Böylece Yusuf’un hayatında üç dört ay da bir de olsa kızıyla buluştuğu yeni bir dönem başladı. Zeliha bu üç dört ay boyunca hiç gelmemesi koşulu ile kızı getireceğini söylediğinden arada gidip ablasının kapısına da dayanmıyordu artık. Kızının ilk buluşmadan hediyelerle döndüğünü gören Meliha, Ayşe Naz’ı babasını her gördüğünde hediye ve harçlık isteme konusunda işlemeye başladı. Madem babalık yapmak istiyordu kızına da harçlık da versindi o zaman. İhtiyaçları yoktu ama Meliha, Yusuf’un bu isteği geri çevirmeyip, canla başla çalışacağının eminliği ile eğleniyordu kendince. Başlarda küçük olduğu için tembihi hatırlamayan Ayşe Naz’da zamanla kanıksayıp, her buluşmada bir şeyler istemeye başladı Yusuf’tan. Yusuf’ta kızı istedi diye ne olursa olsun onu yerine getirmek için bazen iki aylık maaşını yatırıp, aldı ne istiyorsa. Zaten her gün balık olduğu için boğazını doyurmanın yolu vardı nasılsa.
Ayşe Naz’ın ilkokula başladığı sene, Yusuf kızıyla buluşmadan dönerken yağmurun altında oturmuş ağlayan bir kadın gördü çöpün yanında. Önce geçip gidecekken gönlü razı olmadı kadının haline. Sanki kendi ıslanmamış gibi geri döndü ve ne olduğunu sordu kadına. Kadın başını kaldırıp Yusuf’a baktı yaşlı gözlerle, Yusuf o zaman gördü kadının hamile olduğunu, kendi kızını hatırladı içi parçalandı.
“Sokakta mı kaldınız siz?” dedi hemen.
Başıyla onayladı kadın, konuşacak hali bile yoktu belli ki. Hemen kadının kolunu tutup kaldırdı, zorla taşıdı barınağa kadar, üzerine kuru kıyafetler verdi, sobayı da yaktı ısınsın diye, soğuktan tir tir titreyen kadın, giyinip hemen büzüştü sobanın yanına. Yusuf’un pişirdiği balıkları da hızlıca yedikten sonra derin bir uykuya daldı. Yağmurun altında o kadar oturunca ateşi yükseldi gece, zavallı Yusuf sabaha kadar kadının ateşini düşürmek için alnına bezler koydu durdu ablasından öğrendiği gibi ama sobanın sıcağı ile bunun bir faydası olduğunu bilmeden başarılı olamadı. Doktora götüreyim dediği halde kadını ikna edemeyince mecburen başından ayrılamadı. Yağmur yüzünden balıkçı denize açılamadığı için barınağa gelen giden yoktu ondan başka. İki gün kadının ateşi düşsün diye bekledi başında. Yüksek ateş yüzünden neredeyse kendinden geçmiş vaziyette yatan kadına hiç bir şey soramadı o iki gün. Sonunda kadın yavaş yavaş kendine gelmeye başlayınca adının Seyhan olduğunu öğrendi. Nereden geldiğini o yağmurda neden sokaklarda kaldığını anlatmıyordu Seyhan. Ağlıyordu sordukça da, o ağladıkça da Yusuf’un içi parçalanıyor sorup üsteleyemiyordu. Çok acımıştı kadına, kendine benzetmişti biraz da. Belli ki kimse istememişti onu da, belki de kocası boşamıştı Meliha’nın ona yaptığı gibi, “Git!” demişti birden bire. Bir hafta sonra kadın iyice toparlanıp, Yusuf’a çorba pişirip, sağı solu toparlamaya başladı. Gidecek yeri olmadığı için iyileşse bile çekip gitmiyordu. Yusuf’ta anladığı için sesini çıkarmıyordu. Balıkçı bir kaç kez uğrayıp barınakta kadını gördü ama Yusuf’un hayatına karışmak istemediği için bir şey demedi. Sonuçta genç adamdı. Ona da bir zararı olmamıştı. Böylece Yusuf bir anda Seyhan’la yaşamaya başladı. Seyhan Meliha gibi uzak da durmuyordu Yusuf’tan gece sokulup uyuyor, yanaklarını öpüp seviyordu. Birinin onu böyle sevmesine hasret kalan Yusuf’ta hemen aşık oldu Seyhan’a. Her gece ona sokulup uyumak için deli olmaya başladı. Seyhan bir ay sonra “Burada neden bir televizyon yok?” diye sorunca kızına diye ayırdığı parayı gözünü kırpmadan götürüp televizyonun peşinatına verdi. Seyhan’ın istediği gibi kocaman bir televizyon aldı barınağa. O gece Seyhan sokulup uyumaktan fazlasını yaşattı Yusuf’a. Onca yıl evli kaldıktan sonra hayatında ilk kez o gece bir kadınla olmanın ne olduğunu anladı Yusuf. Artık Seyhan onun için hayattaki en önemli kişi olmuştu. Karnı giderek büyüdüğü için Meliha’dan alışık olan Yusuf onu rahat ettirmek için ne yapacağını şaşırıyordu barınakta. Karnı büyüdükçe Meliha gibi rahata alışan Seyhan’da akşama kadar televizyon izlemeye başlamıştı. Dizi seyretmeyi çok sevdiği için paralı kanallardan birine abone yaptırmıştı Yusuf’u. Kanallar açıldığı günden beri de televizyonun başından kalkmıyordu. Yusuf’ta o hamile yorulmaması lazım diye pervane oluyordu. Uzun süre kendi başına yaşadığı için artık daha çok yemek yapmayı da biliyor, Seyhan canım ne çekti derse allem edip, kallem edip malzemeleri buluyor, ona pişirip kendi elleriyle yediriyordu. Sonunda balıkçı da kızın hamile olduğunu fark edince, “Çocuk senden mi diye sordu?” dayanamayıp, “Benden!” dedi Yusuf’ta kız gitsin demesin diye. Nevzat beyden Yusuf’un iyi niyetini çok dinlemiş olan adam, “Evlen oğlum o zaman!” dedi babacan bir tavırla, “Çocuk nikahsız doğmasın! Neyi bekliyorsun?”
