Zeliha’nın evliliği tam istediği gibi gidiyordu. Kocası onu çok seviyor, kayınvalidesi ve görümcesi ile de arası çok iyiydi. Nihayet hayal ettiği hayata kavuşmuş, kuaföre gelen müşterileri gibi zengin insanların arasına girmeyi başarmıştı. Safiye hanım gittiği her yere onu da götürüyor, herkes kayınvalidesine böyle saygılı ve düşkün bir gelini olduğu için ona gıpta ediyordu. Mümtaz’da güzel ve güler yüzlü karısından çok memnundu.
Yusuf o ayki maaşını aldıktan sonra hem ablasını özlediği hem de parayı vermek istediği için bir iş çıkışı kapılarına gelince Zeliha ne yapacağını şaşırdı. İşten çıkış geldiğinden dükkanın kösele kokusuna karışmış teri bir metre öteden alınıyordu. Ablası kapıyı açar açmaz sevinçle sarılmak isteyince, Zeliha elinin tersiyle onu dışarı itti.
“Ablacığım dur ne yapıyorsun bak duş bile almamışsın, Mümtaz gelince ona pis mi kokayım istiyorsun bak saçımı da sardım, uğraştım o kadar!”
Ablasının tepkisinden çekinen Yusuf hemen bir adım geri atıp, uzaktan bakmayı yeğledi, “Özlemişim de ondan kusura bakma, daha yeni yeni alışıyorum akşamları yalnız oturmaya. Sen ne yapıyorsun mutlu musun?”
“Ben çok muyluyum sakın merak etme beni canım benim. Ya ben de seni çok özlüyorum burnumda tütüyorsun ama burası el kapısı, ben de bu ailenin bir parçası oldum artık biliyorsun. O yüzden kurallarına uymam gerek. Yoksa evimde huzurum olmaz, mutsuz olurum, sen de bunu istemezsin değil mi?”
“Asla istemem!”
“Ben sana söylemeden gelme demiştim ama bak gelmişsin?”
“Evet biliyorum, çok haklısın ama ben maaş aldım, ablamın da paraya ihtiyacı vardır dedim yarısını sana getirdim! Bak!” diyerek cebinden kağıda sardığı paraları çıkarıp uzattı Zeliha’ya. Zeliha gözleri doluyormuş gibi eliyle sildi sahte göz yaşlarını uzanıp aldı hemen parayı.
“Ya canım kardeşim, ne varsa sen de var. El kapısında hasretini çekmek zor ama ben geleceğim ilk fırsatta. Şimdi evlendi hemen gezmelere çıkıyor demesinler diye gelmiyorum. Biraz geçsin geleceğim tamam mı?”
“Tamam, gel evimi gör, küçük ama idare ediyorum!”
“Tabi, yeter sana ne olacak? Ben de evi satınca kendime çeyiz aldım biliyorsun, ana yok, baba yok. Kendi yağımızla kavrulduk. Sen de orada rahatsan benim de içim rahatladı, yoksa seni o evden çıkarmayı hiç istemezdim biliyorsun. Yusufum benim!”
“Biliyorum ablacığım her şeyim var benim. Ustamın ailesi de bana iyi davranıyor, sen mutluluğunu bozma, rahat ol!”
“Tamam, haydi sen git istersen şimdi, içeri de alamıyorum seni Mümtaz’ın haberi olmadan olmuyor artık biliyorsun. Onun rızasıyla yapıyorum her şeyi. Geleceğim ben sana tamam mı?”
“Tamam, haydi kal sağlıcakla!” diyerek ayrıldı Yusuf ablasının yanından, evlendikten sonra onun iyice güzelleştiğini düşünmüştü. Demek iyi bakıyorlardı ablasına. Onun adına mutlu olduğu için sevine sevine eve gitti. Ablasını el kapısında parasız bırakmadığı için de, içi rahatlamıştı. Bundan sonra her ay götürüp verecekti maaşının yarısını. Kapıdan verir gelirdi böyle ne olacak, ayak üzeri de olsa sohbet etmişlerdi işte. Zaten evdeyken de Zeliha pek konuşmazdı ki Yusuf’la, kapı ağzında bir haftada konuştuklarından fazlasını konuşmuşlardı şimdi.
Sonraki aylarda Zeliha ne kadar kızarsa kızsın, Yusuf her ay maaşının yarısını alıp kapısına gitmeye devam etti. Her defasında da bir daha gelmemesi için ablası onu tembihleyip, elinden parasını da alıp geri gönderdi. Hatta bir keresinde Nevzat beyin karısı yaptığı sarmadan ona getirince, parayla birlikte küçük plastik bir kaba koyduğu sarmaların birazını da ablasına getirdi.
