Yok yere – Bölüm 5

Meliha’nın hamileliği beşinci ayına girerken baba olacağını öğrenen Yusuf mutluluktan ne yapacağını bilmiyordu. Ablasının tembihlerine uyup, Meliha ne isterse yapıyor, o uyurken rahatsız etmemek için kapısının önünden bile geçmiyordu. Meliha bebek işini böyle kolayca hallettikleri ve ummadığı kadar rahat ettiği için çok mutluydu. Tek derdi Emin’e olan öfkesiydi ama annesinden korktuğu için ondan da hırsını alacak bir durumu yoktu maalesef. Emin ile aralarında olanlar ortaya çıkıp, iki alenin arası bozulursa tüm hayatları ellerinden giderdi. Safiye hanım artık kızın güvenmediği için Yusuf işten çıkar çıkmaz ya yukarı çıkıyor ya da onu aşağı çağırıyordu. Ağabeyi telefonunu takibe almıştı, aileye haber vermeden kapı dışarı çıkması yasaktı. Herkese yeni evlenip, hemen hamile kalan kızın riskli hamilelik nedeniyle doğuma kadar evde dinleneceği söylenmişti. Akşam kocası gelince herkes evine çekiliyordu. Meliha, Yusuf’un saflığından sıkıldığı için ona oyunlar oynayıp kendi kendine eğleniyordu. Canının olmadık şeyler çektiğini söylüyor, hamileliğini kullanıp olmadık nazlar ediyor, her gece zavallı Yusuf’u oradan oraya koşturtup, çaresiz bırakarak kendi kendine gülüyordu. Yusuf ise karısının onu çok sevdiğini sandığından, ne istiyorsa yapıyor, ne itiraz ediyor, ne de karşı çıkıyordu. Yıllarca ablasına gösterdiği nezaketi ve sabrını Meliha’ya kat kat fazla gösteriyordu. Onun yüzü gülsün diye kendince hediyeler getiriyor, tatlılar alıyordu. Her yaptığına burun kıvıran Meliha’nın aldığı hediyeleri açmadan attığını bile fark etmiyordu. Zeliha görümcesinin, kardeşine yaptıklarını görüyor ama Yusuf bu sayede ondan uzak duruyor diye hiç sesini çıkarmıyordu. Meliha gerçekten öyle yoruyordu ki zavallıyı ablasını düşünecek hali bile kalmıyordu. Sonunda Meliha bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Yusuf hariç herkesin Emin’in kızı olduğunu bildiği çocuğun adını Ayşe Naz koydular. Meliha herkesin çocuğa iki ismi ile birden seslenmesini istediği için Ayşe ya da Naz’ı tek başına kullananlara sitem ediyordu. Çocuğun ismine gösterdiği özeni çocuğa göstermediği için bir bakıcı tutulmuştu. Aylardır evde kapalı kalmaktan fenalık geçiren Meliha’da bakıcının başlaması ile birlikte özgürlüğünü ilan etmişti artık. Safiye hanımım tüm tembihlerine rağmen çocuğu bakıcı ile bırakıp çıkıyor, hamilelikte kilo alıp çirkinleştiğini düşündüğü için sürekli alış veriş yapıyordu. Yusuf’un kazancı onun alışverişine yetmediği için haliyle annesinden sürekli harçlık istiyordu.

“Bu kız eteğine bir çamur bulaştıracak yine!” diyordu Safiye hanım.

Meliha ise artık çocuk doğduğu için Yusuf ile evli kalmak istemiyordu. Bebek doğduğuna bir bakıcısı da olduğuna göre o da eski ve güzel hayatına geri dönebilirdi. Emin ile aralarında bir şey kalmamıştı. Artık onun yüzünü de görmek istemiyordu. O halde evde hapis kalıp, Yusuf ile evli durmasının da bir anlamı yoktu.

“Saçmalama!” diyordu annesi, “Bebek doğar doğmaz ayrılınmaz öyle, azıcık büyüsün sabret! Zincirinden boşanmış gibi de gezip durma öyle, artık evli, çocuk sahibi bir kadın oldun sen haddini bil!”

Safiye hanım kızının gezme hevesi ile baş edemeyince bu defa oğlu ile konuşup, gelinini taktı peşine. Nereye giderse Zeliha ile gitmeye başladılar artık. Zeliha da zaten gezmeyi, alışverişi ve tabi ki pahalı yerlerde yiyip, içip gösteriş yapmayı sevdiği için hiç itiraz etmedi bu işe. Yusuf da ablası ile karısı çok iyi anlaşıyor, etle tırnak gibi dolaşıyorlar diye neredeyse sevincinden ağlayacaktı.

“Maşallah!” diyordu Nevzat bey o anlattıkça, “Hakikaten ablan bir melekti, karın ve ailesi de ayrı melek çıktılar. Temiz kalbinin mükafatını hep alıyorsun çok şükür!”