Zaten Seyhan’ın cilvesine, işvesine çoktan kapılan Yusuf hemen ikna oldu balıkçının sözlerine. Kızın akşama kadar seyrettiği dizilerdeki kadınların karakterine bürünüp, her akşam başka bir tavır peşinde olduğunu henüz çözememişti. O gün işleri bitince hemen Seyhan’a evlenme teklif etti.
“Yok!” dedi Seyhan şaşırtıcı bir şekilde, “Ben seninle evlenemem!”
“Çocuk ne olacak?” diye sordu Yusuf’ta balıkçının sorduğu gibi, “Babasız mı büyüyecek, babası kim söyleyecek misin?”
“Kaçırdı babası beni!” dedi Seyhan, “Kaçırdı, tecavüz etti bana! Hamile kaldığımı anlayınca da sokağa attı!”
Aslında o aralar seyrettiği dizi de olanlardı Seyhan’ın anlattıkları ama Yusuf onunla oturup televizyon izlemediği için inandı söylediklerine, çok üzüldü, canı yandı.
“Ben varım artık, kimse sana zarar veremez!” dedi Seyhan’a sarılıp, zaten dram oynamayı seve Seyhan ağlayarak sarıldı Yusuf’a, bıraktı yine kendini.
“Sen bu çocuğu nüfusuna al ama biz evlenmeyelim!” dedi ertesi sabah yine. Seyhan istemeyince Yusuf’ta ısrar edemedi. Balıkçı sorarsa Meliha ile olduğu gibi oda nikahı yaptık derim diye düşündü kendi kendine. Seyhan geldi geleli, ablasına da, kızını da unutmuştu iyice. Zeliha gelme dediği halde ayda bir kapıya gelen Yusuf gelmeyince umursamadı önce. Sonra başına bir iş mi geldi diye düşündü. Üzüleceğinden değil ama meraktan aradı balıkçıyı. Yusuf haberleşebilsinler diye balıkçının numarasını vermişti ablasına. Balıkçı ertesi gün kendi telefonundan arattırdı Yusuf’u ablasına. Bir çırpıda anlattı Seyhan’ı o da.
“Hah ne güzel evlenin bak artık yeni yuvan olsun, senin de çocuğunda oluyormuş! Rahatına bak, gelme o zaman artık ben gelir gelinimizle tanışırım!” dedi Zeliha bunu bir fırsat bilip. Balıkçının yanında çok açık konuşmak istemeyen Yusuf “Uğrarım ben uygun olunca konuşuruz!” diyerek kapattı telefonu. En azından bir süre rahat edeceğini anlayan Zeliha’da aramadı geri.
Ayşe Naz’ın iki üç ayda bir buluşup harçlık diye elinden tüm parasını aldığı babasını soracağını düşünmemişti tabi hiç. Yusuf parasını kızına akıtmaya başladığından beri Zeliha’nın eli harçlıksız kalmıştı. Yine de kardeşini uzak tutmak için razı olmuş, kızına vermesine göz yummuştu. Şimdi ana kızın aynı oyunun peşinde olduklarını anlayınca bozuldu ama bir şey diyemedi. İkinci çocuğunu da doğurmuş, kocasını el üstünde tutarak ailedeki pozisyonunu çok güzel korumuştu. İstediğinin âlâsını yaşadığı bu hayatı riske edecek bir söz ya da davranışta bulunamazdı. Umutlarını keserler belki diye Ayşe Naz’a Yusuf’un başka bir kadınla evlenip, ondan çocuğu olacağını anlattı. Aslında babasına hiç düşkün olmayan kız nasıl olduysa hırslanıp ağlamaya başlayınca, Meliha’da öğrendi olanları. Yusuf’tan kurtulmak görmek istemeyen Meliha’da gereksiz hırsa kapılıp, kızını ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayınca, “Zaten Yusuf’un değil bu kız?” diyecekti ama Ayşe Naz gerçeği bilmediği ve kendi pozisyonunu da zor sokmamak için “Ben kardeşimle konuşurum!” diyebildi.
(devam edecek)