Gönül nihayet ortaokulu bitirip genç kız olmaya başlayınca, kızın aklının çok olduğunu fark eden matematik öğretmeni, emekli olmuş bir arkadaşı ile kızla çalışması için konuşmaya gitti. Yadigar hanımın bir kaç yıl önce gencecik oğlu trafik kazasında vefat edince, kadıncağız daha fazla öğretmenliğe devam edemeyeceğini anlayıp emekliliğini istemişti. Evlat acısı öyle canını yakıyordu ki ne doğru dürüst kimseyle görüşüyor ne de insan içine çıkıyordu. Uzun süredir kendini eve kapatmış, rahmetli Barış’ın anıları ile avunup duruyordu. Gönül’ün matematik öğretmeni Yadigar hanımı ilk öğretmenlik yıllarından beri tanıyordu. Barış’ın çocukluğunu da bildiği için zavallı çocuk vefat edince uzun süre arkadaşını toparlamaya çalışmış ama başarılı olmamıştı. Gönül’e üç yıldır öğretmenlik yapıyordu. Kızın ailesinin durumuna göre özellikle matematik dersinde gösterdiği başarıdan çok memnun olduğu için lisede de başarısını korusun istiyordu. Teneffüslerde hep tek başına kalan kızı fark edince, öğretmenler odasına çağırıp, ona fazladan da çok ders anlatmıştı. Yadigar hanım çok merhametli iyi bir kadındı ve artık hayata bağlanmak için bir nedene ihtiyacı vardı. Bu nedenle Gönül’ün lise eğitiminde ona gönüllü ders vermeyi kabul ederse bu iki insan birbirlerinin hem yaralarını sarar, hem destek olurlar diye düşünüyordu.
Gönül’e bir şey söylemeden önce gidip Yadigar hanımla konuştu.
“Bak Yadigar bu kız gerçekten ziyan oluyor, ailesi berbat. Aile bile denmez. Yaşadığı yer bir balıkçı barakası. Annesinin de babasının da zeka geriliği var. Hangi akıl bu iki deliyi bir araya getirmiş bilmiyordum. Zavallı kıza onlar bakmıyor, kızcağız onlara bakıyor. Vallahi acıyorum haline ama benim iki çocuk, koca iş derken biliyorsun yetişmem çok zor. Bak çok bıraktın kendini. Gel şu kıza merhem ol ne dersin?” diyerek anlatınca Yadigar hanımın da canı sıkıldı kızın durumuna, hele bir de okuldaki çocukların üstünde başında yok, saçları eğri büğrü kesilmiş diye dışladıkları ve alay ettiklerini duyunca iyice üzüldü. Böyle iki zeka geriliği yaşayan insandan bu çocuk nasıl böyle zeki çıkabilmişti kimse anlayamıyordu.
“Bak hırlı hırsız değil değil mi? Sana güvenim alacağım evime?” dedi son bir kez arkadaşına.
“Üç yıldır elimde bu kız benim, her şeyine kefilim. O yokluğun içinde para versen almaz öyle bir çocuk. Pırlanta gibi. Ben yapacağımı yaptım. Bundan sonra sen biraz arka çıkarsan en azından üniversite okur kendini kurtarır!”
“Tamam söyle gelsin bana okuldan çıkınca!” dedi Yadigar hanım.
Gönül emekli bir öğretmenden ücretsiz ders alacağını duyunca çok sevindi. Lisenin zor olduğunu herkesten duyuyordu. Elinden geleni tabi ki yapardı ama destek alarak yapmak işini kolaylaştıracaktı. Hem hiç değilse, sıcak, sakin bir evde ders çalışırdı biraz, Seyhan televizyonun sesini son zamanlarda iyice abartmaya başlamıştı. Televizyonun sesi yetmiyor gibi bir de bağıra bağıra dizinin karakterleri ile konuşuyordu. Öğretmeni tanışmaya gitmesi için Yadigar öğretmenin hem telefonunu hem de adresini verdi. Gönül’ün elbette diğer çocuklar gibi telefonu yoktu. Bakkala bir kaç kuruş verince dükkanın telefonunu kullanmalarına izin veriyordu. O zamana kadar hiç ihtiyacı olmamıştı ama haber vermeden gidemeyeceği için Yadigar öğretmeni aramak için babasının eve bıraktığı paradan birazını telefon için harcayarak ertesi gün okul çıkışı uğramak üzere randevulaştı.
Yadigar öğretmen uzun süredir öğrencilerle çalışmadığı için biraz heyecanlanmıştı. Arkadaşının biraz da acıdığı için kızı övdüğünü düşünüyordu ama aklı az da olsa elinden geleni desteği yaparsa kendini daha iyi hissedeceğini o da biliyordu. Gönül ertesi gün sözleştikleri saatte süklüm püklüm geldi kapıya. Yadigar hanım kızı görür görmez arkadaşlarının neden onu dillerine doladıklarını anladı. Öğretmenliğe ilk başladığı yıllarda köylerdeki çocukları görürdü böyle ama şehrin göbeğinde bu zavallı kızın hali sık rastlanır bir şey değildi. Üzerindeki kazağın kolları çekmiş, altına giydiği eşofmanın dizleri en az beş yerinden beceriksizce dikilmişti. Çoraplarının topukları tülbent gibi olduğu için ayakları görünüyordu. Zaten ayağındaki ayakkabıları kapının önüne bıraksalar kimse almazdı.
