şey gelmiş olmasından korkuyordu. Televizyon dizilerinde yaşadığı için kim bilir sokaklarda başına neler gelmişti. İnsanlara tuhaf davranıp, tuhaf isteklerde bulunmuş olabilirdi.
“Kötü bir şey olsa hemen duyarız merak etme!” diyordu Yusuf, “Yine gidip birine acındırmıştır kendini yalanlarıyla! İşini bilir o!”
Gönül babasının sözlerine çok içerlese de cevap vermiyordu. Üvey ablası yüzünden onun bu kadar değişmesini kabullenmek zordu ama Yadigar öğretmeninin dediği gibi saflığından onların dolduruşuna geliyor, etkisinde kalıyordu muhtemelen. Oysa Gönül, Ayşe Naz veya halası hakkında tek bir olumsuz söz söylemiyordu. Onca yıllık hayatında Zeliha halasını bir ya da iki kez görmüştü zaten, onlar da kısacık zamanlardı. Ne zaman babası halası ile konuşsa huyu suyu değişiyor, araya zaman girip görüşemediler mi bir süre sonra normale dönüyordu. Mikser diye isim takmıştı Gönül ona kendi kendine ama kimseye bir şey söylemiyordu bu isim hakkında.
Beş gün sonra Seyhan çıkıp geldi yine bir sabah. Üstü başı harap olmuş, dizleri kanıyordu. Gönül tam okula çıkmak üzereyken annesini görünce sevincinden ağladı.
“Anne nerelerdeydin çok merak ettim?” diyerek sarıldı Seyhan’a ama Seyhan onu itti sertçe, “Sen söyledin değil mi onlara yeri mi? Sen söyledin hemen peşime düştüler. Öldüreceklerdi beni az kalsın hepsi senin yüzünden! Zor kaçtım ellerinden!” diyerek geçti televizyonun karşısına hemen. Korkmuş görünüyordu gerçekten ama kafasının içindekiler yüzünden olduğunu düşündüğü için bir şey demedi Seyhan. Açtır diye hemen dolaptan yemek ısıtıp koydu yanına, o televizyon seyrederken dizlerindeki yaraları temizledi.
Onu temizleyip, giydirdikten sonra, “Ben okula gidiyorum, sakın evden çıkma tamam mı?” diye tembihleyerek ayrıldı yanından. Yusuf eve gelip de Seyhan’ın döndüğünü görünce iyice gerildi yine.
“Niye döndün, ne güzel gitmiştin! Kızı da götür bari gelmişken!” diye söylendi uyuyana kadar. Babasının bozuk plak gibi sürekli aynı sözleri tekrarlaması iyice sinirlerini bozdu Gönül’ün. Gerilince hep böyle yapardı. Seyhan bu defa geçen olduğu gibi cevap vermek yerine gözünü televizyondan ayırmadan oturdu öylece. Ne Gönül ile konuştu, ne de Yusuf’la o akşam. Ertesi gün Gönül yine okula gitmek için çıktı evden, okuldan sonra da Yadigar öğretmenine gitti. Annesinin geri döndüğüne çok sevindiğini söyledi. Dışarıda başına bir iş gelecek diye çok korkmuştu. Babasının polise haber verdirmeyişinden de ürkmüştü biraz ama neyse ki annesi hırpalanmış gözükse de dönüp gelmiş, görünüşe göre de dışarıda korktuğu için de evde biraz sakinlemişti.
“Ah güzel kızım! İyi ki korkmuş yoksa dönmezdi belki de!” dedi Yadigar hanım “İnşallah şansın güler kurtulursun bunların hepsinden!”
“İnşallah öğretmenim, zaten üniversite sınavına girince doğrudan şehir dışı yazacağım. Burada kalmak istemiyorum. Biraz bensiz yaşasınlar ve didişsinler. İşe de girerim belki. Tezgahtarlık falan bir şeyler bulur harçlığımı çıkarırım!” dedi Gönül iç çekerek.
Yadigar hanım üzüntüyle baktı kızın acı dolu yüzüne.
(devam edecek)