“Sensiz boğazımdan geçmiyor!” diye uzattı parayla birlikte. Zeliha onu komple uzaklaştırmanın bir yolunu bulamadığı için mecburen ayda bir kapıda oyalıyordu. Getirdiği paraları ve evden gelen kirayı, kocasından gizli yaptığı alışverişleri için kullanıyor birazını da sonra harcamak için kenara ayırıyordu. Kocasının da eli boldu, istediğini yapsın diye ona bolca harçlık veriyordu. Hayatında sahip olmadığı her şeye bir anda sahip olmuştu. O kösele kokulu kardeşinin getirdiği sarmaların alasını yiyordu burada. Safiye hanımın evinde çalışan kadın, aşağıda pişenlerden onlara da çıkardığı için öyle akşama kadar yemekle de uğraşmıyordu. Kayınvalidesi ile geziyor, akşamda gelen hazır yemeklerle kocasına sofra kurup, gönlünü hoş ediyordu. Ailenin suyuna göre davranmak bu şatafatı yaşamaya değerdi, ne istiyorlarsa, nasıl olmasını istiyorlarsa onu yapıyordu. Evlendikten bir kaç ay sonra hamile olduğu anlaşılınca Mümtaz karısını yere göre sığdıramadı. Yusuf kapıya geldikçe de ona artık hamile olduğu için dikkat ettiğini evden çıkıp da o yüzden kardeşini ziyaret edemediği yalanını uydurdu.
Safiye hanım da ilk torunu geliyor diye çok mutlu olmuş, gelinine yağdırıyordu. Birlikte bebek odası, bebek giysileri için alışverişe çıkıyorlar, çıkmışken de nazlı geline de mutlaka bir şeyler alınıyordu. Midesi zerre bulanmadığı halde bir de midem bulanıyor numarası başlayınca, mutfağa hiç girmez oldu. Yemekler aşağıdan servis ediliyor, Safiye hanımın yardımcısı yukarı çıkıp onların mutfağını da topluyordu. Kayınvalidesi ile çıkmadığı zamanlarda evde dizi seyredip, yan gelip yatıyordu. Haftada iki gün temizliğe gelen bir yardımcısı da vardı. Ütüyü de ona yaptırmaya başladıktan sonra iyice rahat etmişti.
Canı ne çekerse yiyordu, hamileliğin altıncı ayında doktor normalin üzerinde kilo aldığını, sonra vermenin zor olacağını söyleyince diyete başladı. Çocuk doğduktan sonra kocalarının gözünden düşen kadınları duymuştu. Kilo alıp da onu beğenmemeye başlarsa Mümtaz’ın gözü dışarı kayar diye hemen boğazına sınır getirdi. İki ay içinde normal hamilelik kilosuna dönüverdi. Bebeğin erkek olacağı haberi ailede coşkuyla karşılandı, cinsiyeti belli oldu diye Zeliha’ya yeniden hediyeler alındı. Zavallı Yusuf’ta her geldiğinde ablası zor bir hamilelik geçirdiğinden şikayet ettiği için çok üzülüyor, canı çekmiştir diye parayı getirirken, biraz da meyve alıp geliyordu.
Bebek doğduktan sonra sürekli kapıya bakamayacağı ve gelen giden olacağını tahmin ettiği için doğumdan önceki son gelişinde Yusuf’u bir kaç ay gelmemesi için sıkı sıkı tembih etti.
“Sen parayı biriktir bana üç dört ay sonra getir tamam mı, toplu para daha çok işime yarar! Yeğenine de bir şeyler alırım, dayısından!” deyince, Yusuf coşkuyla bunu da kabul etti. Sonuçta dayı oluyordu o da, ustasına danışmış, altın takılmasının uygun olduğunu öğrenince bir de çeyrek altın alıp hazır etmişti. Tek boğaz olup ustası da ondan kira almadığı için maaşının kalan yarısı ona fazla fazla yetiyordu. Bundan sonra hem ablasına para götürecek, hem de yeğenine hediyeler alacaktı. Aslan gibi yeğeni büyüyünce de onu alıp kendi evine de getirecek, birlikte oyunlar oynayacaklardı. Ablası haklıydı, doğar doğmaz çok gelip gitmek çocuğun mikrop almasına neden olurdu. Ne de olsa o ayakkabılarla çalışıyordu. Pis oluyordu ister istemez giyilmiş ayakkabıydı hepsi. O yüzden üç dört ay bekleyip, bebeği öpüp sevebileceği zaman gelmek daha iyi olurdu. Hem Zeliha’da toparlanmış olurdu.
Böylece Zeliha Yusuf’tan bir süre kurtulmuş oldu. Bebek sağlıkla doğup onun telaşına düştüğü için de bir süre kardeşi hiç aklına bile gelmedi. Tam onu unutmaya başlamıştı ki dört ay sonra bir gün Yusuf yine geldi, elinde hem birikmiş parası, hem altını, hem de yeğeni için aldığı bir kaç parça uyduruk bebek kıyafeti vardı. Bu sefer banyosunu yapıp geldiği için koku bahanesi de bulamayınca mecburen onu içeri aldı. Kısacık yeğenini görmesine izin verdikten sonra kocasının bebek daha küçük olduğundan misafirden hoşlanmadığını söyledi. Kocası ile arasını bozmasın diye de onu uzun ağırlayamıyordu. Bir bardak meyve suyu ikram ettikten sonra apar topar yeniden kapıya çıkarıp gönderdi. Ne yapsa da bu ziyaretlerin arkasını kesse henüz bilemiyordu ama düşünüyordu. Yusuf yüz bulsa epeyce gelecekti belli ki.
(devam edecek)