Seyhan bir akşam sancılanınca Yusuf kaptığı gibi hastaneye götürdü onu. Nur topu gibi bir kız doğurdu o da, adını da Gönül koymak istedi. Gönül seyrettiği son dizideki ana karakterin adıydı ama Yusuf’un bundan haberi bile yoktu tabi. Yusuf’un farkında olmadığı çok fazla şey vardı Seyhan’da bazen eve geldiğinde onun başka kadınlarla olduğunu ima ediyordu. Kıskançlığına veriyordu Yusuf, onu sevdiği için, özleyince hırçınlık yapıyor diyordu. Bazen birileri var beni takip ediyorlar, çok korkuyorum diye anlatıyordu. Geçmişle ilgili bir şey anlatmadığı için bunun da sırlarından biri olduğunu sanıyordu yine.
“Ben seni koruyup bakarım, sen merak etme! Korkma kimseden, seni burada kimse bulamaz!” diyerek sarılıp, sakinleştiriyordu onu.
Bir keresinde çocuğun babasının ve tüm ailesinin öldüğünü söylemişti, Yusuf daha önce de tecavüze uğrayıp terkedildiğini anlattığını hatırlayamamıştı nedense. Ona da inanmıştı. Yusuf’un saflığı, Seyhan’ın tuhaflığı bir araya gelmiş, ikisi de kendi dünyalarında algıladıkları gibi bir arda yaşam kurmuşlardı.
Gönül’ün doğumu işler iyice sarpa sarmaya başladı. Seyhan bütün gün dizi veya kadın programları izlemek istediği için yatağın üzerine attığı çocuğu ya unutuyor ya da umursamıyordu. Emzirmiyor, altını değiştirmiyor çocuğun altının sürekli pişik ve yara olmasına neden oluyordu. Yusuf başta onun ilk annelik deneyimi olduğu için beceremediğini düşündü ama balığa gitmedikleri günler gözlemleyince gerçekten de çocuğa bakmak istediğini fark etti.
“E televizyonda atıyorlar yatağın üzerine öyle böyle büyüyor!” diyordu Seyhan, “Bu da sürekli ağlıyor, delirecek gibi oluyorum bazen. Susması için bağırıyorum anlamıyor bile!”
“Delirdin mi sen bu daha bebek! Sen bağırdıkça daha çok ağlar!” diyordu Yusuf, ona öğretmeye çalışıyordu, Ayşe Naz’ın bakımından bildiklerini gösteriyordu ama Seyhan’ın umurunda bile değildi anlattıkları. Sütü kesildiği ve doktor mama verin dediği halde daha iki üç aylıkken evdeki yemeklerden, meyvelerden yedirmeye çalışıyor, çocuk boğulacak gibi öksürünce de beceriksizlikle suçluyordu. Yusuf sonunda mamaları giderken hazırlamaya ve çocuğa başka hiç bir şey vermemesini sıkı sıkı tembihlemeye başlayınca en azından ona uydu. Aksi durumda Yusuf bir gün gelip zavallı Gönül’ü boğulmuş bulmaktan korkmaya başlamıştı. Gönül altı aylık olduktan sonra en azından bu kısmı biraz kurtarmış oldular, doktor kademeli olarak kat gıdaya geçmelerini söylediği için iki aydır az az verdiklerinden fazlasını altı aydan sonra vermeye başladılar ama Yusuf çocuğun her geldiğinde etinden et koparılır gibi ağlamasından aç ve altının pis olduğunu anlıyor, önce temizleyip, sonra da karnını doyuruyordu. Doğru dürüst beslenmediği için hâlâ kilosu çok düşüktü Gönül’ün. Doktor da Seyhan düzenli beslediklerini söylediği halde çocuğun bu halde olmasına bir anlam vermediği için sürekli soruyordu. Sonunda Seyhan onun iyi bir doktor olmadığına karar verip, Gönül’ü kontrollere götürmekten vazgeçti. Yusuf ne dersin desin de ikna olmayıp, kıyametleri kopardı. Yusuf artık onun normal olduğunu biliyordu ama Gönül’ü o kadar seviyor ve korumaya gayret ediyordu ki, Seyhan ile onu sokağa bıraksa çocuğun ölüp gideceğinden korkuyordu. Onları idare etmek ve Gönül doğduktan sonra masraflara yetişmek için kendi kızını görmeye de gidemez olmuştu. Kızını ve onları görmeye gelmesin diye sürekli kapıdan kovaladıkları Yusuf, Gönül’ün doğumu ile hepten ayağını kesince Zeliha’da Ayşe Naz ve Meliha’ın ilgisiz baba söylemlerinden sıkılmaya başladı ve balıkçıya haber bırakıp buluştu kardeşiyle.
“Abla bebek zor büyüyor, elimdeki avucumdakini onlara harcıyorum artık. Seyhan’da doğumdan sonra çok değişti, tuhaf davranıyor. Bebeğe bakmasına yardım ediyorum. O yüzden gelemiyorum. Sen kızıma söyle, onu çok özledim, harçlık da veremiyorum ama işler yoluna girince mutlaka geleceğim!” dedi Yusuf çaresiz bir halde.
