Yusuf kızının söylediklerine çok içerlediği ve üzüldüğü için gelince konuştu Seyhan’la. O biraz Gönül ile ilgilense o da pazarları kızı ile görüşebilirdi yarım gün de olsa. Çocuk babasını özlüyordu haliyle ve sitem ediyordu. Gönül’e pazar olsun iyi bakılsın diye çocuğu Seyhan ile baş başa bırakmak istemiyordu.
“Aman al bunu da götür o zaman, meraklısı değilim!” dedi Seyhan hiç aldırmadan.
“Nasıl götüreyim, kızım zaten başkasının çocuğunu benden çok seviyorsun diye ağlıyor. Annesi öyle söylüyormuş. Son zamanlarda o kadar az gittim ki eski karım haksız da sayılmaz, öyle görünüyor dışarıdan!”
“Zaten ne varsa eski karında var! Yok çocuğa şunu verirdi, yok böyle yapardı. Al bunu da git eski karına, bu da kızına kardeş olur yaşar gidersiniz beraber!” diye çemkirdi yine Seyhan.
“Sen iyice delirdin televizyondan başka bir şey düşünmüyorsun! Bu çocuk senin be kadın, aklını başına topla!” diye bağırdı Yusuf ama ne dese Seyhan için fark etmediği için sonraki haftalarda da kıyıp Gönül’ü bırakamadı pazar günleri Seyhan’ın yanında. Çocuğu doğru dürüst temizlemediği için saçlarında konak oluşmuştu. Zavallı bakımsızlık ve açlıktan sokaktan çocuklarından farksız görünüyordu. Seyhan eskiden bağırıp çağırınca korkuyor, bir kaç gün hiç değilse evle, yemekle, çocukla ilgileniyordu ama artık ne yaparsa yapsın hiç bir işe yaramıyordu. Günlerce yatıp kalkıp Ayşe Naz’ın söylediklerini düşündü, düşündükçe de iyice delirdi ama ne yazık ki Seyhan düzelme göstermediği için kızı ile görüşmeleri hep ertelendi. Nihayet yürümeye başladığında yakındaki bir kreşle görüştü ve çocuğu hiç değilse rahat etsin diye kreşe bırakmaya başladı. Kreşin aylık masrafı yüksek olduğu için balık işinden sonra da gidip bir restoranda bulaşıkçılık yapıyordu. Restoranda ertesi güne kalmasın diye dökülen yemekleri de restoran sahibi ile anlaşıp eve getirmeye başlamıştı. Adam bunun saf bir adam olduğunu bildiği ve bir kızı olduğunu söylediği için kalan yemekleri eve götürmesine izin verdi. En azından gündüz kreşte daha iyi bakılan Gönül akşam evde de restorandan gelen yemekleri yemeye başlayınca biraz daha toparlandı. Seyhan da yerinden kalkmadan durmadan yediği için sürekli kilo alıyordu. Hafta içi güvende ve iyi bakıldığı içinde Yusuf iki üç hafta da bir pazarları Ayşe Naz ile buluşmaya başladı ama kızına harçlık verecek elinde parası kalmadığı için Ayşe Naz’ın şikayetleri hiç kesilmedi. Bütün parasını o kadının çocuğuna harcadığı için kızını yine ihmal ediyor pozisyonundaydı. Zeliha’da fişekler gibi sürekli yeğenini doğruluyordu. Yusuf ne kadar anlatmaya çalışırsa çalışsın ne ablasını ne de kızını ikna edemiyordu.
Aslında Zeliha bu ziyaretlerden sıkılıyordu ama Meliha yüzünden Ayşe Naz’ı ikna edip vazgeçiremiyordu bir türlü. Başkasından olan kızı yarım akıllı kardeşine getirmek için çocuklarını kocasına bırakmak zorunda kalıyordu. Pazar günü ailesi ile vakit geçirmek isteyen Mümtaz kendi kardeşinin kızını götürdüğü halde Zeliha’ya mızıldanıyordu. Ne Meliha’ya, ne de kocasına, “Başkasının kızını kardeşime niye yamadınız o zaman?” diye soramıyordu. Çünkü aslında bu öneri de ona aitti. Aslına Meliha bir süredir hayatına başka heyecanlar dahil olduğu için Ayşe Naz’ı babası hakkında fazla doldurmuyordu ama kız artık yıllardır onu baba bildiği ve sömürmeye alıştığı için geri çekilmiyordu. Artık iyice büyümüş aklı da erdiği için annesi bir şey söylemese de babasını kıvrandırmak için kendisi annesi söylemiş gibi bir sürü laflar iteliyor, Yusuf’un yüreğine indiriyordu. Yusuf yılmadan hem Seyhan’ı, hem Gönül’ü, hem Ayşe Naz’ı idare etti durdu. Bulaşıkçılık işinden gelen para yetmeyince başka işler buldu, çalıştı, kızına az da olsa harçlıklar götürdü ara sıra ama bir türlü kimseyi memnun edemedi. Sonunda Gönül beş yaşına gelince artık yetişemediği ve bir yıl sonra da okula başlayacağı için kreşten aldı kızı. Seyhan onunla ilgilenmese bile kendi başına tuvalete gidebiliyor, yemeği ısıtabiliyor ve idare edebiliyordu artık. Hatta kendini idare etmesi yetmiyormuş gibi beş yaşındaki küçücük kız annesinin yemeğini de ısıtıyor, babasına sofra kuruyor, bulaşıkları da yıkayıp kaldırıyordu güzelce. Seyhan kızı iyice hizmetçi gibi kullanmaya başlamıştı okula başlayana kadar geçen bir yıl içinde. Gönül’ün kreş masrafı kalkınca Yusuf yine kızına harçlık ayırabildiği için rahatlamış, artık Gönül ile de eskisi kadar ilgilenmez olmuştu. En azından kafası rahat kızı da mutlu görününce Ayşe Naz’ın sürekli söylediği gibi başkasının kızı için üzülmek istemiyordu artık. Ayşe Naz hem babasını görüp, hem harçlıklarını aldığı halde bu sefer “Ne zaman atacaksın o kızı evden! Artık beslemene gerek kalmayacak kadar büyümedi mi?” diye sormaya başlamıştı. Yusuf da yıllardır söylediği yalanı hiç bozmadan “Yakında!” deyip duruyordu sürekli.
