Yadigar hanım Gönül’ü sınav yapıp, onunla çalışmaya başlayınca, gerçekten de arkadaşının az bile söylediğini anladı. Bu çocuk bu şartlar altında kendini derse vererek avutmuştu herhalde. Zaten bildiği için üzmemek için ev ve ailesi hakkında bir şey sormamıştı. Gönül hemen ertesi gün onun verdiği temiz ve düzgün kıyafetleri giyip gelince de hoşuna gitmişti. Kızın saçlarına baktıkça içi acıyordu ama onu rencide etmeden nasıl müdahale edeceğini bilemiyordu.
Bu arada Seyhan Gönül’ün eve getirdiği torbayı keşfetmiş, içinden kendine olacağını düşündüğü şeyleri çıkarıp almıştı. Normal bir anne gibi “Neden geç geliyorsun?” ya da “Bunları nereden buldun?” diye sormak aklına gelmiyordu. Aslında geliyordu ama işine gelmiyordu. Sadece onu Yusuf’a şikayet etmek istediğinde bu tür şeyleri ortaya çıkarıyordu. Yusuf artık Ayşe Naz ile daha çok ilgilenip, Gönül’ü görmeze geldiğinden o da kızın ne yapıp, nereye gittiği ile ilgilenmiyordu. Ayşe Naz’ın dersleri çok kötü gidiyordu bu arada, hayatı dışarıda tadan annesinden de ilgi görmeyen kız, başarısızlığı için de babasını suçluyordu. Babasızlık yüzünden başarısız oluyordu böyle. O Gönül denilen kız babasını çalıp, onun sevgisi ile büyüdüğü için iyi notlar alıyordu. Yusuf’un boş boğazlık edip, Gönül’ün iyi olan derslerinden bahsetmesinden sonra çıkmıştı tüm bu sorunlar. Zeliha’da kardeşini akılsızlıkla suçlamıştı. Durmadan Gönül yüzünden kızından ver kardeşinden azar işten Yusuf’ta yavaş yavaş Gönül’e diş bilemeye başlamıştı. Kendi kızı bile olmayan bu kız yüzünden sevdikleri ile arası açılıyordu düpedüz.
Yadigar hanım bir gün okul çıkışı Gönül geldiğinde, telefonu olmadığı için onu arayıp haber veremediğini kuaföre gitmesi gerektiğini söyledi.
“İstersen sen de gel benimle!” deyince Gönül’de itiraz etmedi. Yadigar hanımın haydi senin saçlarını da kestirip, bakım yaptıralım demesine de itiraz etmedi. Daha önce de saçlarını öğretmenler kestirdiği için bu da ona normal geliyordu. Yadigar hanım daha önceden kuaförü uyardığı için, adam hiç sesini çıkarmadan kızın saçlarını düzeltmek için elinden geleni yaptı. Daha önce götürüldüğü kuaförler saçını kısacık kesip bıraktığı için bu defa saçına model kesilip, bir de bakım yapılınca Gönül bile şaşırdı kendi haline. O kadar beğendi ki aynadaki halini neredeyse ağlayacak gibi oldu.
“Çok güzel oldun gerçekten!” dedi öğretmeni, “Demek ki kuaförün işi bilmiyormuş, bundan sonra ikimiz geliriz hep buraya!”
Böylece Gönül’ün saçları hiç olmadığı kadar güzel olmaya başladı. Yadigar hanım benim eski kıyafetlerim diyerek etiketlerini kopardığı yeni kıyafetleri de veriyordu ona. Annesinin beğendiklerini alıp, ona geri vermediğini anlatmıştı Gönül büyük bir saflıkla. Yaz boyu yeni öğrencisi ile iyice kaynaştı Yadigar hanım ve sonunda okullar açıldı. Ortaokuldan beri onu tanıyanlar bir yada Gönül’de meydana gelen değişikliğe şaşırmışlardı. Kızın eli yüzü ortaya çıkmış, güzelleşmiş gibiydi yine de onu “Saçaklı!” diye yaftalayan eski arkadaşları yanına fazla yanaşmadılar. Yadigar hanıma giderek daha çok güvenip, bağlanan Gönül’de evde olup bitenleri, annesinin hallerini, babasının eski karısı ve kızını yavaş yavaş anlatmaya başladı gelip gittikçe. Kızın bunca derdi sanki çok normalmiş gibi yaşayıp, anlatması iyice biledi Yadigar hanımı. Sahiden de elinden tutulması gereken nadir çocuklar biriydi Gönül. O da bir süre sonra oğlunu anlattı Gönül’e, anlatırken de çok ağladığı için üzüldü Gönül, sarılıp uzun uzun teselli etmeye uğraştı öğretmenini. O günden sonra ikisinin arasında ki bağ biraz daha güçlendi.