“Kardeşim tabi zor anlıyorum ama kızına da baban başka birinin çocuğuna bakıyor gelemiyor nasıl diyeyim değil mi? Sen artık bul bir yolunu kızınla görüş arada sırada bak böyle ihmal ederek olmuyor, başımın etini yiyorlar anne-kız!” dedi Zeliha. Yusuf’a karşı bu anlamsız düşkünlükleri yoruyordu onu artık. Bir anlam da bulamıyordu altında. Annesinin gezmelerinden aile ortamı göremeyen Ayşe Naz babasına sarıyordu durmadan. Meliha’da kendi açığını kapatmak için sürekli Yusuf’a karşı kışkırtıyordu kızı. Zeliha’da “Sen önce Emin’den peydahladığın kıza annelik yap!” demek istiyor ama diyemiyordu.
Gönül dokuz aylık olduğunda Seyhan artık televizyonun başından hiç kalkmıyordu. Ona göre çocuk büyümüş kendi başının çaresine bakacak yaşa yaklaşmıştı. Ya da Yusuf eve bir yardımcı tutmalıydı.
“Barakaya mı yardımcı tutayım?” dedi Yusuf hayretle.
“Ne var ben evde bir yardımcı ile yaşamaya layık değil miyim?” diye hırladı Seyhan, “Yemek, iş, çocuk kölen değilim ben senin? Kapattı beni bu barakaya!”
“Ben mi seni kapattım?” dedi Yusuf iyice şaşırarak, “Sokakta buldum getirdim seni hatırlasana, çocuğuna babalık yapmaya çalışıyorum ama sen ne annelik biliyorsun ne de başka bir şey! Bütün gün televizyon seyrediyorsun sadece!”
“Seyrediyorum evet benim dünyaya açılan pencerem de o! Bir yere mi gidiyorum sanki ha? Sana bir çocuk verdim bana bir hediye bile almadın. Alış veriş merkezlerine bile gitmiyoruz. Daha bir barbekü bile yapmadın bana?”
“Barbekü de ne?”
“Cahil, vizyonsuz bir adamsın sen! Mangal diyorum mangal! Bu çocuk babasının mangalda pişirdiği etleri yemedi hiç daha!”
“Tamam pazar günü ben size mangalda balık yaparım yeriz!” dedi Yusuf bunun niye mesele olduğunu anlamadan.
“Balık demiyorum, barbekü de et yapılır, pirzola, biftek! Yüzgeçlerim çıkacak yakında balık yemekten. Deniz kızı mıyım ben durmadan balık yiyoruz! Aş biraz kendini, aş! Benden öğrenmeye bak yaşamı! Örnek al biraz!”
Ya sabır çekerek dinliyordu Yusuf her gün benzer muhabbetleri, yine de Seyhan mutlu olsun, çocuğa iyi baksın diye gidip et aldı kasaptan hafta sonu, bahçede taşlardan yaptığı ocağın üzerinde mangal gibi pişirdi karısına.
“Ben barbekü diyorum sen taştan ocak yapıyorsun ama neyse et güzelmiş!” diyerek hepsini yedi Seyhan ve sonra hemen televizyonun karşısına oturdu yeniden.
Uyarmış olmasına rağmen iki ay daha Yusuf ortalarda görünmeyince yine balıkçıyı arayıp, kızı ile birlikte onunla buluşacaklarını söyledi Zeliha. Ayşe Naz sürekli halasına gelip, babasına gitmek istediğini söyleyerek ağlıyordu. Yusuf kızının da geleceğini duyunca heyecanlandı hemen gitti buluşma yerine ertesi gün.
Ayşe Naz küsmüştü babasına, “Sen başka birinin çocuğunu seviyormuşsun artık, beni unutmuşsun annem öyle söylüyor!” dedi ağlayarak.
“Yok babacığım, hiç olur mu öyle şey! Benim kızım sensin, ben sadece seni seviyorum. O zavallı daha bebek, annesi de pek aklı başında değil, ölüp gitmesin diye bakıyorum ben ona, besliyorum sadece!”
“Kedi gibi mi yani?”
“Yani kedi gibi evet!”
“Sonra ne yapacaksın, sokağa mı bırakacaksın?”
“Öyle mi yapayım?” dedi Yusuf gülümseyerek.
“Evet öyle yap!” dedi Ayşe Naz hiç sakınmadan, “Sokakta yaşayabilir kediler, bırak o da annesiyle yaşasın, başkası bulur bakar belki onlara, senin bakman gereken o değil benim! Annem öyle söylüyor!”
Zeliha sürekli kaşlarını kaldırıp, “Gördün mü? “der gibi bakıyordu Yusuf’a.
“Annem diyor ki sen her şeyi alıyormuşsun o kadınla kızına, bizi unutmuşsun!”
“Kızım, Ayşe Naz’ım ben seni nasıl unuturum babacığım?”
“Unutmasan aylardır gelirdin değil mi? Annem doğru söylüyor! Kendine başka aile buldu artık o baban kötü biri diyor annem!”
“Abla söylesene ben öyle biri değilim!”
“Ne diyeyim Yusuf, çocuk haklı toparlan sen de biraz!” dedi Zeliha ters ters. Ablasından da yardım alamayınca artık daha sık kızı ile buluşacağına söz verdi Yusuf. Yalan olsa da Gönül’ü de biraz büyüyünce evden atacağını söyledi.
Ayşe Naz babasından harçlığını da alınca gülümsedi, ayrıldılar yanından.
(devam edecek)