Gönül okul başladıktan sonra da ev işlerini yapmaya devam etti, hatta Seyhan ona artık çamaşırı da yıkatıyor, babasının balık da giydiği kıyafetleri soğuk sularla elinde yıkatıyor ya da leğende çiğnetiyordu. Zavallı çocuk soğuk suların içinde hasta oluyor öyle de okula gidiyordu. Saçlarını da annesi rastgele makasla kestiği için bütün çocuklar onunla alay ediyordu. Üstü başı pis, lekeli saçları eğri büğrü dolaşıyor, öğretmen sürekli annesini ya da babasını okula çağırıyordu. Seyhan televizyonun başından kalkmadığı için arada bir ayarlayabilirse Yusuf gidiyor, annesinin aklı başında olmadığı için çocuğun böyle olduğunu açıklayıp duruyordu. Okulda herkes Gönül’ün saf babası ve akıl yoksunu deli annesini öğrenmişti artık. Çocukların çoğu onunla konuşup oynamıyor, doğum günü partilerine, okul sonrası oyunlarına da çağırmıyorlardı.
Yaşadığı tüm sefil hayata rağmen de çok akıllı bir çocuktu Gönül, annesinin dizilerle yaşadığını çoktan çözmüştü. Orada gördüğü her şeyin kendi hayatında olduğunu sandığını da! Televizyon gürültüsüne, açlığa hatta annesinin bahaneyi bahaneye katıp onu hırpalamasına ve ağlatmasına rağmen derse odaklanmayı da öğrenmişti. Başarılı bir öğrenci olduğu için de artık öğretmenler onun tuhaf giyimine ve saçlarına çok aldırmıyorlardı. Hatta bir kaç öğretmeni ona acıdığı için kıyafet getirmiş, bir tanesi de götürüp okulun yanındaki kuaförde saçını kısacık kestirmişti. Okulun müdürü dahil başarılı bu çocuğun yaşadığı sefil hayatı duymuştu. Veliler durumu öğrenmelerine rağmen sadece kendi çocuklarına merhamet gösterdikleri için arada bir eski oyuncak veya kıyafet getirip öğretmene teslim ediyorlardı. Gönül’de sevinerek hepsini alıp eve götürüyordu. Seyhan kız ona musallat olmadığı sürece ilgilenmediği için getirdiklerini nereden bulduğunu da sormuyordu bile. İlkokul dördü bitirdiğinde artık yemekleri de Gönül yapıyordu. Kız büyüyüp, ev işlerini de üstlenince Yusuf da biraz rahat etmiş, gece işlerine gitmemeye başlamıştı artık. Kızı ile görüşüp, harçlıklarını da verdiği için içi rahattı.
Gönül’de doğduğundan beri ona baba diyordu. Seyhan babasının başkası olduğunu kızına söylenmesini istememişti. Yusuf da o doğduğunda kendi kızına da hasret kaldığı için bunu kabul etmiş, kızı üzecek diye de hiç bir zaman ben senin gerçek baban değilim dememişti. Ayşe Naz’ın sitemleri yüzünden gaza geliyor arada bir ona gerçeği anlatmayı planlıyordu ama sonradan bunun çocuğu üzmekten başka bir işe yaramayacağını düşünüp vazgeçiyordu. Kızı kıskanacak diye görmediği halde evde de Gönül’e soğuk davranıyordu sadece bir süredir ama çocuk zaten bu tuhaf ailede fiziksel ve duygusal olarak hırpalanmayı normal saydığı için farkına bile varmıyordu. Akşam olunca işler, dersler yorgunluktan bayılıp kalıyordu zavallı.
(devam edecek)