“Gel kızım!” dedi gülümseyerek, zavallı çocuğun saçları az yıkanıp, az taranmaktan keçe gibi olmuş ama zavallı yatıştırmak için ıslatıp toplamıştı belli ki.
Gönül başı önde ayakkabılarını kapının dışında çıkarıp, saygıyla girdi içeri ve Yadigar hanımın gösterdiği kapıdan salona geçti. Yadigar hanım onun etrafa bakışından evlerinin çok farklı olduğunu tahmin etti. Kızcağız kanepenin ucuna ilişip, gözünü yere dikti ve beklemeye başladı.
“Bu gün tanışalım diye çağırdım seni!” dedi Yadigar hanım, sehpanın üzerine onun için kurabiyeler ve meyve suyu koymuştu, “Haydi al tabağını biraz sohbet edelim!” dedi nazikçe.
Karnı aç olmasına, yeni pişen kurabiyenin kokusu evi sarmış olmasına rağmen “Teşekkürler aç değilim!” dedi Gönül ama biraz sonra karnının gurultusu kesilmeyince, utancından hemen bir tane alıp ısırdı kesilsin diye. Yadigar hanım ona notlarını, gelecek ile ilgili hayallerini sordu. Notları söylediği gibiyse gerçekten iyiydi kızın ama geleceğe dair hayalini liseyi bitirmek olarak sınırladı sadece.
“Peki ya sonra?” dedi Yadigar hanım, “Ne yapacaksın lise bitince?”
“Bilmiyorum, üniversiteye gitmek istiyorum ama ailem ister mi ya da karşılar mı emin değilim. O yüzden önümdeki hedefe odaklanmak istiyorum. Liseyi bitirmek!” diye yanıtladı Gönül zor çıkan sesiyle.
Kızın başı hep yerde, sesi duyulmayacak kadar az çıkıyor, başını omuzlarının arasına öyle bir çekip saklanmaya çalışıyordu ki Yadigar hanım çok üzüldü haline.
“Tamam liseyi bitirtelim sana sonrasına bakarız o zaman!” dedi öğretmen sesiyle, “Ne zaman gelebilirsin bana?”
“Okul çıkışlarında gelirim!” dedi hemen Gönül heyecanla, heyecana kapılınca başını kaldırdı, gözleri parladı çocuğun. Yadigar hanım da gülümsedi onun bu azmine, “Tamam yarın bekliyorum!” dedi ve gönderdi Gönül’ü evine. Yolda acıkırsa yemesi için de peçeteye sarıp verdi kurabiyeleri eline.
Gönül eve gidene kadar hepsini yedi kurabiyelerin, gerçekten çok lezzetli olmuşlardı. Yadigar hanımı da sevmiş, evini de çok beğenmişti. Kendi barakaları dışında gördüğü ilk evdi orası. Heyecanla eve gidip, annesinin biriktirdiği işleri yaptı. Henüz ortaokulu bitirmelerine bir ay vardı ama Yadigar öğretmen yaz boyu aralıksız çalışabileceklerini söylemişti. Böylece okul açıkken olduğu kadar fazla da yorulmazdı. Gönül içinse yaz boyu evden çıkıp gidebileceği bir yer olması harika bir düşünceydi, okul kapalıyken bütün gün annesi ile barakada kapalı kalmaya artık dayanması zorlaşıyordu. Seyhan iş istemediği sürece kızı evde mi, değil mi farkına bile varmıyordu zaten ama gideceği bir yer, cebinde de parası olmayınca Gönül mecburen en çok kapının önüne çıkabiliyordu. İnsanların üstüne, başına ya da saçına takılmasına alışmıştı artık umursamıyordu. Öğretmenlerinin onu sevmesiyle yetiniyordu.
Evdekilere haber bile vermeden ertesi gün okul çıkışı doğrudan Yadigar hanımın evine gitti. Bir gün önce kızın haline üzülen Yadigar hanım, uzun süredir ayırıp da verecek yer aradığı, kıyafetlerinden Gönül’e uygun olan bir kaçını ayırmıştı. Uzun süredir evde olduğu için genelde spor giyinmeyi tercih etmişti. Kıyafetler Gönül’e biraz büyük gelse de en azından üzerindekilerden daha iyi duracakları kesindi. Gönül zaten hep başkalarının verdikleri ile giyindiği için ikiletmeden kıyafet torbasını aldı ve teşekkür etti. İçindekiler merak etse de, utandığı için bakamadı ve ayakkabılarının yanına bıraktı.
Yadigar hanım sabah çıkıp, liseye uygun bir kaç yardımcı kitap almıştı. Önce Gönül’ün neyi ne kadar bildiğini anlamak için küçük bir sınav yaptı.
(devam edecek)