Yusuf’un anlattıklarıyla günlük güneşlik görünen hayat Ayşe Naz’ın iki yaşına gelmesi ile kışa dönmeye başladı. İki yıldız yengesiyle yapışık dolaşan Meliha sonunda bundan da sıkılmıştı. Yengesinden ve onun geri zekalı kardeşinden kurtulmanın zamanı gelmişti artık, boşanmak istiyordu. Diğerlerine hiç danışmadan bir gün Yusuf’a ayrılmak istediğini söyleyiverdi. Hiç beklemeyen Yusuf, karısının alaycı ve iğneleyici sözlerine alıştığı ve şaka sandığı için yine öyle yapıyor sandı.

“Ne şakası be!” dedi Meliha sabrı taşarak, “Artık seninle yaşamak istemiyorum! Çık git bu evden!”

Neye uğradığını şaşıran Yusuf, yanlış bir şey söyleyip, karısının kalbini kırmamak için soluğu ablasının evinde aldı. Meliha’nın sonunda kimseye danışmadan harekete geçtiğini anlayan Zeliha, kardeşine Meliha ile konuşacağını, sabırlı olmasını söyledi. Kolay değildi küçük bir çocuk insanı çok yorardı. Meliha’da muhakkak ki yoruluyordu. Ayşe Naz geceleri hâlâ uyanıyordu. Aslında memeden kesildiğinden beri her uyandığında kıza geceleri Yusuf bakıyordu ama Meliha kimseye anlatmıyordu elbette bunu. Bakıcıları gündüz çalıştığından akşam olunca kızları ikisine kalıyordu. Yusuf eve gelir gelmez, kızına kokmamak için banyosunu yapıyor, bakıcının hazırladığı yemekleri yedikten sonra uykusu gelene kadar kızıyla oynuyordu. Ayşe Naz gece uyanmalarını kesmediği için, Meliha bazen salona kaçıyor, Yusuf yatakta kızıyla sabaha kadar uyur uyanık kalıyordu. Hiç bir şeyden şikayet etmediği gibi bundan da şikayet etmiyordu tabi. Kızına hayrandı, onu o kadar seviyordu ki, o biblo gibi minik yüzüne, güzel gözlerine, ipek gibi saçlarına ve o güzel kokusuna ve gülüşüne daha çok bakmak hoşuna gidiyordu. Akşama kadar kızının yaptıklarını anlatıyordu ustasına. Nevzat bey evliliği gibi böyle güzel bir evlat sahibi olduğu için de sürekli takdir ediyordu Yusuf’u. O kimselerin beğenmediği oğlan harika bir baba olmuştu şimdi. Ustasının yardımı ile kızının ilk ayakkabılarını yaptığında, göz yaşlarına boğulmuştu dükkanda.

Ablası da sürekli tembihlemeye devam ediyordu Yusuf’u “Aman karını, yorup, üzme diyordu devamlı. Çok yoruluyor o sen gündüz görmüyorsun. Gece olunca elleme uyusun, birlikte uyuyalım falan diye sakın diretme. Çocuk olunca böyle olur normal.”

Daha karısının eli eline değmeyen Yusuf nasıl olup da boşanma aşamasına geldiklerini anlayamıyordu bir türlü. Kardeşini ben karınla konuşurum diye ikna edip yollayan Zeliha, soluğu kayınvalidesinin yanında aldı. Safiye hanım kızı dursa nikah kalsın istiyordu ama bir yandan da ailelerine aldıkları bu geri zekalı damattan da kurtulmak işine geliyordu. Onu bir yere götürmek istemediklerinden kızı ve torunu ile insan içine çıkamaz olmuştu. İnsanlar haliyle damadı da soruyorlardı. Hastaydı, işi vardı bahaneleri de bir yere kadardı. Böyle aklı geri bir adamla kızlarını evlendirdikleri duyulsa, elâlemin dilinden kurtulamazlardı. Onca yıl gelinin kardeşi olarak bile ortaya çıkarmadıkları Yusuf’u ailenin tek damadı olarak lanse etmek hiç olmazdı. Zeliha’da zaten onlar gibi düşündüğünden hiç gocunmuyordu bu laflara. Meliha iyi dayanmıştı ona göre de, artık zaten Yusuf’un varlığı Meliha’yı durduramadığına göre Yusuf’un ayak altından çekilmesi de iyi olurdu. Üç yıldır her istediğinde kapıya gelip, karısını mutlu etmek için sürekli ağlayan kardeşinden iyice sıkılmıştı o da. Sahiden kendini ailenin bir parçası sanması sinirlerini bozmaya başlamıştı. Şimdi ikinci çocuğuna hamileyken böyle bir dayı ile büyümelerini istemiyordu. Yusuf ile Meliha’nın dahil edilmediği aile toplantısında boşanmalarının iyi olacağı sonucuna varıldı. Yusuf’la konuşup ikna etme işi yine Zeliha’daydı.

“Canım kardeşim oluyor böyle şeyler, aşkın ömrü üç yıl diyorlar zaten biliyorsun!” dedi Yusuf’a.

“Ben karımı seviyorum, kızımı daha da çok seviyorum. Ondan nasıl ayrılırım!” diye ağlamaya başladı Yusuf çocuk gibi.

“Canım karından boşanacaksın kızından değil ki, bir süre sabredersin ben sonra Ayşe Naz’ı alır getiririm senin yanına. Sen onun her zaman babası olarak kalacaksın!” diye zorladı Zeliha.

(devam edecek)

Yorum bırakın