Bu arada Seyhan kızının üzerinin başının, saçının değiştiğini artık iyice fark etmeye başlayınca, kocasının ona gizli gizli para verip, hediyeler aldığından şüphelendi önce. Yusuf eve her geldiğinde bir şey söylemeden onu böyle ihmal edemeyeceğini, parasını gizli gizli başka yerlere harcayıp, ondan esirgemeyeceğinden ağlamaya başladı. Onu onca isteyen varken, aşkı için evden kaçıp Yusuf’a gelmişti, zengin ailesi, avukat babası onun bu halini görse çok üzülürdü.
Artık karısının saçmalamalarına ve dizi hayallerine alışan Yusuf duymaza geldi onun söylediklerini. Yusuf’tan yüz bulamayınca bu defa kızına sardı Seyhan, “Babanın verdiği paraları bana vereceksin!” diye tutturdu önce.
“Babam bana para vermiyor, vallahi de, billahi de!” yok dese de kız her okula gittiğinde bütün eşyalarını talan edip para aradı bir süre. Bulamayınca da yanında okula götürdüğünü sanıp kapıdan çıkmadan üzerini aradı bir kaç kere.
“Anne yemin ederim yok param, babam ne zaman para verdi ki bana şimdi versin? Evin parası var işte o kasenin içinde hepsi o kadar!” diye yalvarıp okula gidebilmek için zorla ikna etti annesini Gönül, kaçtı elinden. Akşam geldiğinde yeni bir hikaye uyduran Seyhan bu sefer kızının zengin ve onu yok etmek isteyen düşmanları ile işbirliği yapıp, onlardan para aldığına karar vermişti.
“İtiraf et beni böyle üzmen, babanla aramı açman için para ödüyorlar değil mi sana? ” diye bağırmaya başladı kapıdan girer girmez.
“Ya ne parası anne, bana kimse para vermiyor!”
“Görüyorum ben aptal değilim, bu kıyafetler, bu saçlar başlar ne o zaman?” diye sarıldı kızın saçlarına Seyhan ama annesi ile boğuşmaya alışık olan Gönül kurtuldu elinden. Dizi saati olduğu içinde televizyonu açıp dağıttı annesinin dikkatini. Seyhan diziye dalınca da evdeki işlere girişti aceleyle. Lise, ortaokuldan zor olduğu için daha çok zamana ihtiyacı oluyordu tekrarlarını ve ödevlerini yapmak için. Yadigar öğretmen de ek ödevler verince, gece yarılarına kadar ders çalışması gerekiyordu yorgun argın. Okul çıkışı öğretmenin evine gittiğini söylese izin vermez diye bahsetmiyordu hiç nerede olduğundan, ne annesi, ne de babası farkındaydı okul saatlerinin zaten. Evdeki işler yapılsın, yemekler pişsin başka dertleri yoktu ikisinin de. Ancak işlerde aksama olursa hatırlıyorlardı Gönül’ü. Böyle görünmez olmak işine geldiği için de umursamıyordu Gönül onları. Annem, babam beni sevsin diye bir beklentisi yoktu uzun zamandır. Tek istediği okuyup, kendini kurtarmaktı bu hayattan.
Bu arada üniversite sınavına girmesine az kalan Ayşe Naz’ın hiç umurunda değildi dersler, cebini para dolduran annesi sayesinde gezip tozmaya devam ediyordu. Hatta o kadar sorumsuz ve şımarık olmuştu ki Zeliha yüzüne belli edip, kocasına bir şey söylemese de kendi oğullarına kötü örnek oluyor diye uzak tutmaya çalışıyordu onu. Artık koca kız olduğundan babası ile buluşmaya da yalnız gidebilirdi ona göre ama Safiye hanımla Mümtaz kız büyüdükçe ve annesi gibi kolay dağılmaya başladıkça tek başına gitmesini istemediklerini söylemişlerdi. Yıllardır kurtulamıyordu ne kardeşinden, ne de Ayşe Naz’dan bu yüzden.
Yusuf her geldiğinde kızının istediği şeyleri alıp getiriyordu torbalar dolusu. Onu ne kadar sevdiğini, ablasını görmekten ne kadar mutlu olduğunu anlatıp duruyordu. Hâlâ leş gibi balık koktuğu için Zeliha fazla yaklaşmıyor uzaktan gülümsüyordu sadece. Ayşe Naz’ın babası sandığı bu adamdan koparacakları uğruna nasıl da güler yüz gösterip, evdeki kız için fişeklediğini izliyordu sesini çıkarmadan.
“Bak sınavı kazamazsam suçlusu o kız baba! Geleceğime mani oluyor benim babamı çalıp!” diye ağlıyordu Ayşe Naz son zamanlarda.
İçinden, “İyi bahane buldun, kazanamayacağın kesin!” diyordu Zeliha ama kardeşinin yüzüne Ayşe Naz’ı savunuyordu sürekli.
(devam edecek)